Gelecek et yemeyenlerin (galiba)

Et yerine geçen ama et olmayan yiyeceklerle, eğer Londra’da yaşıyorsanız çok daha fazla karşılaşıyorsunuz. Yüzde yüz bitkilerden üretilmiş ürünler, yiyecekler. Bizde olsa gülüp geçilir, esprileri yapılır. Soyadan Adana falan sanırım et sever bir millet olarak bize hâlâ çok uzak. Ama dünya başka bir yöne doğru evriliyor.

Bugün herhangi bir restorana ya da kafeye gittiğinizde, yani teması veganlık ya da vejetaryenlik olmayan sıradan bir kafeden bahsediyorum, karşınıza mutlaka normal menü yanında bir de vegan ya da vejetaryen menü çıkıyor. Ayrı bir menü yoksa mutlaka menünün bir kısmı buna ayrılmış oluyor.

İş yerlerindeki yemekhanelerde her gün, et yemeyenler için çeşitli öğünler dışında et görünümlü ama et olmayan yiyecekler çıkıyor. Fast food restoranları da bu doğrultuda menüler çoktan hazırladılar. Yani et yememek “niş” bir şey değil. Hatta et yememek kitlesel olmaya doğru evriliyor ve ben bunu Londra’da çok net bir biçimde görebiliyorum.

Geçenlerde okuduğum bir haberde görünüm ve besleyicilik anlamında etin yerine ikame edecek yiyecekler geliştirme ve bunları büyük ölçeklerde üretme konusunun milyar dolarlık bir endüstriye ve büyük bir rekabete dönüştüğü anlatılıyordu. İngiltere’de bugün Burger King, KFC gibi zincir fast food restoranları kendi ürünlerini geliştiriyor. Süpermarketler kendi markalarıyla ürettikleri yüzde yüz bitki kökenli et ikamesi yiyecekleri giderek daha ön raflarda sergiliyorlar. KFC yüzde yüz vegan “chicken nuggets”ı menüsüne koymuş mesela. Fast food’çulara hiç gitmiyorum ama süpermarketlerde bu gelişimin tanığıyım. Gerçek sanıp bitki özlü malzemelerden ve soyadan üretilmiş sosisleri alıp eve geldiğim oldu. Bu sosisler biraz farklıymış diye düşünürken hadiseye uyandım. Görüntü aynı. Lezzet hiç fena değil. İşin aslı bu tip ürünler hem de sağlıklı oldukları sürece eti gerçekten de aratmazlar. Hamburger köfteler, vegan bolognese sosları da çok satılanlardan. Bunların lezzetli olduklarını söyleyebilirim. Ben mesela bean burger (fasulyeden hamburger) de çok sevdim.

İçinde havuç olan bir karma bitkisel karışımdan hazırlanan minik sosisleri de. Bunlar burada tanıştığım yiyecekler ve her yerdeler.

Bitkilerden yapılanlar dışında bir de kök hücreden et üretimi gibi benim hiç anlamadığım ama gelecekte sanırım yaygınlaşacak bir alan var. Yani et yiyeceğiz ama bunun için kimseyi öldürmeyeceğiz şeklinde özetlenebilecek bir genetik çalışma. Bu konu felsefi
olarak da tartışılabilir.

Uzun lafın kısası, et yemeyenlerin insanlık üzerinde kesin bir etik ve ekonomik zafer kazanması uzak bir ihtimal değil. Geleceği devamlı robot,  yapay zekâ, big data, sürücüsüz araba ekseninde düşünmemek lazım. Geleceğin sofrası bugünkünden çok farklı olacak.

Fırtına

Hani ne zaman soğuk hafiften kendini hissettirse, haberlerde “kutup soğukları” belirir ya... Hani daha sıcak dalgası gelmeden “çöl sıcakları” manşetleri gelir... Hani belediyeler azıcık kar görünce “Evde kalın, çıkmayın, yaşlılar dikkat” falan diye ortalığı telaşa verir ya... Ve hani bir bunlara sinir oluruz ya...

Hah işte bu tip durumlar sadece bize özgü şeyler sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Geçen hafta Ciara fırtınası İngiltere’nin Kuzey ve Batı bölgelerini etkiledi. Rüzgâr İstanbul’daki sağlam bir lodos gibi esti. Yaklaşık 70 km/saat. Hayat resmen durdu. Trenler sefer azalttı, hız düşürdü, web sitelerinden bugün trene binmeyin duyuruları yayınlandı. Radyo yayınları “Evden çıkmayın, otoyolları kullanmayın” duyurularıyla kesildi. Hayat adeta durdu. Sokakta sadece rüzgârla savrulan dallar, yapraklar vardı. Otoparklar boş, caddelerde ne araç ne de kaldırımlarda tek bir insan vardı. Kıyamet günü mübarek. Evet, rüzgâr sertti ve uçuşların çoğunun iptal olması cidden dalga geçilecek bir önlem değil ama ayağı yere basanlar gayet güvendeydi. “Biraz rüzgârda hayat burada da duruyor işte” diye gizlice sevinerek evde oturduk bütün gün.