Ravil Tagir: Kazan, kazan, kazan

30 Eylül 2020

Altınordu Başkanı Mehmet Seyit Özkan, “Göreceksiniz, o da 20 yaşına varmadan Premier Lig’e gidecek” diyor.
Sözünü ettiği futbolcu Ravil Tagir... 17 Yaşında. Ahıska Türkleri’nden bir ailenin çocuğu. Gürcistan’ın güneyinde Ahıska olarak bilinen bölgedeki Suşehri’nden 4 yaşındayken, ailesiyle birlikte Bursa’ya göç etmişler.
Aile 10 yıl süreyle TC vatandaşlığı için beklemiş. Ravil bu arada Altınordu’nun alt yapısında eğitime alınmış... Yabancı dil, farkındalık yaratma dersleriyle birlikte hem parlak bir öğrenci olmuş, hem de futbolunu geliştirmiş.
Ravil savunmacı, sol stoper oynuyor. Vatandaşlığı aldıktan sonra ancak U 15 Genç Milli Takımı’nda oynamaya başlamış.
Ravil, artık Başakşehir futbolcusu. TFF 1.Lig’den Süper Lig’e geçiş yaparken, Şampiyonlar Ligi kadrosuna da girebilecek. Oynadığı milli maçlardan, yurtdışındaki özel turnuvalardan sonra “MVP” (En Değerli Oyuncu) seçilmiş…
Türkçeyi çok düzgün konuşuyor. Kurduğu cümleler, sorulara verdiği yanıtlar sırasında bizdeki bazı spikerler gibi “eee…mmm” gibi esler çıkarmıyor. Sadece Türkçe değil, Rusça da biliyor, okuyor ve konuşuyor. İngilizcesi çok iyi… Bu arada İspanyolca dersleri de alıyor.
Ravil Tagir, Altınordu’dan yetişen bir çok genç futbolcu gibi “proje” futbolcu… Kulüp Başkanı (ve patronu) Mehmet Seyit Özkan, “Ravil’i tıpkı Cengiz Ünder’de olduğu gibi, bilerek, seçerek, gelecek vizyonunu da masaya yatırarak tercihle Başakşehir’e verdik. Bu konuda Başkan Göksel Gümüşdağ’la anlaşmamız çok kolay ve çabuk oldu. Ortada başarılı bir örnek varken, anlaşmamız kolay oluyor” diyor. Ravil Tagir’in hedefinde Üç Büyükler yok! Onun kariyer planlamasındaki hedefi Beş Büyükler… Endüstriyel futbolun beş büyük ülkesi, İngiltere, İspanya, Almanya, İtalya ve Fransa.. O nedenle İngilizcenin yanı sıra, derdini anlatacak (La Liga’da oynayacak) kadar İspanyolca öğrenmeyi amaçlıyor.

Yazının devamı...

Meşaleyi atan var, golü atan yok!

28 Eylül 2020

Süper Lig’in üçüncü haftasında oynanan “erken derbi” yavaş ve golsüz oyunla başladığı gibi bitti. Kazanmaya oynadılar, ama “önce savunma” dediler. Bol faullü, yavaş ve temposuz oyunda 11 sarı kart gördük, 1 gol göremedik... Maçın gözden kaçmaması gereken olayı, seyircisiz tribünlerden sahaya atılan meşaleydi. Bu meşalenin sorumluluğunu kim alacak, TFF nasıl bir ceza verecek? Merak ediyoruz.

İki takımın da bu maça ciddi hazırlıklarla geldiğini gördük. Tribünleri boş olsa da Galatasaray hem ev sahibi olmanın, hem de mevsim başındaki yüksek formunun farkını ortaya koydu. Taylan’ın Altay tarafından iki hamlede kurtarılan şutu ve Arda’nın kafa vuruşu buna örnekti.
Fenerbahçe hocasının adına uygun olarak “bulutlu” bir ortamla çıktı Galatasaray’ın karşısına... Takım savunmasını ilk yarıda başarıyla uyguladılar. İkili mücadelelerde topu sökmeyi başardılar. Galatasaray’da Arda’nın dönüşü nasıl “manalı” olduysa, Fenerbahçe’de de Gökhan ve Caner’in yarattığı etki o kadar anlamlıydı.

Galatasaray, dörtlü savunmayı solda Linnes’i ileri çıkararak bir anlamda üçlüye çevirdi. Bu uygulama Gökhan’ın çıkışlarına set oluşturma çabasının canlı örneğiydi. Caner Erkin ise sol kulvarda Omar’a karşı daha rahattı. Bilinen bindirmelerini yaptı, Fenerbahçe rüzgarını estirdi.
Bu derbide merkez oyuncular da takımları adına özel çaba gösterdiler. Galatasaray’da Taylan, hem hücum, hem de savunma görevini aksatmadan sürdürdü. Fenerbahçe’de de Ozan aynı anlayışla oynadı. Ayaklarından yaratıcı katkılar beklediğimiz Sosa ve Belhanda bir tür gölge oyunu oynadılar. Göze batmadan, dikkat çekmeden! Fazlasını yapmaları gerekirdi, yapamadılar.

Falcao - Lemos, Marcao - Valencia temaslarında kaybeden golcüler oldu. Thiam ve Feghouli’nin kanatlardan heyecan yaratan hücum katkıları da savunmalar tarafından çabuk bastırıldı. Bu maçın en özel görüntülerinden biri de Arda Turan’ın şevkle, istek ve enerjiyle oynamasıydı. Kaybettiği toptan sonra sarı kartı göze alıp Deniz Türüç’e faul yapması, Altay’ın sakatlık pahasına kurtardığı şutu bu anlayışla değerlendirilmeli.
İlk yarıda Galatasaray’ın, ikinci yarıda Fenerbahçe’nin gol iştahıyla daha baskılı ve istekli oynadığına tanık olduk.

İstatistiklerin ortaya koyduğu bir gerçek var: Galatasaray kendi sahasında 5 yıldan beri Fenerbahçe’yi yenemiyor. Fatih Terim, geçen sezon Kadıköy’de galibiyet sürecine dönerken, Telekom’daki “takılma sürecini” henüz sonlandıramamış oldu.

Yazının devamı...

Bedelsiz sorular

23 Eylül 2020

Kasımpaşa Spor Kulübü, transfer mevsimine “bedelsiz” oyuncularıyla damga vurdu. Senegalli 28 yaşındaki forvet oyuncusu Mame Thiam ile 33 yaşındaki kaleci Fatih Öztürk, Kasımpaşa yönetimi tarafından sözleşme süreleri dolmadığı halde serbest bırakıldılar.

Mame Thiam Fenerbahçe’ye, Fatih Öztürk de Galatasaray’a “ücretsiz” gönderildi.

Tercüman’da rahmetli patronumuz Kemal Ilıcak’ın en sevdiği sözcüklerden biri “hedayeten”di… Yani karşılıksız, bedelsiz… Hediye olarak. Hemen her ihtiyacımızı gidermek için muhasebede Nursen (Şenbak) Abla’ya gidip dilekçesiz, izinsiz “personel borcu” çekerdik… Önemli sıkıntılarımızı hep böyle atlattık. Bizim borçlar günün birinde sihirli bir el (!) tarafından silinir. Merak edip sorduğumuzda Nursen Abla “yukarıyı” işaret ederdi. Patrona sorardık, “Bizim borç n’oldu, nasıl silindi?” diye... En sevdiği(miz) sözle gülerdi: Hedayeten! Böyle gönül enginlikleri sosyal yaşamımızda sıkça görülür.

Kurumsal pencereden bakarsak “bedelsiz”, izaha muhtaç bir kavramdır.

İki transferle ilgili olarak merak edilenleri burada kayda alalım:

“Fenerbahçe de Galatasaray da Kasımpaşa’ya mutlaka para ödemiştir. Ancak Lisans Talimatı’na göre harcama limitlerinin altında kalmak istedikleri için kulüpler ikili anlaşmalarla bu “meccani” tarifeyi uygulamış olabilirler.”
Acaba öyle mi?

Meccani… Yani ücretsiz. Bedava... Bedelsiz.

Yazının devamı...

Sadece hakem attı

22 Eylül 2020

Fenerbahçe, ayağına kadar gelip şut atmadan memlekete dönen Hatayspor’u yenemedi. İki puan kayıpla kapadıkları maç, iddialı transfer operasyonlarına ve sıkı hazırlık sürecine gölge düşürdü. Santrfor arayışlarına da zorunlu bir ivedilik kazandırdı. Dahası Maçı 9 kişi bitiren rakibe karşı üstünlük sağlayamadılar.
Pandemi koşullarında futbol seyircisiz oynanıyor. Bu durumdan en başta seyirciler, taraftarlar çok rahatsız. Yöneticiler hasılat, teknik adamlar ve futbolcular da coşku ve destek anlamında seyirci hasreti çekiyor.

Hepsi de haklı... Ama bir soru geliyor akla: Seyrettiğimiz futbol, seyirci önünde oynansa ne olurdu? Herhalde iyi olmazdı. En başta kombineciler yakınırdı. Homurdanmalar başlardı. İş skor tabelası değişene kadar protestoya kadar uzardı. Peki bu futbolu taraftar önünde oynayabilirler miydi? Oynayamazlardı. En azından seyirciye saygı bağlamında... Aradıkları heyecanı da fazlasıyla bulacakları için zaten böyle verimsiz ve kötü oynayamazlardı.

Fenerbahçe-Hatayspor maçının ilk yarısıyla ilgili izlenimlerimiz böyle... İlk yarı istatistiklerine bakıyoruz. Topa sahip olma oranları (52/48)... Orta karar, dengeli bir tablo. Ama şut sayılarına bakınca konuk takım fazla nezaketli... Rakip kaleye isabetli-isabetsiz tek şutları yok. Hatayspor kendi yarı alanında toplandı. Alanları kapattı. Ceza alanını da yasak bölge ilan ettiler. Hava toplarında stoperler Yusuf ve Santos vurdurmadı. Fenerbahçe de o kafa toplarına vuracak “münhal bulunan” santrfor mevkiine de da henüz oyuncu bulabilmiş değil... Valencia adeta “sahte dokuz”u oynadı. Thiam ve Ferdi’nin hücum katkıları çok düşüktü. Etkinlikleri yok hükmündeydi. Fenerbahçe’de hücuma en istekli, en heyecanlı oyuncular Ozan Tufan’la Caner Erkin oldular. Ozan ortadan derin hamleleri ve şut denemeleriyle dikkat çekti. Caner de rakibin alan savunmasını aşma umuduyla soldan isabetli orta yapmayı denedi. Dedik ya stoperler o toplara vurdurmuyordu.
Peki Fenerbahçe için olumlu görüntü yok mu? Elbette var: Savunma! Gökhan, Zanka, Lemos ve Caner sorunsuz bir ilk yarı yaşadı. Gökhan’ın klasik ileri çıkıp kanat hücumlarıyla rakibi yıpratan hamlelerini ancak ikinci yarıda görebildik. Zanka iyi bir kesici. Lemos için yanılmamayı dileyerek fazlasını söyleyebilirim. Atletik ve çabuk bir oyuncu. Topu kazandığında orta alana çıkarak oyun kurmayı deniyor. Yine de şutsuz takıma karşı zorluk derecesi düşük bir maç çıkardıklarını söylemeliyiz.

Erol Hoca’nın ikinci yarıya başlangıcı doğru teşhis/doğru tedavi umudu yarattı: Thiam ve Ozan Tufan’ın yerine Sosa ve Sinan Gümüş... Yaratıcı ve bitirici sorununa çözüm olabildi mi? Hayır. Hatayspor’da Ömer Erdoğan da Selim ve Gökdeniz’i kenara alıp Traore ile Barbosa’yı ileri sürdü. Anlaşılan o ki Erol Hoca hücumu zenginleştirirken, Ömer Hoca da takım direncini yükseltmeyi amaçlamıştı. Diouf’un yerine Mirkan Aydın’ı alması da gol arayışından vazgeçmediğini gösterdi. Ne var ki Ribeiro ve Sackey’in peşpeşe kırmızı kartları elini kolunu bağladı Ömer Hoca’nın. Dokuz kişiyle ancak gol yememeye odaklandılar.
Hakem Ümit Öztürk’ün Ribeiro’ya aldatmadan (!) gösterdiği ilk sarı kart yanlış. İkinci sarı kart doğruydu. Sackey’e gösterdiği ilk sarı kart doğru, ikincisi de (ikili mücadele) evlere şenlikti. Özetle iki oyuncu da sahada kalmalıydı. Olmadı.

Fenerbahçe Mert Hakan’lı, Deniz Türüç’lü hamleleriyle de golü bulamadı. 10 kişi kalan rakibine 8 dakika, 9 kişi kalan rakibine de son 9 dakika, toplam 17 dakikada skor üretemedi Fenerbahçe. Bunun adı beceriksizliktir.

Yazının devamı...

Tuna’nın ters akışı

20 Eylül 2020

Rakip Antalyaspor ise, Beşiktaş’a rahat yok. Geçen sezon iki maçta da yenildiler. Dün zor geçmesi beklenen maçta uzun süre önde oynadılar ama bitime 5 dakika kala Gökdeniz’in golüyle yine yakalandılar.

Beşiktaş zorlanması beklenen ilk yarıda zorlanmadı. Trabzon’da savunmacı, İstanbul’da hücumcu karakter gösterirken topa (ilk yarı 71/29) açık ara sahip oldu. Kendi yarı alanında gömülü oynayan konuk takım, alan daraltarak Beşiktaş’ın pozisyon arayışlarını sınırlamaya çalıştı. Nuri Şahin’in de savunmanın içine yerleşerek uyguladığı bu alan daraltma oyunu, Beşiktaş’ı olabildiğince ceza alanı dışında tutmayı başardı ama Atiba-Necip-Larin hattında Kanadalı’nın kafa vuruşuyla gelen golüne engel olamadılar.

İstatistik ne kadar ezici bir gösterge sunuyorsa da Beşiktaş’ın gereğinden fazla yan pas yaparak zaman zaman sıkıcı bir oyun çıkardığını söyleyebiliriz. Yan paslarla topa sahip oluyor, en azından rakibin top kullanmasını, hücum etmesini engelliyorsunuz ama, gereğinden fazla top alış verişi en azından “temaşa sıkıntısı” yaratıyor. O kadar pasa karşılık biraz da şut denense oyun hem daha heyecanlı, hem de daha etkili olacak. Bu bol paslı derinliksiz oyun Beşiktaş’a daha da pahalıya mal olabilir. Dün beklemedikleri bir bedel ödediler.

Bu oyunda dikkatimi çeken şeyler var: Vida-Wellinton uyumu henüz güven vermiyor. Sağda Necip Amilton’a kaptırdığı tek topla takımını panikletti. Dorukhan’ın faulüyle tehlikeli bir duran top kullandırdılar Antalyaspor’a.. Aynı Necip’in sağdan topu kaldırarak “Al da at” dercesine Larin’e göndermesi de harika bir asist gösterisiydi. Nsakala solda o kadar zorlanmıyor. Çabuk ve dikkatli.

Takım savunması anlamında Atiba’nın çok top kaybetmeye başladığını, sarı kart riskinin geçmiş yıllara oranla yükseldiğini söylemeliyiz. Dorukhan da henüz yüzde yüze ulaşmış değil. O yüzden beklenmedik top kayıpları ve faullerle oynuyor.

Hasiç genç yaşına rağmen çok inatçı ve topu tutabilen bir oyuncu. Boyd kendinden beklenenleri yapmaya çalışıyor, yetmiyor. Mensah ve Larin… Bireysel oyuncu istatistiklerine bakmadan yazıyorum. Topla en az buluşanlar onlar. Hadi, Larin stoperlerin baskısı altında diyelim… İkinci yarıda kötü vuruşla kaçırdığı gol de galibiyet şansını harcadı. Mensah’ın biraz daha oyuna girmesi, sorumluluk alması gerekiyor. Murat Şahin’in Ljajiç’li, Lens’li Umut’lu hamleleri galibiyet güvencesi sağlamadığı  gibi kontrol futbolunu da zayıflattı. Buna karşılık Antalyaspor ilk yarıda 71/29’a rağmen ezilmedi, sadece direndiler.

Çok az hücum şansı yakaladılar. İkinci yarıda Podolski, Gökdeniz ve Orgil’in katılımıyla oyuna ortak oldular. Kaleci Ersin’i terleten hızlı ataklar yaptılar. Tamer Tuna beş değişiklik hakkını Beşiktaş’tan önce tamamlamakla kalmadı, o hamleleriyle maçın akışını terse çevirdi. Meler’e bakalım: İlk yarıda Boyd’un omuza yakın bölgeden koluna çarpan topa Meler “elle oynama” kararı verdi. Maçın sonlarında Beşiktaş’ın korner atışında top aynı biçimde Antalyasporlu futbolcunun omuzuna yakın bölgeden koluna temas etti. Meler’in buna da “elle/kolla” oynama kararı verip penaltı düdüğü çalması gerekmez miydi? Bilemiyorum. Atiba herhalde boşuna itiraz etmiyordu. 

Yazının devamı...

Cavani gelirse coşturur

16 Eylül 2020

Süper Lig, bir yandan santrfor satışlarıyla göz kamaştırırken, bir yandan da uluslararası çapta büyük yıldızları ve golcüleri Türkiye’ye getirmek için olağanüstü çaba sarf ediyor.Süper Lig, bir yandan santrfor satışlarıyla göz kamaştırırken, bir yandan da uluslararası çapta büyük yıldızları ve golcüleri Türkiye’ye getirmek için olağanüstü çaba sarf ediyor.Vedat Muriç, Burak Yılmaz, artık Trabzon’dan ayrılması beklenen Alexander Sörloth  sezonun en önemli ihraç kalemleri oldu.  Gidenlerin yerine alınacak oyuncular için bir süre yoklamalar yapıldı. Beşiktaş’ın Balotelli ile masaya oturması beklendi, Sergen Yalçın veto etti. Şimdi Kaliniç gündemi var. Trabzonspor da arayışta.Peki, Fenerbahçe ne yapacak?Mandzukiç’le başlayan arayışlar ve dedikodular geride kalırken ön plana çıkan santrfor Edinson Roberto Cavani Gomez… Kısaca Uruguaylı gol makinası Cavani.Paris St.Germain’de sözleşmesi sona eren Cavani, geçen sezonun ortalarında Haziran 2020’de bitecek sözleşmesinden sonra futbola devam edip etmeyeceğini bilmediğini, emekliliği ciddi olarak düşündüğünü açıkladı. Cavani’nin Barcelona’daki arkadaşı Luiz Suarez de temas kurarak Katalan takımına bizzat geçmek istediği, bu arada Atletico Madrid kulübünün de kendisine teklif hazırladığı anlatılıyor.Ancak Fenerbahçe’de heyecan sürüyor. Öğrendiğimiz kadarıyla Fenerbahçe çok hazırlıklı. Vedat Muriç’le 17.5 milyon Euro gelir elde ederek bir ölçüde finansal rahatlık sağlayan, bankalarla anlaşan Sarı-Lacivertliler, 33 yaşındaki Uruguaylı’yı futbola döndürmek için kesenin ağzını açmak durumunda. Galatasaray’daki Falcao örneğinden yola çıkarsak, Fenerbahçe’nin de bonuslarıyla birlikte en az 7 milyon Euroluk bir maliyetle karşı karşıya kalabileceğini görebiliriz. FFP ilkeleri ve harcanma limitlerine göre zor bir iş. Ancak Ali Koç ve çevresinin bazı operasyonlarla bu transferi gerçekleştirmesi mümkün. Olursa ne olur? Paris St.Germain’in kulüp tarihinde 200 gole ulaşan ilk futbolcu Cavani’dir. Uruguay Milli Takımı’nda da Barcelona’lı Luis Suarez (55)’den sonra en çok gol atan (50) ikinci futbolcudur. Cavani’nin Neymar ve Mbappe ile zaman zaman takım içi rekabetten ve maç sırasındaki ilişkilerinden rahatsız olduğu bilinse de huysuz ve geçimsiz olmadığı söylenebilir. Ben onu 1978’in Arjantinli golcüsü Mario Kempes’e de benzetirim. Fenerbahçe’de oynarsa 20 golü aşabilir. Cavani’nin Fenerbahçe forması giymesi, Kadıköy’de büyük heyecan yaratır. Taraftarı coşturur. İkna edilebilirse, hem Fenerbahçe’nin hem de Süper Lig’in marka değerine katkı sağlayabilir. Elbette o marka değerlerini geliştirmek için yapılacak çok şey var ama, Cavani, Fenerbahçe ve Süper Lig’i bir adım da olsa ileri taşıyabilir. Gerisini Muslera düşünsün, derim...İnşallah Galatasaray kalesine döndüğü zaman vatandaşıyla buluşur, zor maçlara çıkar, biz de keyifle izleriz. Olursa tabii!

Bana santrfor söyle

Ligin ilk haftasında hiç beraberlik yok. 10 maçta 30 gol gördük. Kaleler hiç boş kalmadı. Maç başına gol ortalaması 3… Hollanda Eredivise’yi bile kıskandıracak bir sayı bu.

Altı penaltı, bu yıl hakemlerin ve VAR’ın çok can yakacağını gösteriyor. Kalecilerin ekstra çalışma yapması gerekir (atıcılar ve sen de Caner).
Golcülere bakarsak… 30 golün ancak 12’sini yerli futbolcularımız atmış. Erzurumspor’un 29 yaşındaki golcüsü Oltan geç kalmış bir santrfor galiba. Yine de onun iki kafa golünü alkışladım. Bizim golcülerin çoğu santrfor değil. Cenk Tosun, Burak Yılmaz, Enes Ünal’ı Avrupa’ya gönderirken, ülkede bir santrfor kıtlığı olduğunu da söyleyelim. Topu yabancılara verirken gerçeği göz ardı ediyoruz.

Genç Milli Takımlar Teknik Direktörü Tolunay Kafkas, “Acilen akademi modeline geçerek gündelik menfaatten hakikate, emeğe ve çabaya dönmeliyiz” diyor.
Asıl sıkıntı, elimizde sadece 2 genç santrfor var: Umduğumuz gelişmenin gerisinde kalan Beşiktaşlı Güven Yalçın ve Hollanda’da yetişip İngiltere Championship’te Brentfort kadrosunda forma şansı bulamayan Halil İbrahim Dervişoğlu.

Yazının devamı...

Üç beyaz karanfil

14 Eylül 2020

Sezona kırık dökük, yarım yamalak transferle giren, kadrosunda henüz uyum sağlayamayan Beşiktaş, Trabzon’da değerinden çok şey kaybetmiş büyük maçı, büyük bir başarıyla kazandı. Yiğidin hakkı yiğide!.
Önce Sörloth macerası… Gol Kralı Norveçli oğlumuzun (!) Leipzig’e kaçma niyetiyle ortadan kaybolması.
İki gün önce de Sergen Yalçın’ın Covid-19 testinin pozitif çıkması.
Zaten ilk haftaların kararsız, dengesiz, natamam transfer ortamında maçın cilası bile vurulmamışken seyircisiz bir karanlığa yuvarlandı top…
Sergen Yalçın, öğrendim ki, maçı yanında kimse olmadan evde izleme kararı almış. Dahası, “Murat’a (Şahin) hiç karışmayacağım” demiş, ”Sahada değilim. Murat Hoca’nın gördüğünü göremem. O yüzden susacağım. Ama çok ekstrem bir şey olursa, söylerim...”
Sanırım uzun süre sustu Sergen Hoca… Maç o kadar güzel aktı ki Murat Hoca, oyuncu değişikliklerini isabetle yaptı, bağırıp çağırmadan, kararsızlık göstermeden, sakin sakin kürek çeken kayıkçı gibi ulaştı kıyıya!
Beşiktaş, kendi yarı alanında toplanarak ev sahibi Trabzonspor’un gelmesini bekledi. Bordo-mavili takımın topla buluşur buluşmaz çabuk hücum ezberine karşı beklenen bir önlem oyunuydu bu. En merak edilen Nwakaeme - Necip eşleşmesinin yaratacağı görüntülerdi. Hemen söyleyelim, beklenen çatışma olmadı. Necip sakin duruşlarla yolunu kapatmaya çalıştı rakibinin. Nwakaeme de rüzgarını kaybetmişti.

Yazının devamı...

Benim adım ne baba?

9 Eylül 2020

Futbolumuzun önemli bir sorunu var: Adsızlık.Süper Lig’in “isim sponsoru” henüz belli değil. Ona bağlı olarak sezonun adı da konamıyor.

TFF Başkan Nihat Özdemir dün Ankara’daydı. Akşam İstanbul’a dönmüş olabilir. Nefes alacak vakti yok.

Çocuğa (!) isim bulmak zorunda. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nda Spor -Toto teşkilatıyla isim sponsorluğu için masaya oturdu.İş sadece orada bitmiyor… 21 takımlı, 420 maçlık büyüyen maraton, isim sponsorunun en az 42 hafta gündemde kalmasına yardımcı olacak. Farkındalığı ve tanınırlığı artıracak. O nedenle Başkan, elindeki ürünü pazarlama gayreti içinde. Pazarlamanın İstanbul merkezinde de Digitürk ya da beIN Sports var… Spor Toto’dan başka markalar da olabilir.İki büyük markadan da günün koşullarına uygun, gelir kalemini yükselten bir “destek” bekleniyor. Sanırım şöyle bir anlaşma söz konusu: Önce beIN Sports, Süper Lig’in yayıncısı olarak TFF’den elde ettiği isim hakkını başka bir kuruma devredecek. Bu devirin de bir bedeli var: Yaklaşık olarak 80-100 milyon dolar olarak hesaplanıyor. Piyasa koşulları ve kurumların finansal gücü belirleyici olacak. Şimdilik Spor-Toto favori görünüyor. Devlet Baba yani… Eli açıktır, bilirsiniz. Bu pazarlığı en çok merak eden kim? Mehmet Sepil… Kulüpler Birliği Başkanı… Tüm başkanlar adına adeta uykusuz nöbet tutuyor. İsim babasından gelecek para, doğrudan onları ilgilendiriyor.İsim babalığı hiç de kolay değil. O yüzden Cuma günü ilk düdük çalınıp santrada ilk vuruş yapılana kadar, belki sonrasında da, beklemek gerekiyor.Yeni sezonun adı ne?Süper Lig’in adı konmayınca, sezon da şimdilik, isimsiz başlayacak gibi görünüyor.

TFF’nin “2020-21 sezonuna isim koymama” kararı yok. Gecikmeden dolayı böyle bir algı oluşmuş durumda. Öncelik Süper Lig’in adına veriliyor. Sezonun adanacağı isimler konusunda anlamlı, saygı duyulacak öneriler gündeme geldi.Örneğin Beşiktaş ve Trabzonspor kulüpleri, korona virüsten ölen ilk sağlık çalışanı Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu’nu önerdi. Koronadan ölen tüm sağlık çalışanlarının toplam sayısı 66… Merhum Taşçıoğlu özelinde onlara saygı adına böyle bir isimlendirme yapılabilir. Ya da “Sağlıkçılar Sezonu” diyerek daha sembolik bir ad konulabilir.Öte yandan Kasımpaşa kulübü de en azından bir “fair play” örneği oluşturacak Adnan Süvari adını önerdi. Adı Göztepe ve Milli Takım’la özdeşleşmiş merhum teknik adamı genç kuşaklar, bilmeyebilir, hatırlamayabilir. Zaten sezona ad koymanın bir amacı da böyle isimleri bir kez daha yad etmek, onlara saygı örneği sergilemek değil midir?Kişisel olarak sezona verilecek isim konusunda bir öneride bulunmuyorum. Hangisi olursa olsun… Saygıyla karşılarım.Yeter ki Süper Lig sponsoruyla.. Yeni sezon da adıyla doğsun! Sağlıkla büyüsün, düzgün yürüsün!

SÜPER LİG SEZONLARI KİMLERE ADANDI?
2014-15 Süleyman SEBA

2015-16 Hasan DOĞAN

2016-17 Turgay ŞEREN

Yazının devamı...