Antikorum az diye üzülme fazla diye de çok sevinme

Pandeminin güncel verilerinde vaka ve ölü sayısı gibi karşıtlık ya da korku nedeniyle aşı olmayanların oranı da pik yapmış durumda. Olanlar cenahına baktığınızda da hangi aşı daha fazla antikor yapıyor ya da hiç yapmıyora odaklı anlaşılmaz bir tartışma söz konusu. Dahası, iki doz aşı olmasına rağmen ağır hastalanan ya da ölenler olduğuna dönük iddialar, tartışmalar da dur durak bilmiyor. Yine kafaları karıştıran bir başka nokta ise sürekli mutasyon geçiren ve yeni versiyonuyla bulaş hızı eskisine oranla katlanan virüse karşı mevcut aşıların etkili olup olmadığı üzerine. Yani bir yanda kitlesel bağışıklık için olmazsa olmazlardan aşı gerçekliği, diğer yanda antikor hesaplarına odaklı kafa karışıklığı var. Dolayısıyla, hangi aşı olursa olsun yaptırmak yerine, bunlara dönük nasıl boş ve anlamsız bir tartışma sürdüğünü bir kez daha irdelemekte yarar var. Tabii aslında yapmamız gerekenleri de... Aşı ve kan hücreleri üzerine yıllar öncesine uzanan birçok çalışması, hatta serum enstitüsü kurma girişimi bulunan, ABD’de de Mikrobiyoloji ve İmmünoloji dersleri veren, Hıfzıssıhha, tedavi hizmetleri dâhil 6 genel müdürlükten sorumlu Sağlık Bakanlığı eski Müsteşar Yardımcısı (1994-1996) Prof. Dr. Turgut İmir anlatıyor: 

“Dünya Sağlık Örgütü, mevcut aşıların etkinliğini doğruladı. BioNTech aşısının yüzde 95 oranında etkili olduğunu söyledi. Sinovac’ın Türkiye’de yapılan değerlendirmesinde (Faz III çalışması ile) bu etkinliğin yüzde 85 olduğu bildirildi. Yani her ikisi de yeterli etkinlikte, ancak Sinovac aşısının saklama ve kullanmada daha avantajlı olduğu görülmektedir. Bu aşıların hiçbirinin kötü veya diğerine çok üstün olduğunu düşünmüyorum. Oxford Üniversitesi tarafından koruyuculuğu yüzde 90 olduğu açıklanan AstraZeneca için pıhtılaşmaya yol açıyor diye konuşuldu. Oysa pıhtılaşma kaynaklı ölüm oranı milyonda beş civarı. BioNTech, Moderna ve Oxford aşılarında virüsün belirli bölgelerini kullanıyorlar ve sadece bu bölgelere karşı antikor oluşuyor. Çin aşısı Sinovac’ta ise ölü virüsün tek bir bölgesi değil tümü veriliyor. Diğer aşılar kadar etki oranı yüksek olmasa da virüsün daha çok bölgesine reaksiyon meydana geliyor. BioNTech ve Sinovac aşılarının ortak yönü ise yeni mutasyonlu İngiliz ve Güney Afrika kökenli virüslere de aynı miktarda etkin olması. Ama eğer Sinovac dışındakilerin kullandığı o bir tek yapıya da mutasyon olursa silahınızı kaybedersiniz elinizden.”

Nasıl yani?

“Kovid-19 virüsünde bugüne kadar 9-10 bin mutasyon olmuş. Bunların büyük çoğunluğu fonksiyonel olmayan yapılarda meydana gelen mutasyonlar. mRNA aşılarında gelişecek mutasyonla bu aşıların etkinlikleri yok olabilir veya azalabilir. Bu değişimlere karşı Sinovac daha kapsamlı. Yani mRNA aşısı kullanıldıktan sonra, mutasyona uğramış virüs kişiye tekrar bulaşırsa, korunma yetersiz olabilir veya hiç korunma olmayabilir. Ancak bugünkü tabloda, mevcut mutasyona rağmen korunma devam etmektedir. “

Varsayalım Belçika diye yeni bir ırk oluşursa gibi mi?

“Evet, mRNA aşıları bu durumda yeterli olmayabilir. Çünkü bu aşılar o özel yapıya, hücreyi oluşturan proteinlerden bir grubuna karşı antikor üretir ve o protein yapısında bir değişiklik olursa aşılanan kişide gelişen antikor hiç gelişmeyebilir veya yeterli olmayabilir. Bu antikorların ne miktarda olması gerektiği hakkında henüz uluslararası standartlarda onaylanmış bir birim açıklanmadı. Firmalar kendi aşıları için bazı değerler veriyorlar. Alt sınır olarak 1 de gösteren var, 50 de. Bir mutasyonun oluşması ile pandemiye dönüşmesi altı ay ila bir sene arasında süre gerektirir. Tüm Kovid aşılarının etkisi kişilerde ortalama zaten bu süre kadar. Ancak bu Kovid’le sınırlı değil. Bu influenzada da böyle. Mesela kolera aşısının etkinliği 4-5 aydır. Dolayısıyla, bu üstünde durulacak bir konu değil. Şu aşamada Sinovac aşısı yeterli bağışıklık geliştiriyor. Mesela bende 119 çıktı bu değer. Alt sınır 50 olduğu halde aynı aşıdan sonra 2000 çıkan da, sıfır çıkan da var. Sıfır çıkması, antikor gelişmemiş demek olabilir ancak bağışıklık hiç gelişmemiş demek değildir. Aşılanmış kişilerde antikor az ürese de, hiç üremese de onlar hücresel bağışıklık sağladıkları için aşılanmamış kişilere göre kesinlikle daha fazla koruma altındalar.”

Mutasyon olasılığı açısından Çin aşısı daha avantajlı denilebilir mi?

“Avantaj diye bir şey yok aslında. Ama Sinovac aşısında bir proteine karşı değil birkaç protein grubuna karşı bağışıklık meydana gelebilir. Teorik olarak, virüsün birkaç değişik antijenik yapısına antikor üretilmesinin bir avantaj olacağı düşünülebilir. Ama mutasyon oluştuğunda, protein dizisi değiştiğinde, elinizdeki tek tür antikorun etkinliği de sorgulanır hale gelir.”

Antikorum az diye üzülme fazla diye de çok sevinme

Prof. Dr. Turgut İmir

Yüksek demek her şey demek değil

İki defa aşılanıp, kanında yüksek antikor olduğu halde virüse tekrar yakalanıp hayatını kaybedenler de olduğuna dikkat çeken İmir, devam ediyor:

“Kanda antikorun olması da her zaman yeterli değil. Kişide örneğin damar sorunları varsa sistemde reaksiyon gelişebilir. Evet, antikor koruyucu olarak hastalığın hafif geçmesini sağlar ama mutlak koruyucu değildir. Antikoru yüksek olup ölenler de var. Zaten Dünya Sağlık Teşkilatı antikor düzeyini sorgulamıyor bile. Bu konu Türkiye’de ciddi merak konusu. Yani antikor her zaman tam korumuyor, koruyan hücresel immün cevaptır. O antikorları üreten hücrelere hafıza hücreleri diyoruz. Bir kere bu hastalığı geçirince bu hücreler kalıyor. Bunların bazıları kısa sürede yok oluyor, bir kısmı da ömür boyu devam ediyor. Mesela kabakulak, kızamıkta hafıza hücreleri ömür boyu kalır. Antikor kalmıyor vücutta ama hücreler kalıyor ve koruyor. Dolayısıyla, hücresel bağışıklık önemli.”

Aşı olunduğunda antikor düşük çıksa da o hücreler oluşur mu?

“Genellikle olur. Sadece bazı hallerde olmayabilir. O da immün cevabı doğuştan eksik olan veya sonradan hastalıklarla baskılananlarda hücresel bağışıklık olmayabilir. İşte o zaman tehlikeli.”

Antikor fazla diye çok sevinme, az diye üzülme yani?

“Aynen öyle. Yok diye de üzülme. Yüksek çıkması güzel bir şey aslında ama her şey demek değil. Az ya da yok olması da insanların hastalıktan öleceği veya hemen hastalığa yakalanacağı anlamına da gelmiyor. Her sene gripten bir sürü insan hayatını kaybeder. Ama bir kısmı grip olduğunun farkına bile varmaz, bir kısmı hafif nezleyle atlatır. Yani bu herkeste farklı olur. Dolayısıyla, hangi aşı olursa olsun mutlaka aşı olmak gerekiyor.”

Neden aşıyı zorunlu yapmıyorlar?

“Çocuklarda zorunlu pek çok aşı var. Çiçek aşısı zorunluydu ve bu sayede hastalık ortadan kalktı. Çiçek virüsünde mutasyon olmadığı için de aşısı sonlandı. Bu nedenle, bana göre Kovid aşıları zorunlu olmalı. “

Olmama kararı insan hakkı deniyor?

“Peki, etkileşime geçtiğiniz insanların sağlıklı yaşama hakkı ne olacak? Tamam, siz istemiyorsunuz ama ya hasta olup da bulaştırırsanız bir sürü insana. Örneğin öğretmenlerin, garsonların, marketlerdeki kasiyerlerin, kuryelerin vb. mutlaka aşı olması lazım.”

İnsanların kafası çok mu karıştı?

“Çok konuşuldu, üstelik bilen bilmeyen herkes tarafından. Bir de köpürtüldü. Buna bir ortam yaratıldı, bir korku ortamı oluşturuldu. Kovid’in akrabası olan diğer virüslerde, aynı virüsün değişik varyasyonlarında bu kadar tartışmadık. Hangi aşıyı bulursanız yaptırın. Aklınızda olacağına vücudunuzda olsun. Tabii en önemlisi de şu: Antikor yüksek de çıksa, mutlaka mesafe, temizlik ve maskeye dikkat etmemiz lazım. Hastalık tamamen ortadan kalkıncaya kadar tekrar size de bulaşabilir, siz de bulaştırabilirsiniz.”

Peki ya Türkiye’deki aşı çalışmaları? 

“Türkiye’de bugün için 7 ayrı aşı geliştirme çalışması yapılmaktadır. Bunlarda Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Faz III denemesine başlamış durumdadır. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde ise, dünyada sadece 4 laboratuvarda çalışılan sentetik peptit aşısını burun içine püskürterek kullanmak üzere bir çalışma var ve Faz I dönemindedir. Bu son aşı, son derece kolay kullanılabilecek ve “bulaşmayı önleme bakımından” çok etkin olabilecek bir aşı türüdür. Bu aşının uygulanmaya başlanması, yurdumuz ve insanlık için son derece önemli ve bizim iftihar edebileceğimiz bir çalışmadır.”