Futbol tarihinde Altın Top kazanamamış en büyük yıldızlardan birisi Muhammed Salah... Gönül onun en iyi zamanında ülkemize gelmesini isterdi ama bunun mümkün olamayacağını hepimiz biliyoruz. O zaman şimdi keyfine bakalım.
Şunu söyleyelim önce... Salah’tan katkı alamayan tek takım var kariyerinde. O da Chelsea... Bu gençlik hatasının dışında oynadığı her kulüpte yıldız statüsündeydi. Skorer kanat forvetlerin değerlerinin Messi ve Ronaldo etkisiyle artmasıyla hayatımıza girdi Salah. Liverpool macerasıyla da tam anlamıyla bir dünya yıldızı oldu.
Düşünün, öyle büyük bir etki oluşturdu ki Liverpool kentinde, müslümanlara karşı işlenen ırkçı suçlar neredeyse sıfırlandı.
30 yıl sonunda gelen Liverpool şampiyonluğunun mimarıydı. Keza iki sezon önce gelen şampiyonluğun da... 2019’da Şampiyonlar Ligi zaferine imza atanların başında geliyordu Mısırlı...
Son Dünya Kupası’nda takımın bilgesiydi. Zaman zaman kanat forveti bırakıp 10 numaraya yerleşti. Belki de o müthiş oyun zekasıyla artık eski fizik gücünden uzak oluşunu
20 yıl önce Yamal’i yıkamıştı Messi... Bu kez hedef yıkamak değil, yıkmaktı. La Masia’nın iki çocuğu, Trump’ın huzurunda dünyanın en iyisi olmaya çalışacaktı. Süper Lig’i temsilen Vincic’in yönetiminde öğleden sonra sıcağında tarih yazmaktı hedefleri.
Her maçı, enfarktüs korkusuyla bitiren Arjantin mi, yoksa, “Pas, pas, pas” sloganını kafalara kazıyan İspanya mı?
İspanya’nın pas trafiğini alt üst etme amaçlı Arjantin’in planı genelde, “İtelim kakalım” üzerineydi. Tabii topu kapınca, “Ver Messi’ye” formülü devreye giriyordu. Vincic’in ilk yarı mümkün olduğunca az sarı kart gösterme felsefesi en çok MacAllister’a yaradı diyebiliriz.
İspanya ise Rodri’nin liderliğinde 2-3 kez istediğini yaptı ama Fransa önündeki üstünlük yoktu bu kez.
İkinci yarıda İspanya, Arjantin’i yoğurmaya başladı. Üçgenler, ara paslar, şutlar derken Güney Amerkalılar bunalmaya başladı. De La Fuente, son Avrupa Şampiyonası’nda Yamal’ın karşı kanadında destan
Pas, pas, pas. İspanya demek pas demek... Öyle bir pas ki, bu pas dünyanın güçlü takımına pes ettiriyor.
Kim kime önlem alacak derken değişiklik yapan Fransa oldu. Ama kendi oyununu oynayan İspanya oldu.
Digne’nin üzerine oynadı İspanyollar. Turnuva başından bu yana, “Yeni Messi” lakabından uzakta eskisini izleyen Yamal biraz daha kıpırdanıyordu.
İspanyollar hem topu bırakmıyor hem de Fransızlar’ın top kapıp hızlı hücum yapmasına engel oluyordu. Xavi ve Iniesta’nın sırf doğru yerde durarak yaptıkları savunmayı küçük kardeşleri uyguluyordu şimdi.
Digne’nin tarafından 1 penaltı, 1 gol. Cucurella harika oynadı. Olise falan kalmadı ortada. Kısacası felç ettiler Fransa’yı. Mbappe kimbilir kaç zaman sonra bu kadar etkisizdi? Ne Barcola ne Doue verimli olabildi.
İspanya’da Ruiz ve Olmo şiir gibi oynadı. Rodri zaten büyük orkestra şefi. Bu adamların peşinden imza için koşan çocuk sayısı belki Fransızlar kadar değildir. Ama futbol sosyal medyada değil sahada oynanır. Belki de pazar gecesi bu futbolcuların elinde Dünya Kupası kalkacak.
İspanya
Fransa’yı yenebilmenin yolu sadece iyi bir kaleciden geçmiyor. Dün gece 1 penaltı ve birçok önemli şutu çıkaran Bono yeterli olmadı Fas’a işte.
Paraguay gibi tekme tokat oynamak da Fas gibi daha rafine bir savunma anlayışı da yetmiyor. Çünkü Fransız takımında müthiş bir yetenek havuzu var. Deschsmps, işler iyi gitmediğinde arkasına döndüğünde müthiş bir grup oyuncu görüyor. Tabii Saibari’nin yokluğu Fas hücumunu olumsuz şekilde etkiledi. Ama Fransa’nın güç olarak öyle bir farkı var ki! Fas, rakibi durdurmaya çalışmaktan kendi oyun planına geçemedi. Böyle olunca maç Fransa ile kaleci Bono arasında geçmeye başladı. Birçok yönüyle tartışılabilecek penaltıyı Mbappe o kadar kötü kullanmasa iş 4 yıl önce olduğu gibi erken bitebilirdi.
Fas geçen kupadaki yarı finale ulaşamadı. Ama bu 4 yıl içinde gösterdikleri istikrar takdire şayan.
Fransa’ya bakınca insan sormadan edemiyor. Bu yetenek okyanusunu kim nasıl yenebilir? Buna yanıt bulacak takım çıkmazsa beklenen
İspanya pas yapmayı sever. Hem yana hem ileri hem geri. Aslına bakarsanız, Portekiz’deki birçok futbolcunun da rahatlıkla İspanyol oyununa uyum sağlayabileceğini söyleyebiliriz. Portekiz dün gece topun arkasına daha fazla geçmeye çalıştı. Niyetleri daha reaktif ve geçişe dayalı bir oyun oynamaktı.
İspanya makinesinin çalıştığı anlarda onlara engel olmak kolay değil. Ne zaman ki bu çarka çomak sokarsınız, o zaman ellerinde sadece Yamal kalıyor. Halbuki İspanya, maçın başlarında Oyarzabal ile öyle bir gol kaçırdı ki, rakibine yaşama şansı verdi.
Portekiz’in hocası Martinez, tribünde maçı izleyen Pepe’yi sahaya sürebilmek isterdi. Ama zaten Veiga ona yakın bir performans verdi.
Maçın uzatmaya gitmesini İspanya’nın hocası De La Fuente engelledi. Oyuna aldığı 3 adamın (Ruiz, Torres ve Merino) paslaşması golü getirdi. Portekiz ise maç boyu topun arkasında boşuna beklemiş oldu.
Cristiano Ronaldo için büyük konuşmak zor. Bu son maçıydı demek zor. Ama galiba Portekiz futbolunun daha sağlıklı bir gelecek için bu büyük
Son 16’ta kadar tüm ev sahipleri turnuvada kaldı. Üçlü arasındaki en zayıf halkanın Kanada olduğunu düşünüyordum. Dün gece turnuvanın en iyi takımlarından Fas karşısında elenen ilk ev sahibi olmamak için büyük çaba gösterdiler. Aslında planları uzun süre iyi işledi.
Mesela Ahmed’i oynatarak Fas savunmasının düzenini bozdular. İyi pres yaptılar ve Fas’ın edilgen oynamasını sağladılar. Böyle bir oyun oynadığınızda ve rakibe şans vermediğinizde bir üst seviyeye geçmenin yolu o kaptığınız topları pozisyona çevirmekti. Ancak Kanada bunu başaramadı.
Fas ise ilk yarıda Saibari’yi kaybetti.
Bayern’in yeni transferinin durumu Fas’ın olası Fransa maçındaki şansını da belirleyecek. Fas dün akşam rakibi anlık yetenek jokeriyle geçti. Dünyanın en iyi sağ beki Hakimi’nin cinliği Ounahi’nin golünü getirdi. Fas’ın turnuva başından bu yana en büyük sorunu, rakibi oyun olarak çözdüğü anlarda bile skor üstünlüğünü yakalamakta zorlanması.
Kanada, Jess Marsch
Dünya Kupası eşittir Brezilya... Bu hep böyledir. Tüm kupalara katılan tek takım.
Biz çocukken, gençken samba yaparlardı sahada. Yakışıklı kazanır, yakışıklı kaybederlerdi.
Yine yetenekli oyuncuları var. Ama ara ara samba figürleri gösterseler de Brezilya artık bir Avrupa takımı. Hocaları da Avrupa futbolunun başarı simgesi Ancelotti zaten.
Enerjik Japonya önünde öyle sönük bir ilk 45 oynadılar ki, “Ah Brezilya! Vah Brezilya!” dedik.
Japonya, bir Samuray grubu çevikliği ile pres yapıp kontraya çıkınca Brezilya çaresiz kaldı. Devre bitmeden de golü attı Japonya.
Kurt Ancelotti, rakibin yan top zaafını kullanmaya karar verdi. Ama savunmadan da hücuma destek gelmeliydi ki baskı kurulsun.
Nitekim bu baskı, Japonya’yı kendi sahasına kapattı. Art arda 3 net pozisyon geldi ki ikincisi Casemiro’nun kafasından golle sonuçlandı.
Baskı baskı derken Japonlar, rakibi hiç tehdit edemedi. Maç uzatmaya gidecek derken Martinelli’nin golü geldi. Ve Brezilya son 16’da. Ama hala şüphe sürüyor.
Acayip bir istatistik değil mi? Ne zaman bir ev sahibiyle karşılaşsak yeniyoruz. 2000’de Belçika, 2002’de Japonya ve Güney Kore, 2008’de İsviçre ve şimdi ABD. Acaba grubun ilk maçında onlarla mı oynasaydık?
Şaka bir yana 7 değişiklikle çıktığımız bir maçtı. Pitt, Di Caprio, Norton korumalı ev sahibi de 9 değişiklik yapmıştı. Hakan’ın yokluğunda Salih ve Orkun hakikaten etkin bir orta saha performansı ortaya koydu. Arda da nihayet özel yeteneklerini sergileme fırsatı buldu.
Tabii ki maça 1-0 yenik başladık. Daha oyuna odaklanamadan yedik. Sonrası ise bir macera filmi gibiydi. Kadroya alınmasına pek de iyi bakılmayan Salih, Oğuz ve Kaan oyunları ve attıkları golle kamuoyuna nanik yaptılar.
Kazandık. Ne kadar sevinmeliyiz? Montella kadar pembe düşünmüyorum. Ama takım yaş ortalaması düşünüldüğünde gelecek de karanlık değil. Bizim asıl sorunumuz bundan sonrasının planını yapmak. Hala kişisel sevgi ve nefret üzerinden çözüm arıyoruz.
Önce TFF istifa etmeli ve seçim yapılmalı. Yeni gelecek yönetim, Montella ile mi çalışacak