YARDIM VE FEDAKÂRLIĞIN ZİRVESİ: İSAR

İslam dininde insanlar arasında yardımlaşma ve dayanışmayı içeren birçok ibadet ve bu ibadetleri ifade eden birçok kavram vardır. Zekât, sadaka, fitre ve infak bu ibadetlerin başında gelir. Bu ibadetlerin tamamında var olan imkânları başkasıyla paylaşmak söz konusudur. Ancak yardımlaşmanın zirve noktasını Türkçede diğerkâmlık olarak ifade edilen “İsar” oluşturur. Çünkü isar, kişinin kendisinin ihtiyacı olduğu halde elindekini başkalarıyla paylaşmak demektir.

Sahabeden Ebu Hureyre (r.a.) bir hatırasını şöyle anlatıyor: Bir adam Peygamberimize gelerek:

- Ben açım, dedi.

Allah’ın Resulü eşlerinden birine haber salarak yiyecek bir şey göndermesini istedi. O da:

- Seni peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, evde sudan başka bir şey yok, dedi.

Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.) ashabına dönerek:

- Bu gece bu şahsı kim misafir etmek ister? diye sordu.

Ensardan biri (Ebu Talha):

- Ben misafir ederim, ya Resulallah, diyerek o yoksulu alıp evine götürdü.

Eve varınca hanımına:

- Resulullah’ın misafirini ağırlamamız gerekir, dedi ve:

- Evde yiyecek bir şey var mı? diye sordu.

Hanımı:

- Hayır, sadece çocuklarımın yiyeceği kadar bir şey var, dedi.

Sahabe:

- Öyleyse çocukları oyala. Sofraya gelmek isterlerse onları uyut. Misafirimiz içeri girince de lambayı söndür. Sofrada biz de yiyormuş gibi yapalım, dedi.

Sofraya oturdular. Misafir karnını doyurdu; onlar da yiyormuş gibi yaptılar fakat aç olarak yattılar.

Sabahleyin o sahabe Peygamberimizin yanına gitti. Onu gören

Allah’ın Resulü (a.s.) şöyle buyurdu:

- Bu gece misafirinize yaptığınız ikramlarınızdan dolayı Allah Teâlâ memnun oldu ve hakkında şu ayeti indirdi. (Buhari, Menakıbü’l-Ensar 10; Müslim, Eşribe, 172).

Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Haşr, 59/9).

İsar, bir kimsenin, kendisi ihtiyaç içinde bulunsa bile sahip olduğu imkânları başkalarının ihtiyacını karşılamak üzere kullanması, başkasının yararı için fedakârlıkta bulunması, demektir. Şu ayeti kerimede bu güzel davranışa dikkat çekilmektedir:

“Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler. (Yedirdikleri kimselere şöyle derler:) "Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz.” (İnsan, 76/8-9).

Bu ayeti kerimede ifade edildiği üzere mal ile isarda bulunulabileceği gibi asıl isar canını feda ederek yapılan fedakarlıktır. Şehitlik mertebesinin en üstün mertebe olmasının sebebi şehitlerin, canlarını Allah yolunda feda etmeleridir. Yani vatanın ve milletin selametini kendi canlarına tercih etmeleridir.

Bir diğer isar örneği de dualarla yapılan isardır. Bencillikten uzak başkalarının iyiliğini Yüce Mevla’dan niyaz etmek de bir isardır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de gerek dua ayetlerine gerekse müminlere duanın öğretildiği ayetlere baktığımızda, kollektif bir şuurun hedeflendiğini görüyoruz. Fatiha suresi bunun güzel bir örneğidir: “Bizi doğru yola ulaştır.” ayet-i kerimesinde müminlere, “ben” yerine “biz” denilmesi öğretiliyor. İşte bu bilincin olduğu yerde, dua ile îsâr gerçekleşmiş olur.

Akrabalık, dostluk, kardeşlik, onları kendine tercih etmeyi onların iyiliğini ve menfaatini kendi menfaatinin üstünde tutmayı yani isarda bulunmayı gerektirir. Öyleyse hiç değilse gelin bütün dostlarımız için, bütün Müslüman kardeşlerimiz için özellikle Mescid-i Aksa’da mücadele eden kahramanlar için dua ederek isar da bulunalım.