Toplanırlarsa ne konuşacaklar?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ayrıca Yunan Başbakanı Miçotakis ile Kıbrıs Rum Lideri Anastasiadis’in son açıklamalarından sonra, Mart ayı için planlanan Kıbrıs toplantısının gerçekleşip gerçekleşmeyeceği büyük bir soru işareti...

BM Genel Sekreteri Guterres’in önerdiği bu “beşli gayri resmi toplantı” yapılabilecekse dahi, Türkiye, KKTC, İngiltere, Yunanistan ve Güney Kıbrıs temsilcilerinin, neleri konuşup konuşmayacakları belli değil.

Diğer bir deyişle, taraflar arasında, daha masaya oturmadan, gündem ve usul ile ilgili o kadar büyük bir anlaşmazlık ortaya çıktı ki, bu gayri resmi beşli toplantının gerçekleşebileceği dahi şüpheli...

Bu şartlar altında BM Genel Sekreterinin her şeyden önce iki tarafın da kabul edeceği bir gündem üzerinde uzlaştırıcı bir formül bulması gerek.

Bu da imkânsız denecek kadar zor bir misyon olarak gözüküyor. Zira iki tarafın, esas müzakere sürecinde, nelerin konuşulup konuşulmayacağı konusundaki görüşleri taban tabana zıt...

Her kafadan bir ses...

Aslında BM Genel Sekreteri, Kıbrıs için yeni müzakere süreci önerisini ortaya koyduğunda, gündem ve usul ile ilgili esnek, ama muğlak  bir tutum sergilemişti. BM çevreleri “gayri resmi” beşli konferansta her konu ve görüşün masaya yatırılması, bu arada eski parametrelerin de geçerli sayılması gerektiğini söylüyorlardı. Ancak, özellikle KKTC’de iktidar değişikliğinden sonra Türk pozisyonu müzakere zemini olarak “federal” değil, “iki devlet” çözümünün esas alınması şartını öne sürdü. Bunun üzerine, gündem ve usul hakkında her taraftan farklı sesler yükselmeye başladı.

BM Güvenlik Konseyinde Kıbrıs Barış Gücünün görev süresinin uzatılması ile ilgili yapılan son görüşmeler sırasında, çoğu üye ülkenin, eski  parametrelerin esas alınması lehinde bir tutum sergilediği görüldü.

Ardından Atina’dan ve Güney Kıbrıs’tan, esas müzakerelerin 5 yıl önce kesildiği yerden devam etmesi lehindeki ısrarlı talepleri geldi. Bu hafta Lefkoşa’ya giden Miçotakis’in Anastasiadis ile görüşmesinden sonraki açıklamada müzakerelerde sadece ve sadece federal çözüm opsiyonun ele alınması şartı öne sürüldü...

Türk tarafının buna tepkisi çok sert oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, masaya “iki devletli çözüm”den başka bir konunun gelmesine kesinlikle karşı olduğunu, “federal çözüm” ise konuşulmasının dahi söz konusu olamayacağını vurguladı.

Erdoğan gibi KKTC lideri Tatar da son demeçlerinde eğer bu şart yerine getirilmezse, Türk tarafının kimseyi dinlemeden, kendi yolunda gideceği uyarısında bulundu...

Herkes Kendi Yolunda...

Gerçekten, BM Genel Sekreteri uzlaştırıcı bir formül bulup bu toplantıyı düzenleyemezse, yollar ayrılacak, fiili durum hakim olacaktır. Bunun Türk tarafı için anlamı, KKTC’nin bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürmesidir. Yunan-Rum tarafı için bu, Türk kesiminin tamamen Güney’den kopması demektir...

Başta belirttiğimiz gibi, tarafların son açıklamalarından sonra, planlanan “gayri resmi” toplantının dahi gerçekleşmesi ihtimali zayıf gözüküyor. Özellikle Erdoğan’ın iki devlet esasına dayalı çözümden başka hiçbir seçeneğin görüşülemeyeceğini, aksi halde Türk tarafının kendi başına belirlediği hedefe doğru ilerleyeceği mesajını açık ve kesin bir ifade ile açıklaması, Kıbrıs sorununda artık yeni bir aşamaya girilmekte olduğunu gösteriyor.

Türk tarafı bu yöndeki hazırlıklarını yapmaya başladı bile. Cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay’ın KKTC’deki görüşmeleri de bu amaca yönelik.

Ankara’nın bu kararlı tutumu karşısında Yunan-Kıbrıs Rum tarafının nasıl davranacağı, uluslararası camianın bu konuda nasıl bir tavır alacağı şimdi merakla bekleniyor. Önümüzdeki haftalar bu alanda çok hareketli ve gergin geçeceğe benziyor...