İnsanlığın Üzerine Doğan Son Vahiy Güneşi: KUR’AN-I KERİM

Ramazan ayını değerli kılan en önemli husus, hiç kuşkusuz Kur'an-ı Kerim’in bu ayda indirilmiş olmasıdır. Nitekim “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır…” (Bakara, 2/185) ayeti bu hakikati ifade etmektedir.

Allah (c.c.), bizleri yaratmış; akıl ve düşünebilme gibi üstün yetenekler vermiştir. Sayısız nimetlerle donattığı dünyayı da bizim hizmetimize sunmuştur. Peygamberleri aracılığıyla bildirdiği vahiyle bizleri muhatap alarak bize çok büyük değer vermiştir. Bizlerden yaratıcımızı tanımamızı ve ona gereği gibi kulluk etmemizi istemiş ve bizlere bazı sorumluluklar yüklemiştir. Allah Teâlâ, bu sorumlulukların neler olduğunu peygamberleri aracılığıyla gönderdiği ilahî kitaplarda açıklamıştır. İnsanlığı bir güneş gibi aydınlatan vahyin son halkası, Hz. Muhammed’e (s.a.v.) 610 yılının Ramazan ayında indirilmeye başlayan ve indirilişi 23 yılda tamamlanan Kur'an-ı Kerim’dir.

Kur’an-ı Kerim, insanları doğru yola ileten bir rehber; karanlıklardan aydınlığa çıkaran bir nur; gönül dünyamızı aydınlatan bir ışık; küfür, şirk, kin, nefret, fitne, fesat gibi kötülüklerle çoraklaşmış hasta gönüllere bir şifa ve rahmet; doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan ayıran bir ölçü; iyi ve güzele yönlendiren bir öğüt; insanların dünya ve ahiret saadetini bozacak durumlara karşı bir uyarıdır. Bütün bunlardan nasibini alanlar için ise Allah’ın mükafatının bir müjdecisidir.

Kur’an, bütün bu özellikleriyle ilk muhatapları olan müşrikleri şirkin karanlığından imanın aydınlığına çıkarmış, zulüm ve haksızlıkların hâkim olduğu “cahiliyye dönemini” “saadet asrı”na dönüştürmüştür. Öğüt, şifa, rehber ve rahmet kaynağı olan Kur’an’ın mesajlarını indirildiği dönemle sınırlandırmak elbette mümkün değildir. Çünkü o, bütün insanlığı kıyamete kadar aydınlatmak ve onlara yol göstermek için indirilmiştir. Tüm zamanlara ve bütün insanlara hitabeden Kur’an’dan ancak ona inanan, onu okuyan, dinleyen, anlayan ve ona tabi olanlar nasiplenebilirler.

Öyleyse yeniden Rabbimizin şu emirlerine kulak vermek gerekiyor:
“Yaratan Rabbinin adıyla oku!” (Alak, 96/1).
“Kur'an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.” (Araf, 7/204).
“Bu Kur'an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah'ın ancak tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.” (İbrahim, 14/52).
Öyleyse
“Hâlâ Kur'an'ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı?..” (Nisa, 4/82).
“İşte bu (Kur’ân), bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun ve Allah’tan korkun ki size merhamet edilsin.” (En’âm, 6/155).
Ve sonuç:
“Kitab'a (Kur’an’a) sımsıkı sarılıp namazı dosdoğru kılanlar var ya, işte biz böyle iyiliğe çalışanların mükâfatını zayi etmeyiz.” (A’raf, 7/170).
Aksi taktirde
“Kim Rahman’ın mesajından uzak yaşarsa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alı koyarlar da onlar, kendilerinin hâlâ doğru yolda olduklarını sanırlar.” (Zuhruf, 43/36-37).
Halbuki, Rasûlullah’ın (s.a.v) ifadesiyle, “Kalbinde, kafasında, hafızasında hiçbir ayet bulunmayan kimse harap olmuş bir ev gibidir.” (Tirmizi, Fezailül Kur’an 18).