Çiftçilik deyip geçmeyin. Dünyanın en eski ve önemli uğraşlarından birisi. Yaşamsal değeri her yıl daha da artıyor.
Kuraklık, kıtlık, nüfus artışı, tarım alanlarının hızla azalması ve en önemlisi de çok farklı nedenlerle yeni nesillerin tarımdan, hayvancılıktan, rençberlikten kopması sadece bizde değil dünya genelinde alarm veriyor.
Harman, hasat dönemleri çoktan unutuldu. Ürünler ya para etmiyor ya da toplayacak eleman bulunamadığı için dalında çürüyor. Meralar yok olup yem fiyatları da tavan yaptığı için dünyanın en pahalı etini yiyoruz.
Kırsaldan kentlere göç ederken olayın bu boyutunu yeterince düşünmedik. Eskiden köyler kentlerdeki akrabaları için erzak deposuydu, şimdi kentlerden köylere erzak gönderiliyor. Çünkü köylerde üretim dibe vurdu.
Bu konuda ille de bir kabahatli arıyorsak sorumlu olan sadece çiftçiler değil, tarıma yön verenler ya da tüketiciler değil; hepimiziz.
Ülkemizin neresine giderseniz gidin sınıfa girip “Hedefiniz ne?” diye sorun;
Yapay zekâ konusunda müthiş gelişmeler oluyor. Yarısı abartılı ve lafın ötesine geçmeyen çabalar olsa da ciddi anlamda bu işe kafa yoran gençlerimiz, bilim insanlarımız ve girişimcilerimiz de var.
Bu konuda ciddi bir devlet politikamız var mı? Yoksa bir an önce oluşturulmalı ve ciddi projelere destek vermese de girişimcilere ayak bağı olmamalı. Yatırım fonları ya da büyük şirketlerimiz, mucitlerden öcü gibi korkuyorlar. Kolay ve risksiz para kazanma peşinde oldukları için bırakın desteği, bu konulara ve AR-GE’ye yatırım yapmaktan özenle kaçıyorlar.
Dünyada ve bizde en büyük 500 şirketin sektörlere göre dağılımına göz atın, yeter!
YZ, mobil oyunlar ve diğer dijital uygulamalarda; yüksek teknoloji ve birikim gerektiren konulara göre çok daha şanslıyız.
Zehir gibi gençlerimiz var. Mucizeler yaratmaları için de çok büyük yatırımlara, diplomalara ihtiyaçları yok. Önlerini açalım yeter. Hayalleri ve bilgisayarları onlara yeter de artar.
Mobil oyun yazılım yarışması olan Büyük Oyun programını yaparken
Mühendislere ve uygulayıcıların önemli bir bölümüne göre yapay zekâ gibisi yok. Gelmiş geçmiş en büyük icatlardan birisi. Yarattığı sosyolojik sorunlar ve kırılmaların çerçevesi hâlâ netleşmediği için sosyal bilimcilerin kontrollü bakış açısı hâlâ devam ediyor. Hukuki süreçte ve pedagojik uygulamalarda gelinen son nokta ise sınırlamaların şart olduğu yönünde!..
YZ’nin dünya genelinde en önemli ilgi alanlarından birisi de eğitim, eğitim kurumları, öğrenciler, veliler ve eğitimin diğer paydaşları. En iyi “müşterileri” onlar!
Peki YZ’ciler olaya pedagojik mi bakıyor yoksa ticari mi? Bu konuda ne kadar dikkatli olduklarını dile getirseler de öncelikle pedagojik çerçeveden baktıklarını söylemek abartı olur. Çünkü eninde sonunda ticari firmalar ve öğrenciler de onlar için algoritmik bir değer olmanın ötesine geçmiyor. Oysa her öğrenci farklı bir birey ve her birinin ilgi, yetenek, beceri ve hayalleri çok farklı.
Tüm
LGS’de puanların açıklanmasıyla birlikte yeni bir evreye girildi. Şampiyonların bile istedikleri okula girme konusunda tedirginlik yaşadığı sistemin sevineni az ama üzüleni çok.
Öğrencileri gibi veliler de perişan. Harcadıkları zamana mı kahrolsunlar, emeğe mi, paraya mı yoksa yitip giden hayallerine mi?
Sınav şokunu üzerlerinden henüz atamayan veli ve öğrencileri şimdi de tercih süreci bekliyor. Heyecanlılar, tedirginler ve kafaları da karmakarışık.
Sınav sonuçlarının açıklanması ile birlikte tercihler ve hemen ardından birinci, ikinci, üçüncü yerleştirme derken bu zorlu süreç yaz sonuna kadar devam edecek. Bu yüzden özellikle velilerimize her şeyden önce sabır diliyoruz…
Okul seçimine yönelik değerlendirmelere geçmeden önce sınava ilişkin çok önemli ayrıntıyı bir kez daha paylaşmakta yarar görüyoruz.
LGS benzeri sınavlar elbette çok önemli ama ne şampiyonlar için bir gelecek garantisi söz konusu ne de istediği puanı alamayanlar için her şey bitti. Daha önümüzde
8 yıllık kesintisiz zorunlu temel eğitim gibi 4+4+4 de oturmadı. Değişiklik beklentisi çok yüksek. MEB de bu konuda çalışmalar içinde olduğunu ve gelecek öğretim yılına yönelik olarak değerlendirmeler yapıldığını defalarca açıkladı. Peki bu yönde bir gelişme var mı? Değişiklik söz konusu mu? Değişiklik olacaksa bu şekil yönünde mi olacak yoksa içerikle mi ilgili? Daha da önemlisi 12 yıllık zorunlu temel eğitim, yeni öğretim yılında okumak isteyenler ile istemeyenleri aynı sınıfta “zoraki” bir şekilde tutmaya devam mı edecek yoksa farklı açılımlar mı getirecek? Öğrenciye bakış açısı değişecek mi? Bu değişiklikler tek yönlü mü olacak yoksa karşılıklı mı? Anne babalar için çocukları ne ise devlet için de odur.
Hiçbirini bir diğerinden ayıramaz, birini az diğerini çok sevmez, birine cömert diğerine cimri olamaz, birine gülerken ötekine kızamaz. Okullara ve mesleklere bakış açısı da böyle olmalıdır! Anayasa ve yasalar nezdinde hiçbir fark gözetmeksizin tüm
Mutlu olmak için neden aramaya kalksak zor buluruz ama mutsuzluk söz konusu olduğunda bir sıralama yapmaya kalksak buradan Çin’e yol olur.
Bizde böyle de diğer ülkelerde farklı mı? Ya da fakirler mutsuz da zenginler mutlu mu?
Hocalar mutsuz da öğrenciler ve veliler mutlu mu?
Öğrenim gördüğü alanda olmasa da bir iş bulup çalışanlar mutsuz da diğer çalışanlar, emekliler mutlu mu?
Kentlerde yaşayanlar mutsuz da eğer hâlâ kaldıysa köylerde yaşayanlar mutlu mu?..
Okumayanlar mutsuz da adeta diploma koleksiyonu yapanlar mutlu mu?
Daha yüzlerce seçenek sıralayabiliriz ve mutlu olana zor rastlarız.
Peki ama neden?
Çocuklarımızın geleceğini belirleyen çok fazla değişken var.
Peki en işe yarayan hangisi?
Okul mu, yetenek mi, başarı mı, şans mı, torpil mi, miras mı, hemşehricilik mi, doğduğunuz ülke mi, liyakat mı, sorumluluk duygusu mu yoksa yaşadığınız kent ya da çok daha farklı etkenler mi?.. Başarının, nereden baktığınıza göre değişen çok fazla tarifi var.
Ülkeden ülkeye değiştiği gibi; döneme, yaşa ve beklentilere göre de değişkenlik gösterebilir.
En değerli başarı kimilerine göre en yüksek puanı alıp en iyi okullarda okumak, kimilerine göre herkesten çok para kazanmak, kimilerine göre güç, kimilerine göre de sağlık, huzur ve sürdürülebilir mutlu bir yaşam.
Bu noktada önemli olan başkalarının kriterleri değil, sizin ne istediğiniz!
Kendinizi yeterince keşfeder; ilgi, yetenek ve becerilerinizi geliştirir ve doğru bir yol haritası çizerseniz eminiz ki aradığınız başarıyı da mutluluğu da hayat standardını da fazlasıyla bulursunuz.
Yok eğer kendi kazanımlarınızdan çok başkalarının kazanımlarıyla ilgilenir ve “Neden onların var da benim yok?” noktasın
Bu yıl ilk öğrencilerini alacak olan Bitlis Eren Üniversitesi Tıp Fakültesi, yeterli altyapı oluşturuluncaya kadar eğitimine 3 yıl boyunca İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yani Çapa Tıp’ta devam edecekmiş. Şaşırdık mı? Hayır!..
Benzer uygulamalar pek çok üniversitede, çok farklı bölümlerde gerçekleşti. Uygulamaya da devam ediliyor. Hatta bazı fakültelerin inşaatı ve kadroları zamanında tamamlanamadığı için misafir oldukları üniversitelerde mezun olanlar da var.
Söz konusu durum dün olduğu gibi bugün de tartışılıyor! Tartışılmaya da devam edecek gibi görünüyor. Çünkü belli bir kriteri yok!..
Üniversite inşaatları ve donanımları çok hızlı gerçekleşebiliyor ama hocaların yetişmesi çok zaman alıyor. Bu yüzden de her yeni açılan vakıf üniversitesi ve devlete ait yeni fakülteler, sağladıkları avantajlarla mevcut üniversitelerin içini boşaltıyor!
Bu konuda öğrenci sayılarındaki artış oranları ile öğretim üyesi sayısındaki korelasyona göz atmak yeter de artar.