Aşık Olma Korkusu (Filofobi)

4 Temmuz 2018

Filofobi, aşık olmaya karşı hissedilen korku ve kaygı durumudur. Aşık olma korkusu olan birey, karşı cinsiyetten kişiyle olan duygusal iletişim durumlarında kaygılanır, korku hisseder ve paniğe kapılır. Duygusal bağlantısı olan bireylerden uzaklaşmaya başlar. Hoşlandığı kişiyle görüşmeden önce ya da görüşme sırasında kaygı yaşar. Görüşme durumlarından kaçma isteği olur.

Birey, içinde duygular olduğunda bile, bağlanmayı önlemeye çalışır. Karşı cinsten biriyle tanışma ihtimali olan durumlardan kaçar. Aşık olma konusu açıldığında kaygı ve öfke hisseder.

Hoşlandığı kişiyle karşılaştığında; çarpıntı, kalp atış hızının artması, nefes darlığı, kaçma isteği vs. olabilir.

Korkunun mantıksız olduğunu bilir ama bu duygunun önüne geçemez.

Aşık olma korkusu, daha önce yaşanmış olan olaylarla bağlantılıdır. Örneğin bireyin boşanmış olması, ihanet, hayal kırıklığı, ayrılık acısı, reddedilme durumu, başkasının ilişkisindeki sorunlara ve başarısızlıklara tanık olması, sonu sıkıntılı biten bir ilişki yaşaması.

Kişide “bütün ilişkiler acı verir” gibi bir inanç oluşmuştur. Bir daha aşık olmayı istemez.

Çocuğun “istediklerimi yapmazsan seni terk ederim” tarzı konuşmalarla korkutulmaya çalışılması, yetişkinlik döneminde bir ayrılık sonrasında, aşık olma korkusunun ortaya çıkmasına sebep olabilir.

Kişinin, çocukluğunda ebeveynlerinin ayrılmasına ya da kavgalarına tanık olması, yetişkinliğinde aşık olma korkusuna neden olabilmektedir.

Yazının devamı...

Yalnızlık Hissi

18 Haziran 2018

Yalnızlık hissi, sıkıntı yaratan bir durumdur. Bireyin ruh halini olumsuz etkiler. Kişinin ailesi, arkadaşları, işi olsa da kendini yalnız hissedebilir. Arkadaşlarıyla görüştüğünde bile yalnızlık hissine kapılabilir. Bazen de yoğun mutsuzluk hisseder.

Etrafındaki insanlar tarafından dışlanma durumlarında da yalnızlık hissi olabilir. Kişinin anlaşılmadığını düşünmesi de bu hissi yaşamasına neden olabilir.

Bazı kişiler yalnız olduklarında içlerinde büyük bir boşluk hisseder. Keyif aldıkları etkinlikleri sadece başkalarının yanında yapabilirler. Yalnız olduklarında ne yapacaklarını bilemezler. Ya da bir şeyler yapmak için harekete geçemezler.

Kişinin tek başına olması, her zaman yalnızlık hissi yaşamasına neden olmaz. Tek başına olmayı isteyerek seçmiş olabilir. Daha az kişiyle görüşerek kendi tercihiyle yalnızlaşabilir. Vaktini keyif aldığı etkinliklerle geçirebilir. Evinde çay içebilir, yürüyüşe çıkabilir.

Yalnız hisseden bireyler, aslında hiç görüşmeyecekleri kişilerle, yalnız kalmamak için ilişki içinde olabilirler.

Kişinin arkadaşlarıyla yüzeysel bir ilişkisi varsa duygularını ifade edemeyerek bastırır ve birçok arkadaşı olsa da duygularını paylaşmadığı için kendini yalnız hissedebilir.

Konuşmak istediklerini değil de, karşısındaki kişinin hoşlanacağı konuları tercih ederse de kendini yalnız hissedebilir.

Birey yalnızlık hissini azaltmak için, internette fazla vakit harcıyorsa azaltmalı, insanlarla olan paylaşımlarını arttırmalı, kendini iyi hissettiren kişilerle görüşmelidir.

Yazının devamı...

Kendini Gerçekleştiren Kehanet

30 Mayıs 2018

Birey yaşamda neyi bekliyorsa onun gerçekleşme ihtimali daha yüksektir. Olmasını beklediğimiz şeyler başımıza gelir. Bu, çoğunlukla bilinçli yapılan bir durum değildir. Kendini gerçekleştiren kehanet durumu, kişilik özelliği olarak karamsar olan ve yaşamda sürekli başına kötü şeylerin geleceğine inanan kişilerin farkında olmadan deneyimledikleri olaylardır. Sonunda da kişi, zaten böyle olacağını biliyordum der. Oysa durumu kendisi oluşturmuştur.

Değer verilmediğini, sevilmediğini düşünen kişi, her çeşit olayı, çevresindeki insanların söylediklerini olumsuz olarak algılar. O kişilere nefretle yaklaşır ve çevresi tarafından gerçekten sevilmeyen, değer verilmeyen, dışlanan biri haline gelir. Böylece kehanetlerini gerçekleştirmiş olur. Değerli olduğuna inanan bir kişi ise değer verilen bir kişi haline gelir.

Bugün kötü bir gün geçireceğim şeklinde düşünen birey, bu düşüncesi doğrultusunda kendi hareketlerini olumsuz yönde etkiler ve gerçekten de günü kötü geçer. İş yerinde, evde veya okulda hep negatif olur ve bu da çevresindeki bireylerin ona yaklaşımını etkiler, çevresindeki kişiler de bu bireye olumsuz yaklaşır.

Hipnoterapi-psikoterapi ile bireyin olumsuz düşünmesine sebep olan olaylar bilinçaltı düzeyde anlamlandırılır ve çözümlenir. Olumsuz düşüncelerini, olumlu şekilde tekrar tanımlayabilmek için uygun ifadeler geliştirilir, telkinler verilir.

Uzman Psikolog Yasemin Aydoğdu

yaseminaydogdu@ymail.com

Yazının devamı...

Terk Edilmekten Korkmak

21 Nisan 2018

Terk edilmekten korkan bazı bireylerde ilişkim nasıl olsa bir gün bitecek düşüncesi vardır. Bu düşünce, ilişkiyi mutlu ve huzurlu yaşamaya ve anda kalmaya engel olur.

Terk edilme korkusu bireye ve ilişkideki öteki kişiye zarar verir. Terk edilme korkusunu yaşayan taraf endişeli iken diğer kişi de üzerinde baskı hisseder.

Terk edilme korkusu olan birey ilişki süresince huzursuzluk ve kaygı hisseder. İlişkinin biteceğinden korkar. Sürekli tedirgindir. İlişkide her şeyin yolunda olması birey için çok fazla önem taşır. Küçük tartışmalar birey için rahatsız edicidir. İlişkisini hayatının merkezine alır. Bütün vaktini ona ayırır. İlişkileri yolunda olsa bile birey karşısındakinin sevgisinden emin olamaz. Karşısındaki kişinin her an terk edeceğini düşünür ve endişe yaşar.

Farkında olmadan, terk edilmek için elinden geleni yapar, ilişkisini olumsuz beklentilerle yaşar ve endişelerini gerçeğe dönüştürmüş olur.

Terk edilmekten korkan bazı bireyler de ilişki biterse diye, hayal kırıklığı ve üzüntü yaşamamak için yakın ilişkiler kurmaktan kaçarlar.

Terk edilme, dışarıda bırakılma anlamına da gelir ve kişi için rahatsız edici bir durumdur.

Yetişkinlik, çocukluğun yerini alan bir dönem değil, onun devamı olan bir şeydir.

İlişkide terk edilince kişinin o anda hissettikleri artık sadece öteki kişi ile ilgili değildir. Geçmişte terk eden aile üyeleri, arkadaşları, sevgilileri ile de ilişkilidir.

Yazının devamı...

Hep Daha Fazlasını İstemek

10 Nisan 2018

Hep daha fazlasını isteme sorunu yani affluenza, acı veren, sosyal olarak kişiden kişiye geçen ve daha fazlasını istemeye neden olan kaygı, borçlanma, israf ve daha fazla çalışma sorunudur. Daha çok tüketmek, daha fazla para kazanmak ve harcamaktır. Bireyin çevresine ayak uydurması sonucu oluşan doyurulamayan duygulardır. Maddi olarak büyüme bağımlılığıdır. Kişinin para ile sağlıksız bir ilişki içinde olmasıdır. Sorun, istedikleriyle ihtiyacı olanlar arasındaki karışıklıktır.

Tüketim odaklı toplumlarda bireyler, daha fazla tüketebilmek için borçlanırlar ve daha çok para kazanmak için uğraşırlar.

Kişiler sürekli olarak diğerlerinin sahip oldukları ve sahip olmadıkları şeyler üzerine değerlendirmeler yaparlar. Son yıllarda her yaştan birey, başarıyı sahip olduklarıyla ölçmeye başladı. Her ekonomik seviyedeki birey paranın tüm sorunlarını çözeceği gibi bir yanlış inanca sahip.

Affluenza sorununun belirtileri; kişide gelecek motivasyonunun düşmesi, özgüven azalması, depresyon, işkoliklik, bağımlılık, tüketicilik, zevkleri erteleyememe, dış benliğe çok, iç benliğe az önem vermektir.

Sürekli daha fazlasını istemek panik ataklarını tetikler. Stresi ve kaygıları arttırır ve bireyleri ruhsal olarak yıpratır.

Affluenza sorununun çözümü hem bireyin kendi bireysel huzuru, hem de topluma bulaştırabilme tehlikesi yüzünden büyük önem taşır.

Bu tarz sorunların altındaki nedenlerden biri toplumda daha fazla kabul görme isteğidir.

Affluenza ile başa çıkabilmek için, önce durumun farkına varın, topluma uymak yerine başkalarından farklı olmanın kötü bir şey olmadığını anlamaya çalışın. Evinizde bir bütçe oluşturup gelir ve giderleri dengelemeye başlayın.

Yazının devamı...

İşkoliksen Sebebi Var

26 Şubat 2018

İşine aşırı derecede tutkun olan ve çalışmayı durduramayan bireyler işkolik diye adlandırılabilir. İş hayatında olan yoğunluğun özel yaşama da yansıması, bireyi işiyle özdeşleşen bir hayata iter.

Kişi çalışmadığı zamanlarda kendini mutsuz ve öfkeli hisseder. Evini de ofis haline getirebilir. Çevresindekilerle sosyal ilişkileri bozulur. Her türlü işi ve sorumluluğu almak isteyebilir. İş yapmadığı saatleri, zaman kaybı olarak görür. Bedensel ve zihinsel olarak gerginlik hissedebilir.

Çevresindeki bireylerle konuştuğu konuların işle ilgili olmasını ister. Kendini, zamanla yarışır halde hisseder. İş ile ilgili konularda diğer konulara göre daha heyecanlıdır. İşinden dolayı hobilerini ikinci plana atar. Çalışması engellenirse stresli hisseder. İşe başlayınca gereğinden daha çok zamanını çalışarak geçirir. İş için, nasıl daha çok vakit sağlayabileceğini düşünür. Kendisi ya da aile fertleri için ayırdığı zamanlarda huzursuz hisseder.

İşkoliklikten kurtulmak için;

İşkolik olduğunuzu kabul edin. Çalışırken ara sıra mola vererek kendinizi motive edin. İş ve özel yaşam arasında denge kurmaya çalışın.

İşkolik birey sorununu çözmediği sürece depresyon, kaygı, takıntı, odaklanamama, öfke, tahammülsüzlük, uyku sorunları, iş dışındaki şeylere karşı isteksizlik, yaratıcılığın azalması, yorgunluk, bel, boyun, sırt ağrıları gibi sorunlar yaşayabilir. Çok çalıştığı için sağlığı olumsuz etkilenir.

Kişi neden bu kadar çok çalıştığını düşünmelidir. Aşırı derecede işi yüklenme, duygusal sorunların bir işareti olabilir. Birey; depresyon, kaygı, suçluluk ve çaresizlik gibi durumları azaltmak, bunlardan kaçınmak için çalışıyor olabilir.

Hipnoterapi-psikoterapi ile bireyin işkolik olmasına sebep olan, geçmişinden gelen durumlar, bilinçaltı düzeyde ortaya çıkarılarak anlamlandırılır ve çözümlenir. Herhangi bir durum bulunmuyorsa telkinlerle devam edilir.

Yazının devamı...