Dudak ve damak yarığı olan bebekler

18 Haziran 2020

Dünya çapında 1000 yeni doğandan 1’i dudak veya damak yarıklı olarak doğar. Bu hastaların %19’unda sadece dudak yarığı, %36’sında sadece damak yarığı ve %45’inde dudak ve damak yarığı beraber görülür. Erkek bebekler kız bebeklere göre iki kat daha fazla etkilenirler. Genetik yatkınlık önemli bir nedendir. Aile bireylerinde dudak/damak yarığı varsa bebeklere de aktarılma ihtimali vardır. Hamilelik sırasında annenin yetersiz beslenmesi, tütün ve alkol gibi kötü alışkanlıklar ve aşırı şişmanlık ayrıca annenin gebeliğin ilk üç ayında geçirdiği toksoplazma, kızamıkçık gibi hastalıklar, vitamin eksikliği gibi etkenler bu hastalığa sebep olabilmektedir.

Dudak yarığı bulunan doğumlardan sonra genelde aileler suçluluk hissederler. Ancak sebebi tam belirlenemeyen rahatsızlıktan dolayı kimseyi suçlamak doğru değildir ve bu sadece rahatsızlığın tedavisini güçleştirir.

Dudak ve damak yarıkları cerrahi tekniklerle uygun şekilde tedavi edilirse tam düzelme mümkündür. Dudak yarığı tedavisi bebek 3 aylıkken cerrahi olarak yapılır. Tedavide amaç, estetik açıdan normal bir görünüm ve çocuğun yemesinde ve konuşmasında tam bir fonksiyon sağlamaktır. Dudak yarığı bulunan hastalarda, genellikle dişlerin dizildiği çene kemiğinde de ufak da olsa bir yarık bulunur. Ancak bu bebekler normal meme emerek beslenebildiği için aile açısından daha kolay bir tedavi süreci geçirirler. Asıl büyük problem yarık dudak ve beraberinde burundaki şekil bozukluğunun oluşturduğu estetik sıkıntılardır. Ancak yarık dudak vakalarında, burundaki estetik problemler de damakla aynı seansta onarılabilmektedir

Hastada yarık dudakla beraber yarık damak da varsa iş biraz daha karmaşıktır. Beslenme, damak yarıklı bebeklerde en büyük sorundur. Ağız ve burun boşluğu yarık damak yüzünden açık olduğundan, besinler solunum yollarına kaçarak orta kulak iltihabı ve solunum yolu enfeksiyonlarına sebep olurlar. Enfeksiyonlar, gelişimi olumsuz etkiledikleri gibi, kalıcı işitme kayıplarına da neden olabilirler. Burada ağız boşluğu ve burun boşluğu arasındaki açıklık kapatılarak normal konuşma, beslenme ve yüz gelişimi sağlanmaya çalışılır. Damaktaki açıklığın uzunluğuna göre tedavi süresi ve şekli değişiklik gösterebilir. Operasyondan sonra dudak ve burunda yara izleri kalabilir ve bu izler ileri seviyede olursa ikinci bir plastik cerrahi operasyonu gerekebilir.

Yazının devamı...

Çocuklarda flor uygulamaları zararlı mı?

11 Haziran 2020

Son zamanlarda diş sağılığıyla ilgili sosyal medyada en çok konuşulan ve ailelerin merak ettiği konulardan biri okullardaki flor uygulamaların zararlı olup olmadığıdır. Okullardan çocukların evlerine flor uygulanmasına izin verilip verilmediğine dair bir form gönderilmektedir. Ailelerden alınan onam formu ile birlikte şayet veli izin verdiyse okullarda flor vernik uygulamaları buna istinaden yapılır. Ama ailelerin aklı bu konuda oldukça karışık. İnternette yayınlanan yazılarda florun çocuklarda zekâ geriliği, gelişim bozukluğu, böbrek hastalıklarına ve daha birçok sağlık problemine yol açtığını okuyan aileler izin vermek istemez ancak çocuklarına verilecek sağlık hizmetini engellemek de istemezler. Bu yüzden okullarda yapılan flor vernik uygulamalarına temkinli yaklaşılır ve hep bir bilen aranır. Bu yazımda şu soruya açıklık getirmeye çalışacağım. Flor gerçekten zararlı mı?

Flor vücudumuzda bulunması gereken, toprakta, havada ve suda çeşitli miktarlarda bulunan temel elementlerden biridir. Flor diş çürüklerini önlemek için bölgesel ve genel uygulamalarla içme sularına, süt, tuz, diş macunları, ağız temizlik ürünleri ve hatta gıda takviyelerine belirli düzeyde ilave edilmektedir.

Florun çürük önleyici etkisi oldukça fazladır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) başta olmak üzere Amerikan Pediatri Akademisi (AAP), Amerikan Diş Hekimleri Birliği (ADA), ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) gibi dünyanın önde gelen birçok sağlık kuruluşları tarafından florürün önemli bir mineral olduğunu ve özellikle çocuklarda diş minesini güçlendirerek dişleri çürümelere karşı koruduğu bildirmiştir. Bu yüzden florun bu etkisinden faydalanmak gerekir. Özellikle çocuklarda okul döneminde florlu ağız gargaralarının ve florlu diş macunlarının kullanılmasıyla birlikte çürük oluşması olasılığının yüzde 20 ile 40 oranında azaldığı tespit edilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü, Küresel Ağız-Diş Sağlığı Programı çerçevesinde Afrika, Asya ve Avrupa’da florürün diş macunları, su, süt ve tuzda takviye edilmesi konusunda projeler yürütülüyor. Ülkemizde de Türk Pediatri Derneği ve İstanbul Diş Hekimleri Odası yaptığı açıklamalarda, diş hekimleri tarafından lokal uygulanan florun toksik doz içemediği ve insan sağlığına zarar vermediğini açıklamışlardır.

Tüm bunlara istinaden çocuklara flor uygulanmasının koruyucu bir tedavi olduğu bilinmelidir. Yani çocuğun dişlerinde çürük oluşmadan çürüğü engellemeyi amaçlar. Bu çok kıymetlidir. En basit tanımıyla, sağlığın bozulmadan korunmasıdır. Okullarda uygulanan florun Sağlık Bakanlığımız doktorları tarafından uygulanması ülkemizdeki ağız diş sağlığı programları açısından ayrıca takdir edilesidir.

Yazının devamı...

Sigarasız dünya

28 Mayıs 2020

Sigara endüstrisi inanılmaz kârları sağlamak için her yıl milyonlarca insanı kandırıp hayatlarına sebep olmaktadır. Ama kârlarının devamı için her zaman yeni müşterilere ihtiyaçları vardır. Bu sebeple sigara endüstrisi, yeni müşterilerini çekmek için stratejik ve iyi finanse edilmiş taktikler kullanmıştır. Taşıması kolay olan şık tasarımlı ve çekici ürünlerin sanki sağlığa az zararlı alternatiflermiş gibi tanıtılması bunlardan biridir. Bu sayede insanları sağlık risklerini hafife alarak içeriğini bilmediği maddeleri kullanmaya başlamaya teşvik ederler. Marketlerde kasaların yanına sigara paketlerinin konumlandırılması, okulların yakınında tek çubuklu sigaraların satışı tütün ürünlerine erişilmesini ucuz ve kolay hale getirir. Ayrıca tütün ve nikotin ürünlerini tanıtmak için ünlüler, filmler ve TV şovlarına reklamlar verilerek özendirilir. Tüm bu emek insanların sağlığı ve canları pahasına yüksek gelirler sağlamak içindir.

Bu endüstriyle mücadele ancak eğitim ve bilinçlendirilmeyle yapılabilir. Yani sigara endüstrilerinin niyetlerini ve taktiklerini sebepleriyle anlatmalı, sosyal medya dâhil tüm medyada insanların tütün ürünlerini kullanmayı reddetmesini özendirmeliyiz. Bu sebeple, 31 Mayıs 2020 dünyada sigarayı bırakma günü ilan edilmiştir. Dilerim 31 Mayıs herkesin sigarasına bakıp, hayatlarından neler çaldığını, yaşam kalitesini nasıl düşürdüğünü anladığı ve bir daha almamak üzere attığı gün olur.

İmplantım estetik olur mu?

İmplant estetiğinde implant yerleştirilecek bölgenin kemik uygunluğu önemlidir. Kemik bölgede yetersiz alanlar olabilir. Bazen bu alanlarda kemik genişliğindeki eksikler ileri cerrahi teknikleriyle onarılabilirken, yükseklikteki eksiklerin tamamlanması zordur. Bu sebeple implant tedavisinde estetik başarıda en önemli aşama doğru tedavi planlamasıdır. İmplant aksının nasıl olacağı da tedavi planlaması aşamasında dikkatlice belirlenmelidir.

Tecrübeli hekim yapılacak dişlerin son halini ağız içinde hayal ederek en uygun kemik alanına implantı uygun açıyla yerleştirmelidir. İmplant estetiğindeki planlamadan sonraki aşama hatasız bir cerrahi uygulamaktır.

Özellikle zor vakalar, bilgisi ve pratik deneyimi olan hekimler için daha az problemlidir. Diğer bir etken kaliteli implant ve onun orijinal parçalarının kullanılmasıdır. Bu sayede implant üst parçaları hareket etmez ve iltihaplanmaya sebep olmaz. Diş eti de uygun şekillendirilirse, yapılan dişlerin görünümü doğal dişlerden farklı olmaz. İmplant estetiğinde önemli etkenlerden biri de kullanılan porselen materyalidir. Son yıllarda zirkonyum gibi malzemelerle çok estetik dişler yapabilmek mümkün bir hale gelmiştir.

En estetik dişler ancak sağlıklı kemik, diş eti, ağız sağlığı gibi uygun koşulların varlığında, kaliteli malzemeyle ve tecrübeyle yapılabilir.

DİJİTAL DİŞ HEKİMLİĞİ KONFORU

Yazının devamı...

METAL DOLGULAR ZARARLI MI?

21 Mayıs 2020

Halk arasında sıklıkla gümüş dolgu olarak bilinen metal dolguların asıl adı amalgam dolgudur. Amalgam, cıvanın bir başka metalle yaptığı bileşiklere verilen genel addır.

Cıva ve cıva buharı zehirli maddelerdir. Doğaya ve canlı sağlığına zehirli etkisi nedeniyle kullanımında kısıtlamalar mevcuttur. Cıva insan derisinden emilebilir ve buhar halinde solunarak vücuda girebilir. Bu nedenle cıva her zaman kapalı kaplarda saklanır. Cıva buharının solunması kimyasal akciğer hasarına neden olur ve etkileşim devam ederse ölümle sonuçlanır. Cıva böbrek ve merkez sinir sistemine de ileri derecede zehirlidir. Hamilelerde sakat doğumlara sebep olabilir.

Amalgam diş dolgusunda cıva, gümüş, kalay, bakır ve bazı diğer metallerle bileşik oluşturur. Bu bileşikte, toz halindeki metaller sıvı cıvayla birleşerek yavaşça sertleşen bir hamur haline dönüşür. Yani cıva dolgu içinde serbest halde değildir.

Peki, cıva bu kadar zehirliyken neden amalgam dolgular her yıl tüm dünyada milyonlarca dişe yapılmaktadır? Bunun için amalgam dolguların özelliklerine bakmak gerekir.

Amalgam dolgular;

Basınca dayanıklı bir malzeme olduğu için ağız içinde oluşan çiğneme kuvvetlerine iyi yanıt verir,

Kuvvetle bastırılarak uygulandığı için dolgu boşluğunu iyi tıkar ve dişle dolgu arasında sızıntı olmaz,

Şekil verilebilir, parlatılabilir ve hekim için çalışma zamanı yeterlidir,

Yazının devamı...

Hareketsiz kalmayalım

14 Mayıs 2020

Koronavirüs tedbirleri kapsamında evde kalarak savaşı yavaş yavaş kazanıyoruz. Gün geçtikçe izlenen sayılar kazanan tarafta olduğumuzu bize göstermektedir. Ancak sağlığımız için yıkıcı sonuçlara yol açacak başka bir sağlık tehdidiyle karşı karşıyayız. Evet, fiziksel aktivite eksikliğinden bahsediyorum. Birçoğumuzun hayatı, iş gününde bir ofiste ve akşamları televizyonun önünde oturarak hareketsiz bir şekilde geçiyor. Hele ki bu korona günlerinde tamamen evde hareketsiz, muhtemelen salonla mutfak arasında geçmektedir. Gençler ise bilgisayar veya telefon ekranında, gerçek dünyadan daha fazla sanal dünyada zaman harcıyor. Bu hareketsizliğin sonucunda birçok ülkede aşırı kilolu veya obez insan sayısı artmaktadır. Ülkemiz ise obezitede Avrupa birincisidir. Yani her üç yetişkinden biri obezdir. Altı yaşında çocuklarımızın yüzde 17.9’u obez ve aşırı kiloludur. Kadınlardaki oran daha can sıkıcıdır. Erkeklere göre iki kat daha fazla kadın obezitesi gözlemlenmektedir. Çoğumuz şişman veya obez olduğumuzu kabul etmeyiz ve şeker, tansiyon gibi bir hastalıkla karşılaşmadan bir önlem almayız. Aslında yeme alışkanlıklarımızı değiştirerek ve daha fazla hareket ederek bu sorunla başa çıkabiliriz.

Fiziksel aktivite sağlığımız için iyidir. Dünyanın önde gelen ölüm nedenleri olan kalp krizlerini, felçleri ve bazı kanserleri önlemeye yardımcı olur. Ayrıca zihinsel ve psikolojik sağlık için de iyidir. Mutluluk hormonu yani endorfin salgılanmasını artırır; depresyonu engeller ve sosyal uyumu geliştirir. Bence gençler ve çocuklar için sporun en önemli faydası sağlıklı alışkanlıklar oluşturmasıdır. Yeme ve antrenman disiplini kazanan gençler, sporla sigara, alkol gibi kötü alışkanlıklardan da uzak dururlar. Yaşlılarda ise bir faydası da el-ayak koordinasyonunu koruyarak düşmeleri önlemek; güç ve esnekliği sağlamaktır. Bu sebeplerle fiziksel aktivite alabileceğiniz en iyi ilaç olarak tanımlanmıştır. Ayrıca spor, düzgün bir fiziğe sahip olmamızı sağlar ve özgüvenimizi geliştirir. Spor, toplulukları ve hatta ulusları bir araya getirmeye bile yardımcı olabilir. Dünya Kupası bunun harika bir örneğidir.

Tüm bu sohbetten sonra hepimizin bahanesi ortaya çıkacaktır: Benim spor yapmaya vaktim mi var? Aslında aktif olabilmek için sporcu olmanıza hatta spor salonuna gitmenize bile gerek yoktur. Her gün yaptığımız küçük seçimler sağlıklı olmamıza ve sağlıklı kalmamıza yardımcı olabilir. Asansör yerine merdivenleri kullanmak; araba kullanmak yerine kısa mesafeleri yürümek; evde yapacağınız küçük egzersizler tüm hayatınıza hareket katabilir. Kaybetmeden sağlığımızın kıymetini bilmeli ve hareketli bir yaşam tarzını benimsemeliyiz.

Bazı besinler dişlerimizi seviyor

Diş sağlığınızı kötü yönde etkileyen gıdalar olduğu gibi faydalı gıdalar da bulunmaktadır. Ağızda mevcut olan bakteriler besinlerle reaksiyona girerek asit üretirler. Asit, diş minesine saldırmaya başlar. Dişteki mineralleri diş yüzeyinden çözerek çürüme sürecini başlatır. Bazı besinler ise asitleri nötralize ederek çürümenin oluşmasına engel olur. Örneğin süt, yoğurt ve peynir, diş ve diş eti sağlığını korumak için en iyi seçeneklerdendir. Bu besinler içerdikleri yüksek miktardaki kalsiyum ve fosforla mineral yapının korunmasına yardımcı olur. İçme suyu, yeşil çay ve diğer bitkisel çaylar diş sağlığı için faydalıdır. Şekersiz olmak üzere bu bitki çaylarını rahatlıkla yudumlayabilirsiniz. Bu çaylar bakteri plağının dişlere yapışmasını önleyen antioksidanlar içerir. Bu sayede, çürük ve diş eti hastalıklarıyla karşı karşıya kalma riskini azaltırlar. Ayrıca, yeşil çayda bulunan ‘kateşin’ maddesinin ağızdaki bakterilerin yok olmasına yardımcı olurken, aynı zamanda kansere karşı da etkili olduğu tespit edilmiştir. Havuç, kereviz, brokoli, havuç gibi gevrek sebzeler ekstra çiğnemeye ihtiyaç duyulması sebebiyle dişlerin temiz kalmasına yardımcı olur. Ancak her yemekten sonra dişlerin fırçalanması diş sağlığının korunmasının temelidir.

Süt dişleri ne zaman çıkar ve dökülür?

Süt dişleri, ağız sağlığı ve çıkacak daimi dişlerin dizilimi açısından oldukça önemlidir. Daimi dişler çene içinde büyüdükçe süt dişlerinin köklerini eritmeye başlar. Böylece süt dişleri sallanır ve düşer. Bazen süt dişlerinin altında daimi diş olmaz. Böyle durumlarda kökleri erimeyen süt dişi ağızda kalacaktır. Süt dişlerinin çıkma zamanları çocuğa göre altı ay önce veya sonra olarak değişiklik gösterebilir. Ancak bu zaman çok farklılık gösteriyorsa mutlaka doktor kontrolü gereklidir.

Yazının devamı...

EVCİL HAYVANIMDA KORONA VİRÜS OLABİLİR Mİ?

7 Mayıs 2020

Aralık 2019’da Çin’in Hubei Eyaleti Vuhan şehrinde yaygın akciğer enfeksiyonu vakaları bildirildi. Çin Makamları tarafından yeni bir koronavirüs (Kovid-19), etken ajan olarak tanımlandı. Virüs partikülü, lipit zarfının etrafında karakteristik bir ‘korona’ (taç) sergilediği için bu grup virüslere korona virüs denmektedir. Koronavirüs ailesindeki virüs türlerinin çoğunun kökeni hayvanlardır. Enfekte insanlarla temas halinde olan birkaç köpek ve kedide Kovid-19 için yapılan testler pozitif çıkmıştır. Deney koşullarında, virüsü taşıyan kediler, diğer kedilere de enfeksiyon bulaştırmıştır. Ancak bu hayvanların hastalığı insana aktarabildiğine ve bu aktarımın Kovid-19’un yayılmasında rol oynayacağına dair bir kanıt yoktur. Kovid-19 virüsü insanlarda yeni bir virüstür ve bilindiği kadarıyla insandan insana bulaş yoluyla yayılır. Yani Kovid-19 taşıyan bir kişi öksürdüğünde, hapşırdığında veya konuştuğunda üretilen damlacıklar yoluyla yayılır. Ancak Dünya Sağlık Örgütü Kovid-19 hastalarının refakatçi ve diğer hayvanlarla teması sınırlaması tavsiye edilmektedir. Hayvanları tutarken ve bakım yaparken, her zaman temel hijyen önlemleri uygulanmalıdır. Evcil hayvanlara dokunduktan, yiyeceklerini veya malzemelerini kullandıktan sonra el yıkamayı unutmamalıyız.

 

HAMİLELİK SIRASINDA DİŞ TEDAVİSİ YAPILABİLİR Mİ?

Hamileliğin ilk üç ayı bebeğin organ gelişim evresidir. Bu yüzden ilk üç ayda tedavide kullanılan ilaçlar sebebiyle diş tedavilerinden kaçınılmalıdır. Son üç ayda ise diş tedavisi için koltukta uzun süre oturması nedeniyle gebe rahatsız olabilmektedir. Tedaviler bu sebeplerden ikinci üç aya yani hamileliğin 3. ve 6. ayları arasına ertelenmelidir. Diş iltihabı, ağrı gibi acil durumlar ise var olan iltihap hamileliği olumsuz etkileyebileceğinden, diş hekiminiz kadın doğum uzmanınızla görüşerek tedaviyi tamamlayabilir. Hamilelik esnasında diş tedavilerinde kullanılan lokal anesteziklerin herhangi bir yan etkisi rapor edilmemiştir. Lokal anestezi yani diş iğnesiyle yapılan tedavide hasta ağrı duymayacak ve daha az stres yaşayacaktır.
Uygun antibiyotik kullanımının özellikle amoksisilinlerin annenin allerjisi yoksa bebek için herhangi bir sakıncası yoktur. Ancak Tetrasiklin gurubu antibiyotikler gebelik sırasında alındığında bebeğin dişlerinde “tetrasiklin renklenmeleri” dediğimiz koyu renklenmeler oluşturur. Ağrı kesici kullanmada da dikkat edilmeli ve doktorun önerilerine mutlaka uyulmalıdır. Diş hekimliğinde kullanılan röntgen diğer bir konudur. Diş röntgenlerinde radyasyon çok düşük seviyede olmasına rağmen hamilelerde röntgen çekiminden kaçınılmalıdır.

DİŞ ETLERİNİZ Mİ KANIYOR?

Sağlıklı diş eti açık pembe renkli, diş yüzeyine doğru incelerek sonlanan ve sıkıca yapışan, şişlik ve kızarıklık olmayan bir görünüme sahiptir. Kendiliğinden veya diş fırçalarken kanamaz. Ancak dişler yeterince fırçalanmadığında ve diş ipiyle yeterli temizlik yapılmadığında zararlı bakteriler giderek çoğalır ve bütün diş yüzeylerinde ve dişdiş eti birleşiminde mikrobiyal dental plak adı verilen yumuşak bakteri tabakası oluştururlar. Bu bakteri plağı önce diş etlerinde iltihaba sebep olur. Ayrıca bu plak zaman içinde sertleşerek diş taşına dönüşür. Pürüzlü yapıya sahip olan diş taşı üzerinde mikroplar daha çok ürer ve diş eti hastalığının ilerlemesi hızlanır. Bu sayede dişlerin etrafını çevreleyen kemiğin erimesine neden olurlar.

Yazının devamı...

Ramazanda ağız bakımına dikkat edelim

30 Nisan 2020

Ağız kokusunun başlıca sebepleri diş çürükleri, dişetlerinin iltihapları, diş taşları, üst solunum yolu enfeksiyonları, mide rahatsızlıkları, soğan gibi yediğimiz kokuya sebep olan yiyecekler ve şeker hastalığı gibi bazı genel sağlık sorunları sayılabilir. Uyumunu kaybetmiş diş kaplamaları ve eski protezler de kötü kokulara neden olabilir.

Tükürük ağız içinde bakterilerin ürettiği asitleri nötrleştirir ve ağız içinde yıkama vazifesi görür. Ramazan ayında gün içinde yenip içilmediğinden tükürük bezlerinin ürettiği tükürük salgısı da azalır. Uzun süreli aç kaldığımızda oluşan ağız kokusunun birincil nedeni budur. Ayrıca iftarda ve sahurda yediğimiz gıdalara bağlı olarak da ağız kokusu artabilir. Ağız kokusunu engellemek için ramazan ayında iftardan ve sahurdan sonra ağız ve diş temizliğinin çok iyi bir şekilde yapılması gerekir. Dişleri fırçalamanın yanında, dil mutlaka dil temizleyicisiyle temizlenmelidir. Takıp çıkarılan protezler varsa bu protezler ağızdan çıkartılıp diş fırçasıyla temizlenmeli ve kullanılmadığında suda bekletilmelidir. Diş araları ve diş kaplamalarının altları diş ipiyle temizlenmelidir. Ağız gargaraları da ağız temizliğinde kullanılabilir.

Dezenfeksiyonda temel prensipler

Koronavirüsle beraber herkes dezenfeksiyon ve dezenfektan kelimelerine aşina oldu. Dezenfeksiyon, enfeksiyon kaynağı olmasını önleyecek kadar bir nesneyi veya ortamı mikroorganizmalardan arındırma işlemidir. Bu işlemde kullanılan kimyasallara da dezenfektan denir. Çeşitli mikroorganizmaların yüzeylerde canlı kalma süreleri ayları bulabilir. Mikroorganizmaların %90’ı bu yüzeylerde gözle görülen kir ve tozlarda bulunmaktadır. Dezenfeksiyon yaparken her odada ayrı temizlik ekipmanı kullanılmalıdır. Kuru temizlik ya da vakumlu süpürge gibi toz oluşturan uygulamalardan kaçınılmalıdır. Dezenfektanlar ile kritik yüzeyler olan sıklıkla dokunulan kapı kolları, klavyeler, elektrik düğmeleri mutlaka temizlenmelidir. Kritik olmayan yüzeylerde deterjanla temizlik yeterlidir. Ancak burada esas problem kullanılan suyun kirlenmesidir. Bunu engellemek için örneğin yatak aralarında, kalorifer peteklerinde kirlendikçe veya her 15 dakikada bir deterjanlı suyun değiştirilmesi gerekir. Dezenfeksiyon işlemi gözle görülür kirlenme yoksa deterjan/dezenfektan özelliği olan bir ürünle tek aşamada yapılabilir. Şayet evimizde izole bir hasta varsa hastanın bulunduğu izolasyon odasında deterjan/dezenfektan solüsyon kullanılarak tek aşamalı veya önce temizlik, ardından dezenfeksiyon şeklinde iki aşamalı temizlik yapılmalıdır. Tüm bu işlemlerde birinci öncelik koruyucu ekipman kullanmaktır.

Kanal tedavisiyle ilgili her şey

Diş hekimliğinde ana amaç doğal dişlerin ağızda tutularak hastanın çiğneme, konuşma ve estetik fonksiyonlarının devamlılığını sağlamaktır. Dişlerin ağız içinde görülen kısımları kuron, çene kemiği içinde kalan kısımları ise kök olarak adlandırılır.

Dişlerin kuron kısımlarının ortasındaki boşlukta ve köklerin içinde damar ve sinirlerden oluşan bir doku vardır. Bu damar ve sinir dokusuna pulpa adı verilir. Pulpa, dişin gelişiminden, beslenmesinden ve hissetmesinden sorumlu, dişe canlılık veren dokudur.

Yazının devamı...