Korona salgını egzamayı tetikledi

4 Haziran 2020

Korona salgını yüzünden ellerimizi sürekli kolonya ve dezenfektanlarla temizlemekteyiz. Fakat alkol ve bazı dezenfektan maddeler derimizi kurutmakta ve tahriş etmekte. Yeni tip koronavirüs salgını günlerinde hayatımızın bir parçası haline gelen kolonya ve dezenfektanların egzamalı, tahrişli elleri arttırdığı ortaya çıktı. Ellerde egzama benzeri kızarıklıklar, egzama ve çatlamalar oluşmaya başladı bile. Ağır dezenfektan kullanan kişilerin yüzde 80'i olumsuz etkilendi. Çeşitli maddelere alerjik reaksiyon gösteren deriler bir çok sorunla karşılaştı. Sık el yıkamanın neden olduğu tahrişler de çok yaygın. Koronavirüse karşı korumak için kullandığımız preparatlar bir çok insanın derisini kuruttu ve yüzeylerinin koruyucu bariyerini kırdı.


Çok ağrılı derin çatlaklar

Giderek daha fazla insan ellerde kuruluk ve şiddetli kaşıntıdan şikayet ediyor. Eldivenler de sorunlara ve alerjilere neden olabiliyor. Elbette sık sık el yıkama, koronavirüs de dahil olmak üzere enfeksiyona karşı savunma ve koruma için sağlık stratejisinin kritik bir parçası. Ne var ki sabun ve suya, diğer deterjanlara veya alkol el jellerine tekrar tekrar maruz kalmanın sonucu bu olacaktı! Daha kuru cilde sahip olma eğiliminde olan yaşlılarda bu daha da yaygınlaştı.. Zaten yaşlı insanlarda cilt incelir, dış etkilere karşı son derece savunmasızdır. Jeller ellerde kaşıntı dışında cildi kızartıyor ve küçük kabarcıklar veya çok ağrılı olabilen derin çatlaklar meydana gelmesine neden olabiliyor. Ayrıca eldivenlere alerjisi olan insanlar da vardır.


Çözüm doğal yağlarda

Bir çok cilt sorununu doğal yağlarla çözmek mümkün olabilmekte. Şimdi size bahsedeceğim yağlar, bitkilerin tohumlarından soğuk sıkım sistemiyle ve maserasyon yöntemiyle yapılır. Benim önerdiğim çözümde malzemeler şöyle; 50 gr Kakao yağı, 50 gr shea yağı, 30 gr hindistan cevizi yağı, 15 ml hodan yağı, 15 ml susam yağı ve 15 ml aynısefa yani diğer adıyla kalendula yağlarının karışımı bu tip cilt sorunları için harika sonuçlar vermektedir.


Yazının devamı...

Mikrop öldürücü uçucu yağlar

19 Mart 2020

Çok sayıda uçucu yağ antiviral etkiye sahip. Virüslerle mücadelede etki sağlayanlar ve grip ya da soğuk algınlığı semptomlarında en etkili olanlar hangileri?

Uçucu yağların laboratuvarda kanıtlanmış bir "antibakteriyel" etkisi vardır. Soğuk algınlığı veya basit solunum yolu virüsleri dünya çapında en yaygın bulaşıcı hastalıktır. Bunlarla savaş için bitkileri de kullanabilirsiniz. Özellikle uçucu yağları. Yüzyıllardır bir çok hastalığın tedavisinde doğadan faydalanılmıştır. Bitkiler çay olarak içilmiş ya da macun şeklinde yenmiştir. İlkel uygarlıklarda bitki yaprakları, tohumları yakılarak çıkan dumanı ile tütsü yapılmış, "kötü ruhları, kötü enerjileri" uzaklaştırmak amaçlı da kullanılmıştır. Aslında bu bitkilerin yakılması esnasında, bitkilerde bulunan uçucu yağlar açığa çıkarak yaşam ortamlarına koku vermiştir. Sağlık dağıtan da bu yayılan koku olmuştur

Havadaki mikropları öldürür

Aynı zamanda bu uçucu yağlar havadaki mikropları öldürerek, hastaların iyileşmesine yardımcı olmuştur. Modern çağda bitkilerin içerdiği bu uçucu yağlar damıtma yöntemiyle ayrıştırılarak parfüm ve ilaç amaçlı kullanılmaya başlanmıştır. 1920'lerden sonra Aromaterapinin keşfedilmesi ve yaygınlaşmasıyla beraber bitkilerden elde edilen uçucu yağlar ve hidrosoller Fransa, Almanya ve İngiltere başta olmak üzere tüm dünyaya yayılmıştır. Dahilen ve haricen kullanılmaya başlanmıştır.

Portakal kabuğu etkisi

Anadolu insanının geleneksel tedavilerinde de bu yöntem aslında adı "aromaterapi" olmasa da vardır. Solunum yolu enfeksiyonlarında kaynar suya kekik ve nane atarak buğu yapmak da buna bir örnektir. Sobanın üzerine portakal kabuğu koymak bile aslında sadece koku vermek amaçlı değildir. Portakal kabuğunda bulunan çok kıymetli, mikrop öldürücü etkisi bulunan uçucu bir yağ vardır. Sıcağında etkisiyle bu uçucu yağ odaya yayılarak hem güzel koku verir, hem de ortamdaki mikroplara etki yapar. Yüzyılları aşan bir başka gelenek de kurutulmuş adaçayı yapraklarının yakılarak tütsü yapılmasıdır. Bu bitkinin yapraklarında da çok kıymetli bir uçucu yağ vardır. Fakat ben bitkilerden tütsü yapılmasına karşıyım. Bir şey yanarak duman çıkarıyorsa aynı zamanda kanserojen demektir. Çıkan dumanı solumak zarar verebilir. Akciğerlerde kanserojen etki göstermesinin yanı sıra, astım, bronşit gibi hastalıkları da tetikleyebilir.

Dünyanın en zengin bitki çeşitliliği

Tütsü yapmak artık çok eski dönemlerde kaldı. Modern çağımızda uçucu yağları kullanmak çok daha mantıklı ve çok daha etkili. Özellikle bu günlerde fazlasıyla yayılan virüs kaynaklı bu kış hastalıklarında hangi yağları kullanabiliriz? İnfluenza, corona vs derken insanlar haklı olarak korku içinde yaşamaktadır. Özellikle yaşlılarda ve hastalarda ölümcül etkileri olduğunu görmekteyiz. Bu tip hastalıklar için Dünyanın çeşitli bölgelerinde bir çok bitki yağları kullanılmaktadır. Dünyanın en zengin bitki çeşitliliğine sahip coğrafyalarından birisinde olan ülkemizde yetişen bitkilerden elde edilen uçucu yağlar bu konuda fazlasıyla yeterli olur.

Yazının devamı...

Virüslere bitkisel kalkan!

11 Şubat 2020

Hepimizin bildiği gibi,virüsler insanlık tarihi boyunca hasta eden, baş etmesi zor mikroplardır. Gözle görülmeyen bu virüslerinetkileri çok büyüktür, bazıları ise ölümcül olabilir.Antibiyotiklerin icat edilmesinden sonra bakterilere bağlı hastalıkları kolayca yenmeyi başardık ancak virüslere karşı aynı başarıyı henüz elde edemedik. Çünkü en güçlü antibiyotikler bile virüslerin karşısında etkisiz kalabiliyor.

Bağışıklık sistemini güçlendirmek
Virüslerle baş etmenin tek yolu bağışıklık sistemimizi güçlü tutmaktır. Farkındaysanız grip salgınları başladığında etrafımızdaki insanlar gripten farklı etkilenirler. Salgın dönemlerinde gribe hiç yakalanmayanlar var mesela. Kimileri çok hafif atlatır, bazıları ise hastanelik olur. Bunun sebebi herkesin bağışıklık sisteminin farklı olmasından kaynaklı... Bağışıklık sistemini güçlendirmek için size bazı bitkilerden söz edeceğim. Özellikle son 10yılda gelişmiş ülkelerde tıbbi bitkilerin kullanımı hızlandı. Bunun nedeni bu şifalı otların bağışıklık güçlendirmedeki olumlu etkilerini tıbbi otoritelerin de kabul etmesi.

Her yıl şekil değiştiriyorlar!
Grip virüsleri ve buna benzer virüsler her sene şekil değiştirerek insanları hasta etmeye devam etmekte. O yüzden aşılar da pek etkili olamıyor. Çin’de ortaya çıkan yeni corona virüsü de can almaya devam ediyor. Gördüğümüz üzere bu yeni tip Korona virüsünün bulaştığı her insan da hayatını kaybetmemekte. Bağışıklık sistemi zayıf olanlar daha kötü etkilenirken, güçlü olanlar kurtuluyor!Elbette ki can aldığı için huzursuzluk yaratan bu hastalıkta alternatif yolları konuşmak gerekiyor. Çin'de de olduğu gibi,kimi zaman aşılar da önlemiyorsa.. Şifalı bitkiler tam burada devreye giriyor. İşte doğal ürünlere yönelik eğilimin nedeni de, tabiatta çok fazla bağışıklık güçlendirici bitkinin bulunması.

Propolis ve perga
Eski zamanlardan beri şifalı otlar viral enfeksiyonlar dahil olmak üzere çeşitli hastalıklar için doğal ilaçlar olarak kullanılmakta. Virüslere karşı etkili bazı bitkilerden ve arı ürünlerinden faydalanabiliriz. Bunların başında ilk akla gelen propolistir. Propolis tüm zararlı virüs ve bakterilere karşı çok etkili doğal bir silahtır. Yine arı ürünlerinden birisi olan perga yani "arı ekmeği", içerdiği vitaminler, mineraller, aminoasitler sayesinde bağışıklık sistemini güçlendiren çok önemli bir besindir. Pergada, polenden farklı olarak probiyotik bakteriler de vardır. (Faydalı bakteriler) Bağışıklık sisteminin güçlü olması için bağırsak floramızın sağlıklı olması gerekir. Perga bu açıdan da iyi bir besindir. Propolis ve pergayı bal ile karıştırarak kullanmak sinerjik etki yapar, faydası katlanmış olur. Kaliteli ham bal da zaten başlı başına mikrop öldürücüdür.

Yazının devamı...

Uyuz tedavisinde doğal destek

27 Ocak 2020

Bu günlerde en çok soru iletilen konulardan biri de artan uyuz vakaları. Ülkemizde son yıllarda yaşanan malum göç dalgasıyla birlikte klasik uyuz ilaçlarına dayanıklı bir uyuz türünün hızla yayılmaya başladığı düşünülmekte. Normal koşullarda, uyuz bulaştığı zaman, eczaneden alacağınız losyonu 1-2 defa sorunlu bölgeye sürerek bu rahatsızlıktan kurtulursunuz. Ama son aylarda bahsedilen uyuz problemini gidermek için bu ilaçların yeterli olmadığı görülmekte. Dayanılmaz bir kaşıntı, küçük sivilceler uyuzun ilk işaretleri olarak kendini belli eder ve tedaviye ertelemeden başlamak gerekir.

Risk faktörü kalabalık ortamlar

Şunu unutmayalım, uyuz genellikle birçok insanın kapalı bir alanda buluştuğu yerlerde ortaya çıkar. Enfeksiyon bu nedenle okulda, işyerinde, anaokullarında, bakım evlerinde, göçmen kamplarında olabilir. Birincil risk faktörü; kalabalık. Çok insanın yer aldığı mekanlar genellikle bu hastalığın odak noktası. Temasla ve kıyafetler aracılığıyla bulaşır. Uyuz ile enfeksiyon riski çok yüksek olduğundan derhal doktora gitmelisiniz. Uyuzları tedavi ederken en önemli şey parazitlerin hızla öldürülmesidir. Bunun için çeşitli ilaçlar ve size tavsiye edeceğim yardımcı doğal ev çözümleri mevcut.

Etkili şifalı bitkiler

Uyuz gibi parazitlerin vücuttan uzaklaşmasını sağlayan bazı bitkisel yardımcılar var. Kekik, lavanta, çay ağacı, ardıç katranı gibi şifalı bitkilerden yardım alarak uyuzdan kurtulmak mümkün olabilir. Ya da doktorunuzun vereceği ilaçlarla dönüşümlü olarak kullanabilirsiniz önerdiğim doğal yolları. Lavanta yağıyla uyuzla mücadelede güzel sonuçlar alınır. Deriye yerleşmiş parazitler bu yağın yardımıyla yok olur. Alternatif olarak sirke de kullanılabilir. Sirkenin antiseptik gücünden yararlanarak zararlı akarlar hızlı bir şekilde uzaklaştırılır.

Deriye gömülen parazitler

Uyuz başlangıçta başka bir deri hastalığıyla veya alerji ile kolayca karıştırılır. Hastalığa neden olan Uyuz böcekleri gözle görülmesi mümkün olmayan ve insanın üst deri katmanına gömülerek yerleşen parazitlerdir. Deride açtıkları kanallara her gün yumurta ve dışkı bırakırlar. Kaşıntılı deri reaksiyonları da bu hareketlerle başlar ve çok rahatsız eder.

İlaçlara direnebiliyor!

Yazının devamı...

Doğanın simyası 'Arı ekmeği'

8 Ocak 2020

Perga, arıcılar tarafından "arı ekmeği" olarak adlandırılır. O adeta Doğa'nın simyasıdır.

Son yıllarda yapılan araştırmalarla faydaları iyice ortaya çıkmaya başlamıştır. Petekli bal tüketenlerdenseniz, bazen petekleri çiğnerken ağzınıza böyle arada polenli ekşimsi değişik bir tat gelir. İşte o tat, arılar tarafından "perga" basılmış petek gözünden dolayıdır. Arılar çiçekleri dolaşıp, polen toplayıp kovana döndüğünde, daha sonra tüketmek üzere bazı petek gözlerine polen ve kendi değişik enzimleriyle yoğurduğu balı basar. Bir nevi turşu tarzında, mayalanmış, faydalı bakterilerle dolu bir besin depolamış olurlar. Bu besinle yavru arıları beslerler, bazen kendileri de beslenirler. Perga, peteklerden özel olarak geliştirilmiş şırıngaya benzer metal aletle toplanır. Toplandıktan sonra buzdolabında muhafaza edilmesi daha iyi olur. Arıların petekte toplayıp sakladığı ve aslında bir tür polen olan Perga'nın son yıllarda yapılan araştırmalarla inanılmaz faydaları ortaya çıkmaya başlamıştır.

Kas gücüyle çalışanlar için müthiş bir gıda

İçerik olarak polendeki tüm vitamin ve mineralleri ve 22 adet aminoasitleri içerir. Yani doğadaki tüm aminoasitleri içerir. Selenyum barındırır. Polenin haricinde arının enzimleriyle yoğrulmuş, fermente edilmiş, mayalanmış, bal da içerdiği için polenden de daha faydalı bir arı ürünü. Aynı zamanda "probiyotik" bir gıda olduğu için bağırsaklar için de çok faydalıdır. Günde 10 – 30 tane kadar tüketilebilir. Doğrudan yenebilir ya da bal ile karıştırılıp yenebilir. Bal ile karıştırılıp tüketildiğinde sinerjik etki yaratır.

İştah açıcı özelliği vardır. Yemekten kaçınan çocuklar için çok faydalı olacaktır. İçerdiği vitaminler, mineraller ve amioasitlerle çocukların zihinsel, bedensel gelişimine katkı sağlar. Spor yapanlar, kas gücüyle çalışanlar için müthiş bir gıdadır. Bal alerjisi olmayan 2 yaş üzeri herkes kullanabilir. Ciltte de çok etkili. Solgun ve çok kuru ciltler için perga ezilip, bal ile karıştırılarak maske şeklinde de uygulanabilir.

Polenden daha faydalı

Temel olarak, Arı Ekmeği, hakkında az bilgi yayılması nedeniyle dünya çapında fazla bilinmeyen ve kullanılan yeni bir üründür. Hangi ürünün daha yararlı olduğu sorusu oldukça sık ortaya çıkar. Arı Ekmeğinin bazı niteliklerinden dolayı Polen'den üstün olduğunu söylemiştik. Her şeyden önce, insan organizması Arı Ekmeği lapalarını Polen'den daha kolay emer. Çünkü Arı Ekmeği olgunlaştığında, onu oluşturan polen kesesi parçalanır ve içinde bulunan organizmada daha hızlı emilebilen maddeler serbest kalır. Organizma, Arı Ekmeğinin aktif maddelerini, fermantasyon sırasında daha az karmaşık bileşiklere ayrıldığı için Polen'den daha kolay emer. (Aksine, parçalanamayan polen kesesi ise Polen içeriğinin emilimini engeller.) Bedensel ve zihinsel gücü arttırmada yardımcı olan Perga'nın antiseptik, mikrop öldürücü özelliği de vardır. Bu şahane doğal besinden uzak kalmayalım.

Unutmayalım, Doğa'nın ibresi her daim gelişmeye doğrudur

Yazının devamı...

Güçlü Sağlıkta Baharat

25 Mart 2019

Bin yıllardır hayatımızda olan baharatların sağlığımız için ne kadar önemli olduğunun bilgisine aslında tam olarak sahip değiliz. İnsanların ne zaman ve niçin acı biber yemeye başladığının zamanı tam olarak bilinmiyor. Kazı yapan arkeloglar, balık ve kömür artıkları ile kaplı 3 bin yıllık bir tencerede hardala da rastladılar. O çağlarda baharatların yiyecek olarak mı, ilaç olarak mı yoksa sadece güzellik amacıyla mı kullanıldığı bilinmiyor. Teorilerden biri, insanların bakterileri öldürmek için yiyeceklere baharat eklemesi üzerine. Bazı araştırmalar, baharatların ağırlıklı olarak mikropların daha yaygın olduğu sıcak iklimlerde popüler olduğunu gösteriyor.

Aslında yemeklere özel bir tat ve aroma veren baharatlar çeşitli bitkilerin bir parçası. Küçücük miktarlarının yarattığı büyük etki şaşırtıcıdır. Dünyanın bütün ülkelerinin ahçıları kullanır. İnanılmaz bir iyileştirme gücü barındırıyorlar ve her türlü yiyeceğe inanılmaz lezzet ekleme hünerlerine sahipler. Ayrıca, kanser gibi hastalıkları önlemeye , iltihabı azaltmaya ve kalbin saat gibi işlemesine de yardımcı olurlar .

Sıcaktan ve nemden uzak tutun
Genellikle kurutulur, öğütülürler. Her ürün gibi baharatların da raf ömrü vardır. Genellikle bu 1 yıldır. Fakat evde kendiniz öğütürseniz daha garanti olur. Örneğin bir tarçın çubuğu, aromasını çok daha uzun süre tutacaktır.

Öncelikle baharatları temin etme ve saklama koşullarına da dikkat etmek gerekir. Kapalı ambalajlarda, üretim ve son kullanma tarihlerine dikkat ederek satın alın. Toplumumuzda kötü alışkanlıklarımızdan birisi de baharatları mutfak tezgahında ocağa yakın bir yere koymaktır. Yani aflatoksin oluşması için en uygun ortam olan sıcak ve nemli bir ortama! Özellikle pul biber, sumak, karabiber gibi baharatlar nemli ve sıcak ortamlarda küf mantarı olan "aflatoksin" oluşturabilmekte. "Aflatoksin", kansere de yol açabilen zararlı bir maddedir ve gözle görülmez. O nedenle baharatları nerede sakladığımız çok önemli. Gelenekel alışkanlıklardan vazgeçip, baharatları içi iyice kurutulmuş cam kavanozlarda buzdolabına koyalım ve lazım oldukça çıkaralım.

Dikkat edilmesi gereken ikinci şey paketlemedir. Genellikle market raflarında ucuz bir seçenek olarak kalitesiz ambalajlı olanlarını görürürüz. Bu tip sağlıksız ambalajlı olan paketleri almamanızı öneririm.

Köri; evdeki eczane

Yazının devamı...

Tahta Kaşık Efsanesi

11 Şubat 2019

Sizler de çoğu kez medyada yer alan haberlerden okumuşsunuzdur. Bazı yiyecekleri tüketirken "asla metal kaşık kullanmayın" şeklinde uyarılar yapar konunun uzmanları. Bu uyarıyı bal kullanımında da çok fazla gördük. Faydalı bal enzimlerinin metal kaşıkla temasa geçtiğinde bazı zararlı tuzlar oluştuğu vs. şeklinde uyarılardı bunlar. Ve bal kavanozuna tahta kaşıktan başka kaşık girmemesi öneriliyordu. En başından beri bu uyarıyı mantıksız buldum, uygulamadım, önermedim. Hatta tam tersine tahta kaşığın zararlı olduğu durumlar bile olabileceğini anlattım. Bal, arı sütü, kefir, yoğurt yerken mutlaka tahta kaşıkta ısrar edenlerden farklı düşündüm. Kil maskesi yaparken bile tahta ya da plastik kaşık kullanın önerisiyle abartanlar da oldu. Polen yerken özellikle tahta kaşığa yönlendirenler de. Artık öyle oldu ki mutfağa yeni alışkanlıklar girdi.. Salata yaparken tahtadan bıçak kullananları gördük!

Gözenekleri mikrop yuvası

Herhangi bir besini yerken en sağlıklısı, paslanmaz çelikten ya da kaliteli kromdan yapılan kaşıkları vs. kullanmaktır. Artık bu devirde piyasadaki kaşıkların çoğu da zaten bu metallerden üretilmekte. Bu tahta kaşık efsanesi belki de çok eski yıllarda paslanabilen metal kaşıkların varlığından da kaynaklanmış olabilir. Bal, arı sütü, propolis, polen gibi arı ürünlerini, kefir, yoğurt gibi probiyotikleri rahatlıkla metal kaşıkla yiyebilirsiniz. Hatta özellikle tahta kaşıkla yememeye dikkat ediniz. Çünkü tahta kaşıkların gözenekleri vardır ve oralarda mikroplar birikebilir. Deterjan artıkları da kalabilir.. Öte yandan tahta kaşıkların üzeri vernik ya da cila ile kaplanabilmekte. Bu tip kaplamalar ise kanserojen olduğundan riskli .

Çelik kaşık ve sağlık

Plastik kaşıklar ise "bisfenol A" gibi zararlı kimyasallar içeriyor olabilir. Erciyes üniversitesinde görevli Arı Ürünleri ve Apiterapi konusunda önde gelen uzmanlardan sayın Prof. Dr. Sibel Silici'nin bu konudaki araştırması dikkat çekici. Bu araştırma da tahta kaşık efsanesini çürütüyor.. Hatta çelik, krom, plastik, porselen kaşıkları 1 ay boyunca balın içerisinde bırakarak denemişler. Sonuçta kaygılanmadan kullanılabilecek en mantıklı kaşığın paslanmaz çelik ve porselen olduğuna karar vermişler. Tahta kaşıkların mutfakta en iyisi olduğuna ısrar etmenin bir anlamı yok.

O bir nostalji

Yazının devamı...

Kabızlığa Karşı En İyi 8 Besin

24 Aralık 2018

Eğer sindiriminiz yetersiz ise hem ruh haliniz olumsuz etkilenir hem de enerji seviyeniz azalır. O nedenle kabızlık sorunu ihmal edilmemeli. Sindirim sisteminde yaşanan sıkışıklık durumunda, doğru gıdaları tüketerek sorunu doğal olarak düzeltirseniz, daha sağlıklı bir metabolizmaya kavuşursunuz. Size hangi besinlerin doğal yolla kabızlığa yardımcı olacağından söz etmek istiyorum.

Bağırsak dostu armut
Kabızlıktan kurtulmak için isabetli meyve seçimlerinden biri de armuttur. Bu meyve, sindirimde yeterli hızı sağlamanıza yardımcı olur. Çünkü en yüksek lifli meyvelerden biridir. Kabuğu ile yemeye özen gösterin çünkü armutun toplam lifinin yaklaşık yarısı kabuğunda yer alıyor.

Kefir, turşu veya yoğurtProbiyotik içeren kefir, mide ve bağırsak sağlığı için çok önemli. Hergün 1 veya 2 bardak kefir ayranı içmek bu soruna iyi gelir. Çok etkili olmasına rağmen eğer tadı hoşunuza gitmezse başka bie çözüm veriyorum: Ev turşusu ile ev yoğurdunu 1'er orta boy kase miktarında karıştırarak yemek sırasında salata niyetine tüketebilirsiniz.

İncir doğru bir doğal çözüm
Kuru incir, sindirime yardımcı olan mükemmel bir lif kaynağıdır. Yüksek lif içeriği suyu emer ve bağırsağınızı yumuşatır. Bağırsak alışkanlıklarını düzenli tutmak ve kabızlıkla baş etmek için mükemmel bir seçimdir.. İhmal etmeyin hergün mutlaka tüketin.

Magnezyum deposu siyah fasulyeYüksek lif içeriği, bol miktarda magnezyum ve potasyuma sahip olması nedeniyle büyük bir sindirim sistemi uyarıcısı ve düzenleyicidir bu sebze. Haşlayın ve evde bulundurun, her salatanıza ilave edin. Çorbalarınız kaynarken haşlanmış siyah fasülyeden bir avuç ekleyin.

Yazının devamı...