MİMARİ VE GÜÇ

Anıtsal mimari gerçekte bir güç gösterisidir. Kişiler ve devletler, yaptıkları yapılarla gerek doğa gerekse insanlığa karşı güç gösterisinde bulunurlar. Güç gösterisini eylem olarak yapmanın yanı sıra, geleceğe kalmasını arzuladıkları anıtsal yapılar yaparak da sürdürürler.

Kendilerine güven duyanlar, o güne kadar görülmemiş ve geleceğe güçlü mesajlar ileten yapılar yaparlar. Önemli olan yapılan yapıların büyük olması değil, güçlü mesajlar iletmesidir. Gelecekte, mesaj içermeyen, alışılmışın tekrarı niteliğindeki büyük yapılar kaba güç gösterisi olarak değerlendirilerek tasfiye edilebilir. Ancak gerçek güç hem doğaya hem de yapıldığı döneme meydan okuyan yapılar ile belli olur.

Zoser Piramidi

Bir yapının taşıdığı mesaj nedir? Örneğin piramitler nasıl bir mesaj iletmektedirler. Genel olarak pek bilinmese de piramitlerin erken örneklerinden biri Sakkara’daki Zoser Piramidi’dir. Günümüzden 4650 yıl önce inşa edilen bu piramidin yanı sıra bölgede tamamlanmadan kalmış, Djoserteti ve Chaba gibi benzer piramidal yapılarda bulunmaktadır. Benzer türde basamaklı piramit örneklerine Aztek kültüründe de rastlanmaktadır.

Tenochtitlán piramidinin eskisine zarar vermeden yedi kere büyütüldüğü bilinmektedir. Ancak giderek büyütülen bu yapıda yeni hiçbir düşünce geliştirilmez, eskisinden daha büyük, bir anlamda iri bir yapı ortaya çıkar. Benzer yapı örneklerinden biri de Kamboçya’da bulunmaktadır. Çok daha geç günümüzden yaklaşık bin ki yüz sene önce yapılan bu yapıyı çok az kişi bilir ve tanır.

Zoser piramidinin mimarlık tarihi içinde özel bir önemi vardır. Daha önceleri dikdörtgen formda olan ve mastaba adıyla anılan mezar yapılarını üst üste koyarak gerçekleştirilen bu yapının tasarımını dönemin ünlü veziri İmhotep’in yaptığı bilinmektedir. Bu yapı ile İmhotep, adı bilinen ilk mimar olarak tarihe geçer. Çünkü, büyük değil o güne kadar alışılmadık ve görülmedik bir yapı tasarlamıştır.

Basamaklı piramit denilen bu yapılardan yaklaşık yüz elli yıl sonra Kahire yakınlarında Gize bölgesinde üç büyük piramit inşa edilir. Keops, Kefren ve Mikerinos isimlerini taşıyan bu üç yapı, birbiri peşine tahta çıkan firavunlar tarafından inşa edilir ve Keops piramidi 4 bin 300 yıl boyunca dünyanın en yüksek yapısı unvanını taşır.

Güç gösterileri

Yüzyıllardır piramitler üzerinde araştırmalar yapılmakta, hangi düşünce ve gücün böylesi yapılar yapmayı başardığı, nasıl bir organizasyonun kurulduğu araştırılmaktadır. Son zamanlarda yapılan bir çalışmada Gize’deki üç piramidin Orion takımyıldızında bulunan üç yıldızın yeryüzündeki izdüşümü olduğu tespit edilmiştir.

Yapılan, yapılmakta olan ve gelecekte yapılacak araştırmalar bu yapılar ile ilgili pek çok bilinmezin gün ışığına çıkmasını sağlayacağı düşünülmektedir. Gerek Zoser gerekse Gize piramitleri Mısır’ın dünyaca tanınmasına büyük katkıları olan yapılardır. Çok uzun bir zaman önce yapılan güç gösterisi hala varlığını korumakta ve ülkenin bu yapılar yoluyla zenginleşmesine imkân sağlamaktadır.

Mezopotamya ziguratları, özellikle de Babil Kulesi, semavi kitaplarda kendine yer bulan, binlerce yıldır insanlığın ilgisini çeken güç gösterileridir.

Önce kendi halkı, daha sonra ülkesini ziyaret edecek kişilerin, ülkenin var olan gücünü görmeleri amacıyla yapılan bu yapıların sayısını çoğaltmak mümkündür. Pek farkında değiliz ama ülkemizde de bir dönem güç gösterisi olarak yapılan benzer yapılar bulunmaktadır. Örneğin Göbeklitepe, on iki bin yıl öncesi daha insanlığın tarıma başlamadan önce yaptığı bir güç gösterisini sergilemektedir. Ayasofya Camii bin beş yüz yıl önceden günümüze erişen bir başka güç gösterisidir.

Yöresel, küçük bir beylik olan Mengücekoğulları’nın 1228-1229 yılları arasında yaptırdığı, öncesi ve sonrası olmayan Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, 1462-1470 yılları arasında Fatih Sultan Mehmed’in inşa ettirdiği Fatih Külliyesi gerek mimarisi gerekse o güne kadar bir benzeri görülmeyen eğitim tesisi olması açısından güç gösterisidir.

Jason Goodwin’in Ufukların Efendisi Osmanlılar isimli kitabında söz konusu ettiği gibi Orhan Bey, Bursa’yı fetih ettikten sonra yaptırdığı caminin kitabesinde kendisinden “Gazilerin sultanı, ufukların efendisi, tüm dünyanın muhafızı, Osman’ın oğlu Orhan Gazi” olarak söz eder. Osmanlı Beyliği’nin bu ikinci hakanının taşıdığı iddia ve gösterdiği güç günümüzde dahi hayretle karşılanmaktadır.

Benzer bir güç gösterisi yüz yılı aşkın bir süre sonra Fatih Sultan Mehmed tarafından yapılacaktır. Arapça olduğu için Bab-ı Hümayun girişinde yer alan bu kitabeden büyük bir çoğunluk habersizdir.

Kırkçeşme Suları

“Allah’ın inayeti ve izniyle, iki kıtanın Sultanı ve iki denizin Hakanı, bu dünyada ve ahirette Allah’ın gölgesi, iki ufukta (Doğu ve Batıda) Allah’ın gözdesi, yer ve su küresinin hükümdarı, Kostantiniyye kalesinin fatihi, Sultan Mehmed han oğlu Sultan Murad Han oğlu Sultan Mehmed Han, Allah mülkünü ebedi kılsın ve makamını feleğin en parlak yıldızlarının üstüne çıkarsın, Ebu’l-Feth Sultan Mehmed Han’ın emriyle, 883 yılının mübarek Ramazan ayında, bu mübarek kalenin temeli atılmış ve sulh ve sükûneti güçlendirmek için yapısı gayet sağlam olarak birleştirilmiştir.”

Daha sonra Kanuni Sultan Süleyman İran üzerine yapacağı sefer öncesi verdiği emirle, devletin güç gösterisi olarak Mimar Sinan tarafından Süleymaniye Külliyesi inşa edilir. Çoğunluk tarafından farkına varılmayan ancak Süleymaniye Külliyesi’nden daha büyük bir güç gösterisiyse Kırkçeşme Suları için yapılan kemer ve suyolu inşaatlarıdır. Süleymaniye Külliyesinin yapımına harcanan paranın iki misline mal olan bu suyolu inşaatının yapılması ve şehrin su ihtiyacının uzun yıllar boyunca karşılanmasının ne kadar büyük bir güç gösterisi olduğunu günümüzde anlamakta zorlanıyoruz.

İbn Haldun, “Bir kimsenin kıymeti, güzel bir surette yapabileceği iş ile ölçülür… Ancak devletin arzu etmediği fakat şehir ahalisinin rağbet gösterdiği hüner ve sanat devletin arzu ettiği hüner ve sanat derecesinde gelişmez…” demekte.

İhtiyacımız var

Kargaşa dolu bir coğrafyada varlığımızı sürdürmek için güç gösterisi yapmaya mecburuz. Günümüzde, askeri güç gösterileri dünyanın ve yaşayan insanların antipatisini büyütmekte ve istenen sonuca ulaşmayı zorlaştırmaktadır. Buna karşı Louvre Müzesi’nin yenilenmesi, Bilbao’daki Guggenheim Müzesi ve benzeri güç gösterileri ise sempati toplamakta ve dikkat çekmekte. Yumuşak güç denilen bu oluşuma şiddetle ihtiyacımız var.

Yapılarımızı yenilemek, yeni yapılar yapmak için büyük harcamalar yapılmakta, buna karşı yapılan hiçbir yapı dünyanın ilgisini çekip, gündemde yer almıyor. Ülkemizin kültürel alanda kendine yer bulması ve güçlü bir şekilde sesini duyurması için yeni atılımlara ve düşüncelere ihtiyacı var. Geçmiş yapıların özümsenmemiş kopyalarını yapmak hüner değil, kimsenin ilgisini çekmiyor.

Gelişen Türkiye’nin farklı yollar, yeni fikirler geliştirmesi gerekiyor. Gerek bu topraklarda bulunan kültürel birikim gerekse insanımızın yaratıcı gücü yeni şeyler yapmaya müsaittir. Devletin öncülüğüyle büyük işler başaracağımıza, öncü ve örnek yapılar yapacağımıza inanmaktayım.