Doğu’ya su göçü zamanı

23 Eylül 2021

İklim krizi su göçlerini gündeme getirirken uzmanlar, Türkiye’de şehirleşmenin yoğun olduğu Batı’dan suyun yüzde 70’inin bulunduğu Doğu’ya tersine göçün başlatılması gerektiği konusunda yetkilileri uyarıyor.

İklim krizi hep gündem. Zaten o yüzden iklim zirveleri var. Çevre, doğa, açlık, toplumsal gelişim  ve kuraklık konusunda yeni politikalar arayışı... Yangınlar ve doğal afetler konusunda yeni yaklaşımlar... Bu yüzden de her geçen gün daha çok konuşacağız.

Türkiye’de deniz bilimleri, su politikaları denince gündemde olan bir saygın akademisyen Prof. Dr. Doğan Yaşar. Doğan Hoca, “Kötü su kullanımı dönemi artık bitti, çünkü su da bitiyor” diyor. Bu bir anlamda halk arasında yaygın kullanılan bir deyimi hatırlatıyor: Artık deniz bitti. Neredeyse 25 yıldır Türkiye’de ‘su politikaları ve geleceğin planlanması’ konusunda çaba gösteren, yorumlar ve yayınlar yapan değerli bilim insanı Prof. Dr. Doğan Yaşar. Değerlendirmeleri çarpıcı:

“TERSİNE GÖÇ: Son 50 yılda yeraltı sularını kullanarak gölleri de kuruttuk. Özellikle kalabalık şehirlerde yeni su projeleri üretilmesi gerek. Örneğin, büyükşehirlere göçün önüne kesinlikle geçilmesi gerekir ve nüfusun, suyun yüzde 70’inin bulunduğu Doğu bölgelerine tersine göçün başlatılması için gerekli hamleler yapılmalıdır.

TARLALARA DAMLAMA SU: Tarım için gerekli suların artık barajlardan kapalı sistemle tarlalara ulaştırılması ve tarlalarda  damlama sulama sistemine geçilmesi gerekir. Çünkü gelişmiş ülkelerde suyun yüzde 40’ı tarımda kullanılırken, Türkiye’de bu oran vahşi sulama nedeni ile yüzde 80 gibi devasa boyutlardadır. Tarım ürün desenleri, iklimsel değişimlere göre devlet tarafından havzaların su durumlarına göre belirlenmelidir.

DAHA ÇOK YERALTI BARAJI: Yeraltı barajlarının planlanması ve geliştirilmesi şarttır. 1990’lardan beri gündemde idi ve  çalışmalar başladı.    

YAĞMUR TOPLAMAK: Şehirlerde kanalizasyon sistemleri ile yağmur sistemleri ayrılmalı ve toplanan yağmur suları yeniden barajlara ya da yapılacak olan göletlere yönlendirilmelidir. Arıtma tesislerinden arıtılan sular tarımda kullanılmalıdır. Şehir şebekelerinde kayıp kaçak oranları düşürülmeli ve sular çok daha dikkatli kullanılmalıdır. Örneğin ABD, Pinatubo yanardağının patlaması sonucu artan kuraklıkta rezervuarlarını 1.5 litre kadar küçültmüştür. Türkiye ise 1992 kuraklığında HES barajlarının boşalması sonucu tarihinde ilk kez Bulgaristan’dan elektrik ithal etmek zorunda kalmıştır.

Yazının devamı...

3’lü destekle hızlı kalkınma

16 Eylül 2021

Toprağın sesine kulak veren bir Türkiye daha hızlı kalkınacak. Büyük sorun girdilerdeki artış. Üretici kazanmazken, aracının daha çok para kazanması. Bir de ithalat. Çiftçiler, “Gübre, ilaç ve mazot indirimli olmalı. Yoksa hep zarardayız” diyor.

Yazılıyor, çiziliyor, söyleniyor. Herkesin dilinde, ‘hayat pahalı’. Üretici desteklenmeli. İthalat çözüm değil. Ben de defalarca yazdım, uzmanlar düşüncelerini aktardı. Bu kez onlarca çiftçiye sordum, toprağın sesini dillendirdiler.

Türkiye’nin çıkış noktası tarım. Tarımsal ekonomi. Sadece ekonomik değil, aynı zamanda ekolojik, stratejik ve geleneksel. Toprağa bağlı, toprağı seven bir ülke olduğumuz için insanımız da doğal kaynak. Hem de çok verimli. Toprağın sesine kulak veren bir Türkiye, daha hızlı kalkınacak, daha mutlu ve refah dolu olacaktır.

En önemli sorun girdilerdeki yüksek fiyatlar. Mazot, gübre ve ilaç... Elbette işçilik. Tarımın olmazsa olmazları. Bunların periyodik olarak yükselişi üretimi etkiliyor, fiyatlar yükseliyor. Yani, üreticinin maliyeti kaos. Ne koydu, ne alacak, hesap bu!

Bir de aracı şikayeti. Belki Hal Yasası bir ölçüde çözüm olacak. Üretici kazanmıyor, karı elde eden aracı, iddia bu. Bu iddiayı güçlendiren örnekler de var. Aslında çözüm belli. Kooperatiflerin ve özellikle de Tarım Kredi Kooperatiflerinin daha etkin ve verimli kullanılması. Yani eşe dosta istihdam merkezi gibi görmektense piyasayı denetleyen, kollayan, koruyan ve ayar veren bir sisteme dönüşmesi.

Bu tam anlamıyla başarılı olamadı. Güven sıkıntısı var. Oysa çözüm kolay. Kişisel değil, yapısal planlama. Ve kararlılık. Ucuzlayan üründe çiftçinin yanında olmak, ürünü almak ve tüketiciye ucuz bir şekilde ulaştırmak, kooperatifleri etkin kullanmak.

Bir de ithalat konusu. Pahalılığın önlenmesi konusunda geçici silah. Çünkü uzun vadede zararı üreticiye. Üretim azalıyor, gelecek yıllarda astarı yüzünden pahalı oluyor. Tarımın üzerindeki Demokles’in kılıcı ithalat.

Yazının devamı...

Önce ‘ekmek politikası’ şart

9 Eylül 2021

Çeşitli tanımlamalarla hayata geçirilmek istense de tam anlamıyla istenen sonuca ulaşılamıyor. Oysa planlama sadece tarımın gelişmesi değil, Türkiye’nin de ciddi bir altyapı oluşturması demek. Bu ancak devlet politikası olursa etkin olabilir

Cumhuriyet’in gelişiminde ve sonraki atılımlarda önemli faktörlerden biri de planlama. Hem kısa vadeli, hem de uzun vadeli.

Bu planlamaların tüm dünyada yaşanan gelişmişliklerde en önemli unsur olduğu unutulmamalı. Bizde zaman zaman bu konuda yaşanan ‘duraklama’ ve ‘erteleme’ hastalıkları büyük sorun. Bir yandan AB ile yeni ve sağlıklı ilişkiler arayışı sürerken, bir yandan da tarım, gıda ve hayvancılık sektörlerinin ekonomideki itici gücünü göz önüne alarak mümkünse 5’er yıllık olmak üzere 4 uzun vadeli ve en az 20 yılı gözeten tarım ve ekonomi kalkınma planı hazırlanmasında büyük yarar var. Devlet politikası anlamında, kesintisiz ve aksamasız hizmet verecek şekilde. Sektör uzmanları da, bilim insanları da bu görüşte.

Zaman zaman çeşitli tanımlamalarla (Milli Tarım Projesi gibi) olumlu katkı sağlayan bu tür çalışmalar yapılsa da çözüm geniş katılımlı, uzmanların bürokrasi ile birlikte çalışacağı bir ‘bol projeli ve hazırlıklı planlama’.

Hem üretim planlaması (verimlilik esaslı ve konjonktürel gelişimler çerçevesinde), hem tarım arazilerinin korunması, doğru ve verimli kullanılması konusunda bir yol haritası hazırlanması, hem tekonolojinin ve yapay zekanın mutlaka üretimde yer alması, hem de girdiler ve malzeme (özellikle gübre ve ilaç) konusunda teşvik ve yatırım programları uygulanması... Yani devlet politikası anlamında üretici ve çiftçiyi güçlendiren ‘ekmek politikası’.

Toplumsal refah

Üretimi artırmayı ve üreticiyi güçlendirmeyi hedefleyen, tarımın gelişiminde bilimsele metodlar ve yapay zekayı önemseyen, tasarruflu su kullanımını ve bölgesel iklim koşullarını gözeten, karı maksimize edecek, havza planlamasını kullanacak, kırsal kesimi geliştirecek, haksız rekabeti ortadan kaldıracak bu tür bir çalışma toplumsal refahın gelişimine de büyük katkı sağlayacaktır.

Yazının devamı...

Etsiz bir dünya çok çok yakın

2 Eylül 2021

İklim krizi ve kuraklık, çevre ve doğada büyüyen kirlilik önümüzdeki yıllarda önemli bir protein kaynağı olarak görülen hayvansal tüketimde ciddi fiyat artışlarını, bu çerçevede üretimde ve tüketimde önemli gerilemeyi gündeme getirecek.

Etsiz bir dünya yakın mı? Bu zor mu, sıkıntılı mı? Ne zaman? Nasıl? Çok yakın zaman diyorsam, öyle 20-30 yıl değil. Belki çok daha önce. Çünkü özellikle hayvanların su ve yem ihtiyaçları önemli ölçüde su tüketimine neden oluyor. Basit bir hesapla şöyle söyleyeyim, üretimden sofraya gelinceye dek bir sığırın en az 15 ton, bir koyunun 10 ton, bir keçinin de 6 ton su tükettiği biliniyor. Çoğu var, azı yok.

Bu tüketim ise dünyanın yaşadığı susuzlukta, kuraklıkta , kıtlıkta önemli bir tehdit. Birleşmiş Milletler (BM) raporları, kuraklık uyarılarında özellikle et endüstrisi ve yanlış tarımsal planlamaya dikkat çekiyor. O yüzden de ‘etsiz günler’ yakın.

Hemen bir soru geliyor akla: ‘Peki insanlar protein ihtiyaçlarını nasıl karşılayacak?’ Tek protein kaynağı ‘hayvansal ürünler’ değil ki. Yani et, süt, yumurta...

Üstelik ‘endüstriyel et tüketimi’ni ‘insanlık dışı’ bulan yaklaşımlar da çoğalıyor. Küresel ısınmaya olumsuz etkisi, antibiyotik kullanımını etkisizleştirmesi... Salgın tehditleri...

Gelecek yıllarda ‘tarımın yıldızı’ olmasına kesin gözü ile baktığım baklagillerin bu konuda ciddi bir kaynak ve alternatif olduğu ortada. Yani nohut, bakla, bezelye, kuru fasulye, börülce, soya fasulyesi...

Bilimsel veriler, bunu ortaya koyuyor. 100 gram kırmızı ette yaklaşık 30 gram protein olduğunu varsayarsak, kuru baklagillerde de bu oran 100 gramda yaklaşık 20 gram. Üstelik kalsiyum açısından da zengin oldukları biliniyor.

Yazının devamı...

Sanal fahiş fiyata nasıl son verilir?

26 Ağustos 2021

Büyük market zincirlerinin ‘ucuza satmamakta direndiği’ birçok ürünü yerel yönetimler ucuza satabilir. Devlet de büyük marketlerin ‘ucuza verirsen malını satmam’ tehdidini yasal düzenleme ile ortadan kaldırınca ‘sanal fahiş fiyat’lar da biter.

Türkiye’nin aydınlık geleceği ortak çabalarla inşa edilecek. Bu konuda devletin girişimlerine destek vermesi gereken yapılardan biri de yerel yönetimler elbette. İklim krizi ve pandemi sürecinin etkileri yerel yönetimleri bu konuda harekete geçirdi. Hızlı ve etkili çalışanlar da var, ‘ayağını sürenler’ de.

Hayatın doğal akışı böyle. İşini iyi yapanlar ve yapmayanlar.

Ya da yapmakta gecikenler.

Bu anlamda Türkiye’den güzel ‘tarımsal üretim’ projelerini yansıtmaya çalışıyorum. İzmir’de Torbalı, Aydın’da Söke Belediyesi’nin çabaları ‘örnek belediyecilik’ çalışması anlamında değerli. Dilimde tüy bitti, eğer toplumsal olarak fahiş fiyat ve pahalılıkla mücadele edeceksek, bu konuda yerel yönetimlere büyük iş düşüyor.

Büyük market zincirlerinin ‘ucuza satmamakta direndiği’ birçok ürünü yerel yönetimler, kooperatif ve benzeri oluşumlarla halka daha ucuza satabilir. Devletin yapması gereken de burada ‘Demokles’in kılıcı gibi sallanan’ büyük marketlerin ‘ucuza verirsen malını satmam’ tehdidini yasal düzenleme ile ortadan kaldırmak. Bu gerçekleşirse ‘sanal fahiş fiyat’ da biter.

Söke Belediyesi örnek bir hizmet gerçekleştirdi.

Yazının devamı...

Her şey yeşil olacak

19 Ağustos 2021

Geleceğin dünyası ‘yeşil’. Kurallar, politikalar, yaklaşımlar. Doğaya, çevreye ve böylelikle geleceğine sahip çıkmak da insana bağlı. Dünya bu eksende şekillenecek.

Arka arkaya felaketler... Acılar, kayıplar... Ormanda ‘insan eli’ dedik, ‘yüzde 90 oranında’. İnsan kusuru. Sel ve depremlerde de ‘insan hatası’. Uygun olmayan yere ev dikmek, dere yataklarında yapılaşmaya izin vermek. Sıralı hatalar zinciri. ‘Dur’ demek de insana bağlı.

İşin temeli, iklim krizi. Doğaya ve çevreye verilen tahribatın insanlığa ‘kötü fatura’ olarak yansıması. Ama karar da insanın. ‘Artık doğaya ve çevreye saygı’. Zarar vermemek, korumak, kollamak, sevmek. Geçerli yaklaşım bu. Politikalar da böyle belirlenecek. Yeşil bundan böyle mutluluk ve refahın rengi. Sadece doğa ile bütünleşme, çiçek böcek, çevre sembolü değil. Toplumların geleceği de ‘yeşil’ sloganla belirlenecek. Parti, hükümet ve devlet politikalarında, stratejilerinde bundan böyle ‘yeşil’ ana tema olacak.

Gidişat iyi değil. Bir yandan kuraklık ve susuzluk, bir yandan tarımsal sancılar ve üretimin azalması, bir yandan çevresel sorunlar, enerji sıkıntısı ülkeleri ‘yeşil politikalara’ daha çok zorluyor. Bundan sonra ‘her şey yeşil olacak’.

Yeşil Mutabakat çerçevesinde ülkeler, doğanın korunması için arka arkaya ciddi kararlar alacak ve yaptırımları devreye sokacak. Bu o kadar ciddi ki, yeşile uyum sağlamayan ülkelerden ürün ve mal alınmayacak, ticaret durdurulacak. Yeşil enerji, yeşil konutlar, yeşil teknoloji, yeşil oyun ve oyuncaklar, yeşil teknoloji, yeşil bankacılık, yeşil finans...

Yeşilin her türü... Bir başka deyişle ‘her tonu’.

Azdan çoğa doğru. Yeni stratejiler de hedef, daha çok ‘yeşil’. Yani çevre ve doğanın, dolayısıyla insanlığın daha çok korunup kollandığı sistemler ve yaşama biçimi. ‘Yeşil ekonomi’ ve ‘yeşil mutabakat’ konusunda en çok eleştiri alan ülkelerden biri olan Çin de bile ‘yeşil kalkınma stratejisi’ uygulanmaya başlandı. Ucuz işgücü ve çevresel duyarlılıklarda etkisizlik nedeniyle uluslararası ticaret ve finansta çeşitli tehditlerle karşılaşan Çin’in bu adımı da dünyanın geleceği adına çok önemli.

Yazının devamı...

Yangınlar insan elinden

12 Ağustos 2021

Dünyada özellikle sıcak bölgelerde yangın var. TMMOB Orman Mühendisleri Odası Genel Başkanı Hasan Türkyılmaz, “Yangınlar insan eli ile çıkıyor. Bilinç ve eğitim çok önemli. Gerekirse ormanı sabotaj yoluyla kasıtlı yakana idam cezası getirilmeli” dedi

Ateş sadece düştüğü yeri yakmıyor. Bütün dünya şaşkın, üzgün. “İklim krizi sonuçları” gibi beylik değerlendirmelerin ötesinde insanoğlu ciddi bir sorumlulukla karşı karşıya.

Yangınlar büyükölçüde kontrol altına alındı. Fedakar orman çalışanlarına, yardımseverlere ve belediye ekiplerine minnettarız. Ama her gün bir yerlerden yeni haberler geliyor, “Şurası da yanıyor” diye. Dünyanın neresinden gelirse gelsin orman yangını haberi içimi parçalıyor, dünyamı kapkara ediyor. Son 25 yılda kaybımız 250 bin hektardan fazla. Son yangınların tahribatı ise 100 bin hektarın üstünde. Yazık.

Ormanlar konusunda herkes söz sahibi. Ama işin erbabı orman mühendisleri, orman çalışanları. O kadar az görüşlerine başvuruldu ki... TMMOB Orman Mühendisleri Odası Başkanı Hasan Türkyılmaz, ömrünü bu konuya adamış, deneyimli kişilerden. Söz onda:

“YÜZDE 89’U İNSAN FAKTÖRLÜ: Ülkemizde orman yangınlarının en az yüzde 89’u insan faktörlü meydana geldiği için hedef  kitlelerin bu yöndeki eğitimi büyük önem arz ediyor. Orman yangınları ile mücadelede koruyucu tedbirler, halkın eğitimi, halk orman ilişkilerini düzenlemek, Milli Orman Yangını Koruma Programı ve uygulaması, kamu kuruluşları ile yapılacak yardımlaşma ve yasal tedbirler olarak sıralanabilir.

GÖNÜLLÜLER ÇOK ÖNEMLİ: Yangın alanlarının sınıflandırılması, yangın tehlikesinin azaltılması, ağaçlandırma ve silvikültür tedbirleri, orman yangınlarının gözetlenmesi, haberleşme, yangın söndürme ekipleri, mevsimlik yangın işçilerinin seçilmesi, gönüllüler, askeri birlik organizasyonu, ulaşım, araç, iş makinası, orman yangınlarında sudan yararlanma, el aletleri, orman yangınlarında havadan müdahale, yangın emniyet yol ve şeritlerinin planlanması ve yapımı önemli. Ayrıca sabotaj kasıtlı orman yangınına neden olan kişiler için gerekirse ağır cezalar, hatta idam cezası getirilmeli. 

YENİ YANGIN POLİTİKASI: Yangınlar büyüklüklerine göre sınıflandırılır. İklim değişikliği artık tüm dünyayı etkisi altına aldığından orman yangınları ile mücadelede yeni konseptler geliştirilmeli, hava ve kara mücadele ekipleri gözden geçirilmeli, ülkenin ihtiyaçlarına göre yeniden oluşturulmalı. Teknoloji daha yoğun kullanılmalı, ormanlar kameralar ile kontrol altında tutulmalı.

UÇAK DEĞİL, HELİKOPTER:

Yazının devamı...