Akıllı kentlerde çevreci yaşayanlara ucuz hizmet

29 Nisan 2021

İklim Zirvesi ve çevre duyarlılığı tüm dünyaya ‘ayar’ veriyor. Türkiye’de de önemli girişimler var. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 2023, 2030 ve 2050 hedefli üç ayrı programla akıllı şehirlere zemin hazırlıyor. Bu şehirlerin çevreye duyarlı sakinleri için de teşvikler söz konusu

Büyük yankı uyandıran son İklim Zirvesi ve çevre duyarlılığı tüm dünyaya ‘ayar’ veriyor. Birçok şey değişecek. ‘Kafalar’ ve ‘politikalar’ öncelikli. Bir yandan ‘çevre ve sağlıklı yaşam gelecek kuşaklar için önemli’ diyen kesimlerin sayısı artıyor, bir yandan da yeni önlem, girişim ve projeler devreye sokuluyor. İklim değişikliği, yoksulluk, kirlilik, kaynakların hoyratça kullanımı, zengin  fakir ayrımını derinleştiren sosyal adaletsizlik ve açlık ile kuraklık sorunları dünyanın bir çok ülkesinde yoğun bir şekilde tartışılırken,

Türkiye’de de bu konuda yeni adımlar geliyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, ‘İklim değişikliği ile Mücadele Sonuç Bildirgesi’ni yayımladı. Önemli hedefler var. Bu hedefler tutturulursa, adım adım gerçekleşirse Türkiye’nin ‘daha sağlıklı, nitelikli ve dünyaya uyumlu’ gelişimi anlamında ciddi bir yol haritası olacak.

İşin özü şu: Akıllı şehirler geliyor! Daha yaşanılası, daha sağlıklı, daha temiz ve çevreci. Üstelik gelecek kuşaklara da umut vaat eden. 2023, 2030 ve 2050 hedefli program çerçevesinde ‘akıllı şehirleri’ temiz, sağlıklı, üretken ve çevreci olma anlamında destekleyen yasal düzenlemeler, vergisel avantajlar ve arsa tahsisleri de gündemde. Ayrıca çevre kirliliği yaratan, karbon salımını artıran, doğayı ve su kaynaklarını tahrip eden yapılar ve sahipleri de cezalandırılacak.

Ulusal İklim Değişikliği Araştırma Merkezi kurularak, bu merkez kanalıyla bilimsel ve eğitsel çalışmalar yürütülecek, toplum eğitilecek ve yönlendirilecek, yeni strateji ve politikalar geliştirilecek.

Dünyada örnekleri yavaş yavaş yayılan ‘akıllı şehir projeleri’ devrimsel nitelikte. Buralarda sıfır atık uygulamaları yürütülecek, tasarruf ve çevreye duyarlı su ve madencilik stratejileri geliştirilecek, fabrikalar yenilenebilir enerji politikaları ile kurulacak. Türkiye’nin yedi bölgesine uyumlu ‘iklim değişikliği eylem planları’ oluşturulacak ve sera gazı emisyonlarının azaltılması yönünde çalışmalar yapılacak.

Yazının devamı...

SUDA SIKIYÖNETİM

22 Nisan 2021

Kuraklık devletin gündeminde. Bazı kentlerde büyük su kaçakları var. Yeni planlama hayata geçerse iş sıkı tutulacak, kayıp ve kaçağı yüksek olan belediyelere su tahsisi yapılmayacak. Kaçağı önlemeyen belediyeler için ‘su puan’ değerlendirmeli ciddi kurallar devreye girecek.

İklim krizi ve kuraklık tehlikesi büyüyor. Yazın sıcak geçeceği haberleri su ve kuraklık konusunu yine gündemin ön sıralarına taşıdı. Barajlar da tam dolmadı.

İki yıl önce çıkan bir yönetmelikle ‘içme suyu kayıplarının azaltılması’ yönünde bazı önlemler alındı. Belediyeler büyüklüklerine göre 2023 yılına dek su kayıp oranlarını yüzde 25 ve yüzde 30 maksimum noktasına çekecek. Sonraki yıllarda bu oran daha da düşürülecek. Olumlu bir karardı. Ancak pek de uygulandığı söylenemez.

Hatta bana göre tolerans sınırı hayli yüksek. Normali yüzde 10 - 15 olmalı.

Resmi rakamlara yansımasa da birçok büyük kentte su kayıplarının yüzde 70’ler noktasında olduğu ifade ediliyor. Üzücü bir tablo.

Çabalar maksimum yüzde 15’lerde tutmak üzerine yoğunlaşmalı. Fazlası gerçekten ‘geleceğin çalınması’, kaynakların sorumsuzca tüketilmesi.

Devlet katında bu ciddi sorunla ilgili yeni hazırlıklar var. Aksatılmaması, geri bırakılmaması, ertelenmemesi dileğim. Çünkü bilimsel verileri doğru yorumlarsak ‘su kıtlığı’nın TV’lerdeki haberlerden alışkın olduğumuz şekliyle ‘yakında’ olduğunu görebiliriz. Zaman yok.

Yazının devamı...

Tarımda yapay zeka ile ‘yeniden doğuş’

15 Nisan 2021

Birçok ülkede verimliliği artıran yapay zeka destekli tarımsal üretim Türkiye’de de ilk kez havza ölçeğinde uygulanacak. Pamukkale ve Çukurova Üniversitelerinin işbirliğinde gerçekleştirilen proje, üretimde su kullanımını azaltırken, verimliliği artıracak.

Türkiye’de tarımsal verimlilik ve su kaynaklarının akılcı, tasarruflu kullanılması anlamında yoğun çalışmalar var. Bilim insanları ‘daha mutlu bir Türkiye’ için çaba içinde. Bu girişimlerde önemli güçlerden biri de ‘yapay zeka’.

Dünya yapay zekayı daha etkin ve verimli kullandıkça büyük avantajlar sağlıyor. Ne güzel ki, Türkiye de bu konuda atak. Önemli projeler var.

Bu çalışmalardan bir tanesi Pamukkale ve Çukurova Üniversiteleri işbirliği ile gerçekleşiyor. Amaç, tarımda adeta bir ‘yeniden doğuş’. Çiftçinin, köylünün, üreticinin gelirinin yükseltilmesi. Doğal olarak da verimliliğin arttırılması.

TÜBİTAK’ın gündemindeki ‘yapay zeka destekli tarımsal verimlilik modeli’ ile büyük kriz sinyalleri veren su kaynakları ve su kullanımı konusunda ciddi bir tasarruf yapılacak, doğru ürünler seçilecek, onlar ekilip biçilecek, verimlilik artacak ve çiftçi  köylü daha çok kazanacak. Özü şu: Daha az suyla daha çok ürün. Üstelik en verimlisi.

Deneme Aşağı Seyhan havzası Yüreğir ovasında gerçekleşecek. Başarı Türk tarımının ‘sektörel yıldız olma’ hedefi için de çok önemli.

Üstelik pandeminin ‘gıdaya ulaşımın ne kadar da ciddi bir konu’ olduğunu gözler önüne serdiği süreçte.

Yazının devamı...

UCUZLUK İÇİN LOBİ

8 Nisan 2021

Tarım ve Kredi Kooperatiflerinin marketler yoluyla piyasada denge kurma çabalarına üretici birlik ve kooperatiflerin katılma modeli herkesin dilinde. Kooperatifler de bu konuda kararlı, ‘Biz varız’ diyorlar. Beklenti Hal Yasası’nın çıkması. Bilim insanları, yeniden kooperatiflere yönelmenin önemli olduğu görüşünde.

Devletin aldığı tüm önlemlere karşın çeşitli ürünlerde ‘tarla  tüketici fiyat farkı’ hala tepki çeken noktada. Örneğin, mutfaklarda en çok yer alan soğan  patates ikilisinin son aylarda ‘tarla  mutfak yolculuğu’ iki üç kat dolayında. Kilosu üreticide 1 liranın altına inen iki temel gıda da market  manav  pazar fiyatları en az iki, hatta üç kat fazla. Oysa taşıma  komisyon, kâr marjı eklenerek yapılan hesaplama bile bu ürünlerin 1.25  1.50 TL noktasını aşmaması gerçeğini gözler önüne seriyor. Benzer durum limon, portakal, elma ve muz için de geçerli. Hatta zeytinyağı, un, şeker, ayçiçek ve mısır yağı için de...

İşte bu yüzden benim bir süreden beri gündeme getirdiğim üretici birlikleri ve güçlü kooperatiflerle ‘ucuzluk pazarı’ modeli yoğun bir şekilde gündemde. Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri’ne bağlı marketlerin sayısı 200’ü aştı, piyasada ilgi gördü. Aynı mekanizmayı ‘güçlü kooperatifler ve birlikler’ kanalıyla piyasada işlevsel kılmak, ‘hem ucuzluk’, hem de fiyat oluşturan ‘büyük market zincirleri’nin egemenliğinin azaltılması demek. Bir anlamda halk adına ‘ucuzluk lobisi’.

10 kat artabiliyor

Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak ve Bitki Beslenme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Ortaş, ‘toplumsal mutlu bir gelecek’ adına emek veren bilim insanlarından. Piyasa mekanizmalarına ışık tutan çok sayıda araştırma ve yayını var.

Yakın geçmişte başarılı bir şekilde topluma hizmet veren kurumların liyakatsizlik ve verimsizlik nedeniyle çalışamaz duruma getirildiğini ifade eden Prof. Ortaş, “Bugün yeniden kooperatifler yoluyla ucuz gıda sağlanması yolları aranmakta” diyor. Türkiye’de planlama sorununa dikkat çeken Prof. Ortaş, şunları dile getirdi:

“Hal Yasası acilen çıkarılmalı. Küçük çiftçinin ürünlerini doğrudan halk pazarlarında satması sağlanmalı. Kooperatifçilik güçlendirilmeli, çiftçilerin ürünleri bu yolla pazarlanmalı ve gelir kayıpları önlenmeli. Desteklemeler tarlaya değil, ürün ve ürün kalitesine verilmeli. Enerjide elektrik, petro - doğalgaz desteği sağlanmalı. Tarım teknolojilerine önem verilmeli ve dışa bağımlılık azaltılmalı. Çiftçilere teşvikler sağlanmalı, vergiler düşürülerek destek verilmeli. Tarımsal ürünlerin üretiminden sofraya kadarki süreçte dağıtım zincirinde yaşanan fahiş fiyat artışları haksız rekabete yol açmakta. Üretimden tüketime aradaki aracılar, simsarlar, tüccarlar, hallerde alınan komisyon ücretleri ve her aşamadaki vergileme politikaları fiyatları bazen üretimin 10 katına kadar çıkarmakta. Bu durum üreticiyi de ciddi anlamda demoralize etmekte ve çalışma azmini kırmakta.”

Yazının devamı...

Kooperatiflerle ‘ucuzluk pazarı’

1 Nisan 2021

Piyasada ekonomik dengelenme ve ucuzluk için büyük zincir gruplarının ‘gizli otoritesi’nin kırılması şart. Bunun için de güçlü üretim birlik ve kooperatif birlikleri öne çıkıyor. Üreticiden değerinde alıp tüketiciye makul giderlerle yansıtan... Hal yasası da ucuz piyasa oluşturmada önemli bir dengeleme gücü

Devlet dört koldan fiyat artışlarını dengelemek için arayışta. Üretici ürününün değerlenmesini, tüketici de fiyatların alım gücü sınırları içinde olmasını istiyor. Çözüm üretici kooperatiflerinde. Ne ithalat, ne kısa vadeli çözümler ‘derdin dermanı’.

Üretici birlik ve kooperatifleri, üreticiden ürünü emeğinin karşılığı, hak ettiği fiyatla alacaklar, makul bir maliyet karı ile tüketiciye daha ucuza satacaklar. Sistem bu. Birçok ülkede uygulandığı gibi...

‘Zincir etkisi’

Üretici birlik ve kooperatiflerinden ürün alanlar ‘hem sağlıklı, temiz ve kaliteli’ olma güvencesini yaşıyor, hem de fiyatlar elbette piyasanın altında.

Ama... Olayın bir ‘ama’sı var’.

Çünkü büyük gruplar, üretici kooperatiflerinin ürünlerini belli bir fiyatın altında satmasına izin vermiyor. Piyasada böyle bir ‘gizli otorite’ var. Kooperatifler ve üretici ya büyük zincirlere ‘evet’ diyecek ya da ‘pazarlama sorunu yaşayacak’. Yazılarıma yorum yapan yüzlerce dost tüketicinin ‘Üretici kooperatiflerinin fiyatı neden yüksek?’ sorusunun yanıtı bu.

Yazının devamı...

CAN DOSTLARA ADALET!

25 Mart 2021

Uzun süreden beri gündemde olan Hayvan Hakları Kanunu çıkıyor. Önemli yeniliklerle... Hayvanlara eziyet ve şiddet cezalandırılırken, hapis cezası verilecek ve ertelenmeyecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da yakından takip ettiği yasal düzenlemeler, hayvan ticaretini yasaklarken, yunus parkları ve hayvanat bahçelerini de sonlandırıyor

 

Uzun süreden beri kamuoyu gündemindeki önemli bir konuda artık son adım atılıyor. ‘Hayvanlara da adalet’ geliyor. Slogansız, eylemsiz. Can dostlara önemli yeniliklerle... İnsancıl dokunuşlarla... Bundan böyle ‘can dostlar’ eşya ve mal statüsünden çıkarılıp ‘canlı ve duygulu varlıklar’ olarak kabul edilecek. ‘Sahipli’, ‘sahipsiz’ ayrımı ortadan kalkacak. Bunlar çok değerli.

TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı, Kars Milletvekili Prof. Dr. Yunus Kılıç koordinasyonunda hazırlanan ve halk arasında ‘hayvan hakları kanunu’ olarak anılan yasal düzenleme toplumsal yaşam içindeki önemli bir boşluğu dolduracak. Bundan sonra ‘hayvanlara eziyet ve işkence edenler sadece bir kabahat işlemiş gibi olmayacak, bu fiiller artık Türk Ceza Kanunu’na göre bir suç olarak tanımlanacak’.

Şu anlama geliyor: Bunu yapanlara hapis cezası verilecek. Hatta Türk Ceza Kanunu’nda birçok suçun cezası ertelenebilirken,  hayvanları işkence ederek öldürenlere 4 yıla kadar hapis cezası verilebilecek ve bu cezalar ertelenmeyecek. Kanunda birçok yeni, umut veren ve önemli düzenleme var:

Hayvana şiddet ve işkence her boyutu ile cezalandırılacak. Öldürenlere daha ağır cezalar verilecek. Ucu 4 yıla dek dayanacak.

Belediyelere hayvanların korunup kollanması, tedavi, aşılama ve kısırlaştırılmalarıyla  ilgili yeni sorumluluklar verilecek. Her ilçede barınak ve hayvan hastanesi kurulacak. Hayvanları toplayıp kırsal alana bırakan yerel yönetim cezalandırılacak. Bu sorumluluklar çerçevesinde bütçeden kaynak aktarılacak. Ancak bu kaynağın doğru kullanılıp kullanılmadığı da irdelenecek.

Yazının devamı...

‘Besleyici gıda’ tek çözüm!

18 Mart 2021

FAO gelecek vizyonunda besleyici gıda modelleri üzerinde duruyor. Bu gerçekleşmezse karşımızda büyük bir sorun var: 2030’da 840 milyon aç insan. FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık, “Refahı artırmak için kooperatifleşme akılcı yol” diyor

Dünyamızda işsizlik, yoksulluk, eşitsizlik, ekonomik şoklar, küresel ısınma ve çevresel sorunlar ciddi bir ‘yaşamsal tehdit’ haline gelirken, her bağlamda birlik, beraberlik ve dayanışma ile verimlilik artışı sağlayan kooperatifler de ciddi bir seçenek olarak öne çıkıyor. Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık, kooperatiflerin dünya çapında 100 milyondan fazla insana istihdam sağladığını, özellikle AB ülkeleri ile Japonya’da tarımsal kooperatiflerin güçlü olduğuna dikkat çekerek, şunları söylüyor:

“Gelişmekte olan ülkelerde de kooperatiflerin güçlenmesi sadece istihdamı ve ekonomiyi değil, demokrasi, eşitlik ve dayanışmayı da destekleyeceği için toplumların her alanda refahının artmasına olumlu katkılar yapacaktır. Bu nedenle, kooperatiflerin güçlendirilmesi, sözleşmeli tarımın desteklenmesi ve tarımda örgütlenmenin teşvik edilmesi gerekiyor.”

Bu noktada ‘kadın örgütlenmesi’ ve ‘kadın girişimciler’ geliyor akla: “FAO olarak kadının güçlendirilmesi ve istihdamına da özel bir önem veriyoruz, destekliyoruz. İzmir’deki Özgür Turna Kadın Girişim Kooperatifi, Mardin’deki Şemim sabunları üretimi önemli destek sağlayan projeler.”

Yazının devamı...