Doğal değil doğurulan afet

5 Ağustos 2021

Orman yangınlarının yarattığı üzücü tablo ortada. Yurttaşların isteği ise açık: Yanan yerlerde yapılaşma olmasın. Anayasa güvencesiyle... Ama ormanlık alanlar dışında yanan zeytinlikler, bağ bahçe için de geçerli olmak üzere.

Gerçekten milli felaket. Yarattığı acı tablo ortada. Büyük bir özveri ile yangınla mücadele eden orman çalışanlarının hakkı elbette ödenmez. Ancak giden geri gelmiyor. Onbinlerce hektar ormanlık alan, börtü böcek, canlı, bitki yandı bitti, kül oldu, telef oldu.

Bir süre önce yazmıştım, ‘daha sıcak, daha kurak bir dünya’ diye. Ve eklemiştim: Orman yangınları artacak, ormanlık alanlar azalacak, şimdiden önlem diye...

Onlarca uzmanla konuştum, onlarca belge taradım, deneyimlerimi birleştirdim. Türkiye’nin mutlu geleceği adına ‘kral çıplak‘ demeliyiz. Ve sil baştan... Özellikle iklim krizi sonrasında değişen dünya düzeninde yeni yapılanma... Bildik sistemlerin dışına çıkma... Yenilikleri ve özellikle teknolojiyi doğru ve verimli kullanma... Liyakatli kadrolar. İşin ehilleri. Toplumsal eğitim ve bilince destek.

Bir kere yaşanan bir ‘doğal afet’ değil, doğurulan, yaratılan bir afet. Belgeler ortada, orman yangınlarının neredeyse yüzde 90’ı insan kaynaklı. Son yıllarda özellikle elektrik iletim hatlarından, trafo patlamalarından çıkan yangınlarda da hatırı sayılır oranda artış var. Ama temeli insan.

Elbette sabotaj ciddi bir tehdit. Tüm kanıtlar inceleniyor. Ama ormanda yazın sıcağında mangal yakmak da büyük suç. Çocuklarının orman yakınında kitap, defter yakmalarına izin veren aileler de masum değil. Önlem almayan, bir kader gibi yangını bekleyen yöneticiler de...

Kalem kalem yazıyorum ve ÖNERİ(YORUM)

Yazının devamı...

Tarlalar satılıyor çiftçiler kayıp!

29 Temmuz 2021

Türkiye’de 20 yılda 3.5 milyon hektara yakın tarım arazisi kaybedilmiş, çiftçi sayısı da hızla azalıyor. Yabancıların aldığı tarlalar 16 milyon metrekareyi buldu. Yatırım var mı? Devletin net kurallar koyması şart. Benim önerim, satış öncesi yatırım ve istihdam garantisi protokolü.

TBMM’de kurulan en etkin komisyonlardan biri hiç kuşkusuz, İklim Değişikliği Araştırma Komisyonu. Önemli değerlendirmeler yapılıyor, bilgiler paylaşılıyor, Türkiye’nin geleceği adına bazı birikimler sağlanıyor. Sonucun iyi olacağına inanıyorum.

Gerek milletvekillerinin soru önergeleri, gerekse TBMM Komisyonu’nun verileri bazı konularda dikkat çekici. Örneğin, tarım alanlarının miktarı. 2001 yılında 26 milyon 350 bin hektar olan tarım alanı 2021 yılına geldiğimizde 23 milyon 137 bin hektara gerilemiş. 3.5 milyon hektara yakın eksilme. Üstelik azalma sürüyor. Net rakamla 3 milyon 213 bin hektar.

Tarım arazilerindeki bu kayıpları geleceğin dünyasında arayacağımız kesin. Özellikle arazi ve tarla spekülasyonu yapanlara dikkat. Yerel yönetimlere de bir çağrım var, imara açılacak yerler konusunda ‘gelecek kuşaklara yeşil, kendine yeten ve doğayla barışık bir belde’ sözümüzü unutmayalım.

Rakamlarla yolculuğa devam... 2021’e kadar yabancı gerçek kişilerin aldığı tarım vasıflı arazi 16 milyon 265 bin metrekare. Yabancıların sahibi olduğu tapulu çok sayıda gayrımenkul de var.

Benim ilgi alanım tarım, ekoloji, ekonomi, çevre, doğa. İnsanın aklına şu soru geliyor: Bu yabancılar tarım arazilerini neden alıyor? Bunların kaçı gerçek anlamda tarımla uğraşıyor? Acaba ‘İçimizdeki İrlandalı’ misali kaç kişi gelecekteki rant uğruna bu tarımsal arazilerin sahibi oldu?

Ben devletin bu konuda ciddi bir araştırma yapacağı inancındayım. Öyle ya, bu satın alınan yerler  ‘vatan toprağı’. Ayrıca ‘tarımsal’ özellik taşıdığı için de toplumun geleceği. Bu konuda ciddi araştırma yapılması gerekli.

Yazının devamı...

Toprakta kadın eli, üretim modeli

22 Temmuz 2021

Bilimsellik ve öğreti ile pratiği bir araya getiren ‘elele üretim modeli’ İzmir Efes Selçuk’tan Türkiye’ye umut aşılıyor. Toprak değerlendiriliyor, çiftçi destekleniyor, ürünler Efes bakkalında halkla paylaşılıyor.

Türkiye’de güzel şeyler de oluyor. Zaman zaman gündemin yoğunluğunda gözden kaçabiliyor. Oysa bu güzellikler ‘çağdaş ve mutlu Türkiye için’ çok değerli.

İzmir Selçuk’ta ‘kadın eli’ değen bir ‘üretim modeli’ herkese örnek olacak nitelikte. Elbette bu ve benzer çalışmalara imza atan yöneticiler ve belediye başkanları var, ama ‘yüzde yüz başarı’ ve ‘geleceğe anlamlı katkı’ alkışa değer. İzmir Efes Selçuk’ta başarılı ve çalışkan Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel’in yarattığı tablo gelecek adına umut verici.

Adını tarihten alan ‘Efes Tarlası’ hem bilimsellik, hem eğitim, hem de köycülük felsefeli. Temel amaç, ‘toprağın ve tarımsal üretimin değerini ve önemini üreterek, yaşayarak ve paylaşarak ortaya koymak’. Yani sadece ‘felsefe’ değil, aynı zamanda ‘pratik’. Öğrenmek, ekmek, biçmek, üretmek ve birlikte tüketmek.

‘Efes Tarlası’nda Tohum Merkezi, Tarım Müzesi, Toprak Okulu, Toprak Kütüphanesi ve Üretici Pazarı var. Sonrasında ‘uluslararası projeler’, ‘yapay zeka kullanılan üretim modelleri’ gündemde. Filiz Başkan, şunları anlatıyor:

“Amacımız gıdanın topraktan sofraya yolculuğunda aracıyı ortadan kaldırmak. Doğayı, çevreyi, tarım ve çiftçiliği daha iyi yaşamalı ve sevmeliyiz. Çünkü geleceğimiz toprağın gücüne bağlı. Köy kültürü içinde bir yandan üretimi desteklerken, bir yandan da yeni kuşakları eğitiyor ve sağlıklı bir yaşam için altyapı hazırlıyoruz. Gençlerimiz, köyümüzde edindikleri özgüven ve donanım ile üreten Türkiye’ye güç verecekler. Bir önemli hedefimiz de doğa ile uyumlu bir yaşamın mümkün olduğunu toprağa ve hayata dokunarak kanıtlamak.”

Yaşam boyu eğitim

Yazının devamı...

Hidrolojik bunalım

15 Temmuz 2021

Su kaynaklarını o kadar özensiz kullandık ki... Doğayı ve çevreyi öyle hoyratça tükettik ki... Tarım ve hayvancılık politikalarında eksikler var. Sonuç, ekonomik ve politik krizlerden sonra yeni sorun, hidrolojik bunalım.

Kuraklık ve susuzluk iyiden iyiye dünyanın gündeminde. Suyu duyarsız ve dikkatsiz kullanmanın, hatalı tarım ve hayvancılık politikalarının, orman ve yeşil alanların tahrip edilmesinin, doğanın hoyratça tüketilmesinin sonu bu!

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından hazırlanan son rapor gözleri bir kez daha açtı. Net tablo şu: 8-10 ülke dışında dünyanın neredeyse yüzde 90’ı kuraklıktan olumsuz etkilenecek. Denizler, göller, akarsular, yer altı kaynakları maalesef ‘yetersiz’.  Dünya çapında yaşanan ‘ekonomik, politik ve stratejik krizlere’ artık yenisi eklenecek. Nur topu gibi ‘hidrolojik kriz’.

‘Suyun neredeyse altın değerinde olacağı’ geleceğin dünyasında, çok yıllar öncesinde Kevin Costner’in başrolünde olduğu ‘Su Dünyası’ (Waterworld) filminin aksine toprak değil, su ‘en çok aranan ve istenen’ olacak.

İşin olumsuz yanı 2020’den itibaren dünyanın başına bela olan Kovid 19 ve mutasyonlarının çözümü bir noktadan sonra aşı ve ilaçlarla bulunabildi. Oysa susuzluğun ilacı da, aşısı da yok!

Resmi rakamların yanıltıcılığı göz önüne alındığında bile ‘kuraklığın dünyaya maliyeti gelecek 10 yılda 250 milyar doların üzerinde’ olacak. Bu da iyimser bir tahminle. BM’nin bile 124 milyar dolara işaret ettiği düşünülürse maliyetin çok daha yüksek olacağı düşünülüyor.

Çözüm belli, su politikaları. Kuraklığa karşı topyekün mücadele. Doğa sevgisi ve eldeki nimetlerin verimli kullanımı. Yoksa ‘ekonomik kriz’, ‘siyasal kriz’ gibi tanımlamalar etkisiz kalacak. Varsa yoksa ‘hidroloji  ekoloji’.

Yazının devamı...

‘Su dersine’ tam destek

8 Temmuz 2021

Suyumuzu korumak için okullara su dersi önerisi, geniş yankı buldu. Ömrünü bu konuya adayan isimlerden Tarım, Orman ve Su İşleri eski Bakanı Veysel Eroğlu da tam destek verdi: Hemen, hiç zaman kaybetmeden!

‘Dersimiz su’ya tam destek. Her kesimden. ‘Su dersi’ öyle heyecan yarattı ki. Top elbette Milli Eğitim Bakanı’nda, Talim Terbiye Kurulu’nda. Toplumun geleceği adına son sözü onlar söyleyecek.

Veysel Eroğlu, yıllarca Tarım ve Orman, Su İşleri Bakanlığı yaptı. Şu anda da TBMM Küresel İklim Değişikliği Komisyonu Başkanı. Veysel Bey için ‘Ömrünü tarıma, suya, memleket hizmetine adadı’ desem, yanlış olmaz. Bu konuya tam destek verenlerden. Şunları söylüyor:

“Su hayat demek. O kadar önemli ki. İşte görüyoruz, iklim krizi, kuraklık, susuzluk dünya için büyük tehdit. Okullarda su dersi o kadar önemli ki, o kadar yararlı ki. Talim Terbiye Kurulu bir an önce harekete geçmeli. Sadece çocuklarımızın değil, toplumun ve dünyanın da geleceği için büyük önem arzeden bu konuda çalışmalar yapılmalı ve çocuklarımız eğitilmeli. Bu konuda oluşturulacak bilinç o denli önemli ki. Çocuklara hayata dokunan, hayatın içinden konularda eğitici, öğretici, bilgilendirici bir eğitim vermeliyiz. Su olmadan yaşanılamaz. Su olmadan hayat olmaz. Bu yüzden de su dersi, bir yaşam kültürü haline gelmeli. Bir su kültürü olgusunu tabandan tavana yerleştirmeliyiz. Ben bu konuda ısrarcıyım, yararına inanıyorum. Evet, su ders olmalı.  Hemen, hiç zaman kaybetmeden.”

‘Dersimiz su’ da ilk adım tasarruf. Her alanda. Dünyada gıda ve açlık sorunu büyürken, tarım ve üretim alanlarında da yeni planlamalar yapılıyor. Elbette Türkiye de buna ayak uyduracak. Sadece evlerde tasarrufla, az kullanımla aşılabilecek bir sorun değil bu. Yaşamın her alanında yeni uygulamalar gerekli. Tarımda, sanayiide, hayvancılıkta, turizmde, sağlıkta.

Ben özellikle tarım ve hayvancılık sektörlerinde önemli yapısal değişimler olacağını düşünüyorum. Çünkü mevcut sistemle verimli bir üretime ulaşmak mümkün değil. Tarımda da, hayvancılıkta da su ‘hayat’. Üstelik kullanımı büyük çapta. Bu tüketimin devamı halinde ‘susuzluk sorunu’ büyüyecek. Tarımsal üretim, hayvancılık ve besicilik sürecek, ama ‘yenilenen şekliyle’.

Yazının devamı...

İlkokula su dersi!

1 Temmuz 2021

Su artık en önemli gündem maddelerinden biri. Kuraklık ciddi tehdit. Su kültürünü ve gelecekteki kuraklığı sağlıklı yönetmek ve yaşamak adına ilkokullara, hatta okul öncesi müfredata ‘su dersi’ konulması öneriliyor.

Ne çok konuşur olduk! Ama olumlu. Su... Su... Su... Kuraklık... Kuraklık... Kuraklık... Akılcı, planlı ve ekonomik ‘kaynak kullanımı’. Özellikle de su. Tarımda, hayvancılıkta, endüstride ve evlerde tabii ki.

Özellikle büyük şehirlerde suyun tasarruflu kullanımı çok önemli. Çünkü üretmek için de binlerce litre su harcanıyor. Günlük hayatımızda yoğun olarak kullandığımız giysilerimiz, ayakkabılarımız, gömleğimiz, kazağımız ve benzerleri için hammadde ve üretim aşamalarında su tüketiyoruz. Yaşamın her alanında, her şey için. Yediğimiz, içtiğimiz malzemeler için de su kullanılıyor. ‘Su ayak izi’ yaşamsal bir felsefe. İnsanlar, işletmeler tarafından tüketilen su kullanım kapsamının işareti, kapasite göstergesi. Su ayak izini doğru süreceğiz ki, susuz kalmayalım.

Bu yüzden de ‘su tasarrufu’ şart. Günlük yaşantımızda kullandığımız su miktarını kısıtlamamız gerekiyor. Daha önce de yazdım, 10 dakika duş alıyorsak bunu 3-4 dakikaya düşürmemiz, Belediyelerin su iletim sistemlerindeki kayıp kaçak oranını minimuma indirmesi gerek.

Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Uğur Sunlu, bu konuda yoğun çaba gösteren saygın isimlerden. Israrla vurguladığı artık ‘su kültürünün yerleşmesi’. Olmazsa olmazımız. Bir de bilinçli kullanım için ‘su dersi’. Prof. Sunlu, şunları dile getiriyor:

“Yağmur sularının toplanması, bu suların bahçe sulamasında kullanılması, mümkünse tuvaletlerde gri suyun kullanılması sağlanmalı. Birinci sınıf içme suyu kalitesindeki suyu sanayide kullanmamamız gerekli. Artık bizim sanayide kullanacak kadar bol ve yüksek kaliteli suyumuz yok. Bu durumu mümkün olduğu kadar azaltmamız gerekiyor. Yağmur sularını ve arıtılmış suları kullanmamız gerekli.”

Prof. Sunlu’ya göre, bireysel bilincin ve su kültürünün geliştirilmesi en önemli konulardan. Bu nedenle çocuklarımıza küçük yaşta su bilincini kazandırmak zorundayız. Sunlu, “Okul öncesi yaşlardan itibaren suyun önemi ve verimli kullanılması konusunda dersler okul müfredatlarına mutlaka ilave edilmelidir. Türkiye maalesef iklim değişiminden en fazla etkilenecek ülkelerin başında geliyor. İklim değişimi özellikle Akdeniz coğrafyasını daha çok etkiliyor. Dikkat ederseniz bu ülkelerde kişi başına düşen su bütçesi de oldukça sınırlı. Gelecekte başta İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde su sıkıntısını daha fazla yaşama riskiyle karşı karşıyayız. Su yönetimini doğru planlamazsak bu 3 büyük şehir gibi suyu çok tüketen şehirlerde insan sağlığını tehlikeye atmış olacağız. Türkiye’de de su sıkıntısı daha ciddi boyutlara ulaşabilir ve biz de 10-15 yıl sonra bu tür sıkıntılarla karşı karşıya kalabiliriz. Alternatif su kaynaklarını devreye sokmak kadar, mevcut kaynakları verimli kullanmak konusunda da dikkatli davranmak zorundayız” diyor.

Yazının devamı...

Ekmekte zor hesap

24 Haziran 2021

Kuraklık sorunu büyüdükçe en önemli tüketim maddesi olan ekmeğin fiyatındaki artış tehdidi büyüyor. Çünkü rekolte düşüyor, ekili alan azalıyor, çiftçi tarımdan vazgeçiyor. İthalat çözüm değil, mal bulunsa da fiyat sürekli artıyor. Planlı üretim yapmak şart.

Türkiye’de tarımın ayakta kalması için çaba gösterilirken, özellikle buğday, arpa ve ayçiçeği gibi stratejik bazı ürünlerde ‘ithalat silahı’ üretici için sorun olmaya devam ediyor. Geleceğin dünyasında ‘ekmek’, genel değerlendirmesiyle ‘yoksullukla mücadele’ bu stratejik ürünler çerçevesinde gelişecek. Onun için de ‘üreten çiftçiye yatırım zamanı’. Kısa vadede çözüm olsa da ithalatın uzun vadede yeni sorunlar yarattığı ve fiyatları artırdığı ortada. Dünyada da ‘önce ben’ yani ‘gıda milliyetçiliği’ anlayışı yaygınlaştıkça ithalat da çözüm olamayacak.

Bu yüzden de doğrusu ‘akılcı üretim planlaması’. Özellikle değerlendirilmeyen tarım arazilerinde buğday, yulaf, arpa ve mercimek (kırmızı  yeşil) üretimini desteklemek. Kurtuluş bu!

Kuraklık buğday ve arpa rekoltesinde düşüş yaratacak. Buğdayda kimine göre 2 milyon, kimine göre 4 - 5 milyon ton azalma söz konusu. Arpada da tablo aşağı yukarı aynı, 2- 3 milyon ton dolayında düşüş.

Zaten gübre, ilaç, mazot, tohum gibi girdi fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle sıkıntı yaşayan çiftçi ve üreticinin bu anlamda ciddi bir kaybı ve ‘gelecek endişesi’ söz konusu.

İklim zammı

Ama asıl önemlisi, gündeme gelecek fiyat artışları. Türk insanının temel gıda maddesi olan ekmeğin, bir yandan üretimdeki maliyet artışları, bir yandan da iklim krizinin en büyük yansıması olarak kuraklık nedeniyle doğan sorunlardan ‘zamlanacağı’ endişesi var.

Yazının devamı...