AMELLERİN EN HAYIRLISI AZ DA OLSA DEVAMLI OLANIDIR

Hz. Ali (r.a.), ölüm döşeğinde iken çocuklarına şöyle vasiyette bulunur:

“… Namazınıza devam edin. Çünkü o, dininizin direğidir. Rabb’inizin evinden uzak durmayın. Issız kalmasın. Hayatta bulunduğunuz sürece mescitleri ziyaret edin. Ramazan ayına dikkat edin. Çünkü o ayda tutulan oruç, Cehennem ateşine karşı bir kalkandır. Zekâtınızı verin. Çünkü zekât, bizi Allah’ın gazabından korur. Yoksullara ve düşkünlere yardımcı olun, onları geçiminize ortak edin. Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla cihat edin. İyilik ve takva üzere yardımlaşın. Günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Hayatınız boyunca Allah’a karşı gelmekten sakının. (Taberî, Tarih, C 6, s. 62).

İnsan dünyaya yüksek bir gaye ve sonsuz bir hayata hazırlanmak için gelmiştir. Yaratılışımızın hikmetini, dünyaya gelişimizin gayesini yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle bildirmiştir: “İnsanları ve cinleri ancak bana ibadet (kulluk) etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 51/56)

İnsan, beden ve ruhtan müteşekkil bir varlıktır. Bedenimizin sürekli yeme içme ihtiyacı olduğu gibi, ruhumuzun da sürekli ibadete ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç buluğ çağından itibaren başlayıp, ölümümüze kadar devam eder. Ayrıca bu ihtiyaç, sadece belirli günlere, belirli saat ve dakikalarla sınırlı olmayıp bütün hayatımızı kapsamaktadır. Kur’an-ı Kerim’de bu husus şöyle ifade edilmektedir: “Sana ölüm gelinceye kadar Rabb’ine kulluk et.” (Hicr, 15/99).

İbadetlerin sürekli olması, imanımızın olgunlaşmasını ve güçlenmesini sağlar. Kalbimizde Allah sevgisi ve saygısının yerleşmesini temin eder. Dolayısıyla ruhumuzu yüceltir, kalbimizi kötü düşüncelerden arındırır. Davranışlarımızı düzelterek bizi ahlaken olgunlaştırır. Böylece ahirette cezadan kurtulmamıza ve ebedi mutluluk yurdu olan cennet nimetlerine kavuşmamıza vesile olur. İbadetin, devamlı olması gerektiğini Peygamberimiz (a.s.) şöyle buyurur: “Allah katında amellerin en sevimlisi az da olsa devamlı olanıdır.” (Buhari, İman, 32).

Kur’an-ı Kerim’de namaz, oruç, zekât ve cihad gibi ibadetlere devam etmemiz emredilir. Örneğin namaza devam etmemiz hususunda Rabb’imiz şöyle buyurmuştur: “Ailene namaz kılmalarını emret, kendin de ona sabırla devam et…” (Tâ-Hâ, 20/132) Çünkü “Namazlarına devam eden müminler kurtuluşa ermiştir…” (Mü’minûn, 23/1, 9).

Her konuda olduğu gibi ibadet konusunda da bize örnek olan Resulullah’ın sürekli ibadet ettiğini gören Hz. Aişe validemiz:

- Geçmiş ve gelecek günahların bağışlandığı halde, kendine bu şekilde niçin zahmet veriyorsun? diye sorunca Resul-i Ekrem Efendimiz,

- Şükreden bir kul olmayayım mı? diyerek cevap vermiştir. (Buhari, Teheccüd, 6).

İnsan için en şerefli makam, özellik ve sıfat Allah’ın kulu olmaktır. Nitekim Kelime şehadet getirirken bile Sevgili Peygamberimiz için “abdühü ver rasülüh” yani “Allah’ın kulu ve resulü” diyerek önce kul olduğunu zikrederiz. Çünkü Allah’a kul olma vasfı insan için hiçbir zaman değişmeyen en şerefli özelliktir. Zira doğduğumuzda Allah’ın kulu olarak doğar, yaşarken yine Allah’ın kuluyuzdur. Ölürken de yine Allah’ın kulu olarak ölürüz. Hiç kesintiye uğramadan taşıdığımız bu şerefli vasfımızın gereği olarak az da olsa kesintisiz olarak ibadetleri sürdürmektir. Çünkü kulluk ancak ibadetle anlam kazanır. Bunun için Ramazan ayı vesilesiyle alışkanlık haline getirdiğimiz ibadetlerimizi özellikle vakitleri belirtilmiş olan farz, vacip ve sünnet ibadetlerimizi aksatmadan yapmamız gerekir. Bunun yanı sıra nafile ibadetlere de kendimizi alıştırmalı ve devamlı yapmaya çalışmalıyız. Çünkü nafile ibadetler farz ve vacip ibadetleri bize hatırlatır, onların unutulmasına mâni olur. Zira nafileler sünnetleri, sünnetler vacipleri, vacipler de farz ibadetleri korur. Böylece akıp giden zaman içerisinde kulluk görevlerimizi her zaman ve her yerde kesintisiz olarak devam ettirmiş oluruz.

DİĞER YENİ YAZILAR