Maskeli date ve evde bayram keyfi

Yetişkin İngilizlerin yüzde 50’si salgın kurallarına uymuyormuş. Gerçekten de herkes normal hayata dönmüş gibi. Tek fark, maske. O da bazen var. Mesela marketlerde alışverişlerde artık maske takan tek kişi ben oluyorum genellikle ve buna fena halde canım sıkılıyor. “Neden bir tek ben takıyorum, çıkarsam olmaz mı? Yeter artık, sıkıldık ey halkım” diyorum. Ama halk (yani karım) izin vermeyince maskesizlik başka bir bahara kalıyor.

Geçen gün elbisesiyle aynı desende bir maskeyle yolun kenarında bekleyen ve ara ara saatini kontrol eden bir kadın gördüm. Belli ki birini bekliyordu. Biraz sonra kadın önünde aniden duran arabaya bindi ve direksiyondaki maskeli, şık giyimli adamla selamlaştı. Maskeli olduklarından birbirlerine gülümsediler mi göremedim ama muhtemelen maske altından gülmüşlerdir. Birlikte yola devam ettiler. Her hallerinden ve vücut dillerinden hemen anlaşılacağı üzere bu bir akşam çıkmasıydı. Evet, yetişkinler gevşedi, evet yetişkinler sıkıldı ve evet yetişkinler maskeli date’lere çıkıyor.

Parklar, yürüyüş alanları ağzına kadar dolu. Kafeler ve bazı pub’lar paket servis yapıyor, kapılarının önüne kurdukları tezgâhlarda basit yiyecek ve içecekleri satıyorlar. Konuştuğum pub sahiplerinin hep suratı asık. Ne zaman açılacaksınız diye sorunca canları sıkılıyor, gözleri buğulanıyor, uzaklara doğru bakıp “Kimse bilmiyor” diyorlar. Öte yandan, kafelerde çalışan gençlikte böyle bir endişe pek yok. Onun yerine yeniden dükkân açmanın verdiği neşe ve heyecan var. Açıkçası, sabahları bir bardak kahve ve yanına bir kurabiye almak ve o esnada iki çift laf etmek için herkes yanıp tutuşuyor. Bazen bu tip mekânların önünde uzun kuyruklar oluyor. İhtiyaç kuyrukları bunlar. Ama yeme içme değil, muhabbet ihtiyacı...

Geçenlerde denk geldiğim başka bir haberde eve kapanan genç yetişkinlerin yarısına yakınında depresyon belirtileri görüldüğü ifade ediliyordu. Sanırım bu da İngiltere’de ofislerin açılmasının ardından insanlardaki gevşeme havasını açıklıyor. Evde oturmak ağır gelmeye başladı. Öte yandan, başka bir gelişme var son günlerde. Havalar. “Bizi hep bu güzel havalar mahvetti” misali İngiltere’deki eve kapanma mecburiyetinin en büyük rakibi havalar şu ara. İngiltere’de sıcaklığın 26 derece olması bizdeki “Libya’dan çöl sıcakları geldi”yle aynı şey. Geçenlerde bir komşum siz Türkiye’de sıcaklarla nasıl baş ediyorsunuz diye sordu. Geçen yaz Marmaris’e gittiğinden bütün memleketi öyle sanması doğal ama tabii biz İstanbul’da ağustoslarda 40 dereceleri görmüş bir milletiz, haklı soru. Dedim ki:

“Biz baş etmiyoruz. Klima açıyoruz.”

Ben bu yazıyı yazarken internette aralarında televizyon yıldızı şef Nadiya Hussain ve aktör Adil Ray’in de bulunduğu Müslüman Britanyalı ünlüler Ramazan Bayramı’nın evde geçirilmesini tavsiye eden videolar yayınlıyordu. “Bayramda evde kalın, ailenizle olun, video görüşmelerle bayramlaşın” deniyor. “Long weekend”siz, herhangi bir Avrupa şehrinden selfie’lemeden, sıcak bir sahilden kumsalda ayak resmi instalama’dan geçirilecek ilk bayrama hazır mıyız?
Hepinizin Şeker/Ramazan Bayramı’nı kutlarım.