Ortodontik tedavide ağız hijyeni!

10 Şubat 2020

Ortodontik tedavi günümüzde çok çeşitli metotlarla uygulanmaktadır. Bazı tedavi yöntemlerinde takılıp çıkartılabilir aparatlar kullanılırken diğer yöntemlerin tamamında ağızda sürekli kalan sabit aparatlar kullanılmaktadır.

Sadece şeffaf plak tedavilerinde hastalar, yemek yerken ve dişlerini fırçalama esnasında plaklarını çıkartıp, normal zamanda olduğu gibi dişlerini rahatça fırçalayabilmektedirler.

Fakat bunun dışında kalan diğer tüm ortodontik tedavi yöntemlerinde; ister iç taraftan yapıştırılan, lingual tedavi adı verilen teller olsun, ister dış taraftan yapıştırılan daha konvansiyonel metal veya estetik malzemelerin kullanıldığı sabit tedaviler olsun, tümünde ağız içine uygulanan malzemeler, hasta tarafından çıkartılamaz ve bu durum ortodontik tedavi süresince çok çok iyi bir ağız hijyeni ve bakımı gerektirmektedir. Çünkü ağız içinde kalan sabit her aparat, yiyecek artıklarının daha fazla birikmesine sebep olabilecek ekstra bir yüzey alanı oluşturur. Retansiyon alanları olarak adlandırılan bu yüzeyler yiyecek artıklarıyla beraber bakterilerin de bu yüzeylere tutunmasına olanak verir. Bu durum, iyi bir ağız hijyenin sağlanamadığı durumlarda diş çürümelerine sebep olacaktır.

Bunun yanında bu plak tabakasının dişlerin arayüzlerinde birikip yoğunlaşması diş taşlarının oluşmasına sebep olacak ve bu problemlerin ilerlemesi diş eti çekilmeleri gibi diş eti rahatsızlıklarını beraberinde getirecektir.

Tüm bu sebeplerden dolayı ortodontik tedavi esnasında ağız hijyeninin nasıl korunacağını ve temizlik işlemlerinin nasıl uygulanması gerektiğini detaylıca açıklamaya çalışalım.

Ortodontik tedavi boyunca, özellikle bu tedavileri gören hastalar için tasarlanmış ortodontik fırçalar kullanılmalıdır. Bu fırçaların özelliği orta bölümündeki fırça kıllarının daha çukur kenardaki kılların ise daha uzun olmasıdır. Bu sayede dişlere yapıştırılmış olan sabit aparatların (braketlerin) ve tellerin aralarına daha iyi uzanabilmesi sağlanmış olur.

Ortodontik tedavi gören kişiler her yemekten sonra bu ortodontik fırçalar yardımıyla dişlerini mutlaka çok iyi fırçalamalıdırlar.

Bunlara ilaveten arayüz fırçaları (interdental fırçalar) denilen, iki dişin arasındaki boşlukları veya teller arasındaki boşlukları temizleye yarayan farklı ebatlarda olabilen bir fırça türü de kullanılmalıdır. Bu ince fırçalar, normal fırçaların ulaşamadığı dar ve küçük alanlarda kullanılırlar. Kullanımı, iki diş arasındaki telin altından fırçayı yerleştirip, yukarı aşağı yönde hareket ettirmek şeklindedir. Çeşitli ebatları olmakla birlikte genellikle yaklaşık 1 mm çapında olanları ortodonti hastaları için uygun olacaktır. Günümüzde bu fırçalar çok küçük saplı ve kapaklı şekilde üretildikleri için hastalar bunları kolaylıkla yanlarında taşıyabilmekte ve dışarda yemek yediklerinde veya herhangi bir ortamda diş aralarının çok kolay bir şekilde temizliğini sağlayabilmektedirler. Normal fırçaların tek başına kullanımı ara yüz fırçaları olmadan kesinlikle yeterli olmamaktadır.

Yazının devamı...

Ortodontik tedavide neler yenmemelidir?

6 Şubat 2020

Eskiden beri uygulanagelen sabit ortodontik tedavi esnasında bazı kurallar geçerlidir. Ortodontist tarafından ağız içine uygulanan aparatlar (braketler, bantlar ve teller gibi), bazı yiyeceklerin tüketilmesi durumunda zarar görüp kırılabilmektedir.

Bu yiyecekler genellikle sert olan veya içinde sert çekirdeği bulunan yiyeceklerdir. Örneğin zeytin, erik gibi gıdalar tüketilecekse mutlaka çekirdekleri çıkartılarak yenmelidir. Bunun gibi fındık, fıstık veya badem gibi çerezler yenileceği zaman da biraz ezilerek daha yumuşak hale getirilmesi gerekmektedir.

Meyvelere gelince elma, armut gibi meyvelerin bıçakla kesilerek yenmesi gerekir. Elimize alıp ısırarak yediğimiz bu tip meyveler de tellerin kırılmasına sebep olabilmektedir.

Simit veya sert kabuklu bir ekmeği ısırmaya çalışmak da aynı sonucu verir, o yüzden bu tip gıdaları da keserek veya kopararak, küçük parçalar halinde tüketmek doğru olacaktır.

İçecekler konusunda da, asitli olan her türlü içeceğin özellikle gazoz tarzı içeceklerin ortodontik tedavi boyunca kullanılmaması gerekmektedir. Meyve suları, ayran veya sıcak içeceklerin tüketilmesinde bir problem yoktur.

Ayrıca sakız çiğnemek de tel tedavisi boyunca maalesef yasaklar listesindedir.

Sinema keyfi esnasında çokça sevilen patlamış mısırın içindeki sert taneler tellerin kopmasına sebep olabilmektedir ve bu sebeple tedavi esnasında çok dikkatle tüketilmelidir.

Günlük yiyeceklerde örneğin et yemeklerinde herhangi bir problem yokken, kemikli etlerin dikkatsiz bir şekilde ısırılması tellerde kırılmalara sebep olabilmektedir.

Yazının devamı...

Süt dişleri neden önemlidir?

21 Ocak 2020

Konu çocuklar olunca, aileler sağlık konusunda da çok daha hassas davranmaktadırlar. Bununla beraber toplum içinde yanlış bir kanı sonucu çocukluk döneminde ağızda bulunan süt dişlerinin önemsiz olduğu, bir şekilde düşüp kaybedileceği ve bunlarda oluşan çürüklerin ve diş kaybına sebep olan durumların önemsenmemesi gibi bir problem söz konusudur.

Çocukluk döneminde özellikle yüksek şeker tüketimi olan beslenme alışkanlıklarında, süt dişleri kolaylıkla çürüyebilmektedir. Bu durum hem genel sağlık üzerinde hem de süt dişlerinin ardından gelecek olan daimi dişlerin yerleşmesinde büyük problemlere yol açmaktadır. Bazen bu süt dişlerindeki derin enfeksiyonlar, süt dişinin altında bulunan henüz sürmemiş daimi dişlerde bile kalıcı hasarlara sebep olabilmektedir.

Çocuk doğduktan yaklaşık 6 ay sonra ilk süt dişleri ağız içinde görülmeye başlar. Bu süreç süt dişlerinin ağız içinde sırayla çıkmasıyla devam eder. Yaklaşık 4 yaşında süt dişleri ağız içinde tamamlanır. 6 yaşından itibaren de ömür boyu ağızda kalacak olan daimi dişler sürmeye başlar. Bu süreçte hem süt dişleri hem de daimi dişlerin bir kısmı ağız içinde olduğu için, karışık dişlenme dönemi olarak adlandırılmaktadır.

Bu süreç boyunca çok hassas milimetrik dengelerle, süt dişleri zamanı geldikçe düşmekte ve altından gelecek olan daimi dişler yavaş yavaş yerlerini almaktadırlar. Herhangi bir süt dişinin zamanından önce çürümesiyle ya da ilerleyen çürükler sebebiyle çekilmek zorunda kalmasıyla bu dengeler tamamen bozulur ve alttan gelen daimi dişler yerlerine düzgün bir şekilde yerleşemezler.

Ağız içerisinde ilk görüldükleri andan itibaren süt dişlerinin tedavileri çok hassas ve doğru bir şekilde yapılmalı, gereksiz bir şekilde zamanından önce çekilmemelidirler. Kendi doğal seyrinde düşmesi gereken zamana kadar ağız içinde tutulmalıdırlar. Aksi takdirde yerlerine yerleşemeyen daimi dişlerde çapraşıklık dediğimiz sıkışıklık ve üst üste olma durumları ortaya çıkacak ve ortodontik tedavilere ihtiyaç duyulacaktır. Herhangi bir süt dişi zamanından önce kaybedildiğinde, o bölgedeki diğer dişler hızla çekilen dişin boşluğuna doğru hareket etmektedirler. Bu durumda o boşluğa yerleşmesi gereken daimi dişin yeri çalınmış olup, ya çapraz şekilde yerleşecek ya da çene içerisinde gömük şekilde kalacaktır.

Nadiren bazı durumlarda süt dişleri, altlarındaki daimi diş tarafından düşürülemez ve diş hekimleri tarafından alınması gerekir.

Bütün bu problemli durumların zamanında tespit edilebilmesi ve çözümler oluşturulabilmesi için, süt dişlerinin ağızda görülmesinden itibaren, çocukların düzenli olarak diş hekimi kontrolünde olmaları gerekir. Erken dönemlerde çok basit müdahalelerle düzelebilen problemler, müdahale edilmeyen durumlarda, uzun vadede çok ciddi anomalilere yol açıp, uzun ve zahmetli tedaviler gerektiren durumlar oluşturacaktır.

Tabii ki en öncelikli yapılması gereken şey, aile tarafından çocuğa küçük yaşlardan itibaren çok iyi bir ağız hijyeni eğitimi verilmesi ve bu alışkanlığın kazandırılmasıdır. Çocuğun el becerileri gelişene kadar, fırçalama işlemi ebeveynler tarafından yapılmalı, çocuk da bu konuda teşvik edilmelidir. Ağız hijyeni en iyi seviyede korunup, devam ettirildiği müddetçe, süt dişlerinde ve daimi dişlerde herhangi bir çürük oluşmayacak ve buna bağlı problemlerinde en baştan önüne geçilmiş olacaktır. Çocuk yaşlarda kazanılan diş fırçalama alışkanlığı, dişlerde ömür boyu en az problemle karşılaşmak için yapılması gereken ilk ve en önemli şeydir.

Yazının devamı...

Bütüncül ortodontik tedavi

13 Ocak 2020

Bütüncül Ortodontik Tedavi

Günümüzde tıp alanında ve diş hekimliğinde uygulanan tedaviler gelişen uzmanlık dallarıyla çok daha ilerleme kaydetmiş ve spesifik hale gelmiştir. Bu sebeple uygulanan tedaviler bünyenin tamamına dönük olarak planlanmakla birlikte multidisipliner çalışmalar gerektirmektedir. Konu diş hekimliği olduğunda da aynı şey geçerli olup ortodontik tedavi veya protetik ve cerrahi tedavileri birbirinden ayırmak pek mümkün değildir.

Çiğneme sistemi; Dişler, çene kemikleri, çene kasları ve eklemler olmak üzere bir bütün halinde fonksiyon görmektedir. Muhteşem bir sistem olarak çalışan bu organizmadaki herhangi bir aksaklık bütün sistemi etkilemektedir. Bütün bu yapıların birbiriyle olan uyumu ve çalışma sistemi göz ardı edilerek uygulanan tedaviler uzun dönemde başarısızlık gösterecektir. Bu sebeple bir hastanın ihtiyacı olan örneğin; implant uygulaması ya da zirkonyum protezler yapılması veya herhangi başka bir tedavi işlemi, sistemin bütünü içinde uyum göstermelidir. Her bir dişin diğer dişlerle olan temas ilişkisi, eklemlerin ve kasların pozisyonu ve bunların ötesinde solunum sistemi ve çiğneme sistemi çok hassas dengeler içinde bir bütünlük oluşturmaktadır.

Ortodontik tedavi bütün bunların neresinde diye düşünecek olursak; dişlerin yanlış pozisyonlanması, çeneler arasındaki hatalı ilişkiler, eklem ile ilgili problemler ortodontinin ilgi alanı içindedir. Bütün bu problemlerin çözümünde hangi yöntemle olursa olsun ortodontik tedaviler çok büyük faydalar sunmaktadır. Örneğin dişlerini çok uzun zaman önce kaybetmiş kişilerde çok sık karşılaşılan bir durum, geriye kalan komşu dişlerde, devrilmeler ve uzamalar şeklinde yer değişikliklerinin ortaya çıkmasıdır. Bazı durumlarda, bir diş çekildikten ve üzerinden uzun zaman geçtikten sonra, kaybedilen diş bölgesine yapılmak istenen uygulamalar, ortodontik tedavi ile geriye kalan dişler düzeltilmeden mümkün olamamaktadır. Veya dişlerini kaybetmemiş olsa bile çene pozisyonları arasındaki büyük farklılıklar bütün sistemin işleyişinde aksamalara yol açıp rahatsızlıklara sebep olabilmektedir. Bu tip durumlarda ergenlik dönemindeki çocuklarda fonksiyonel tedaviler ile çene pozisyonları düzeltilebilir. Yetişkinlerde ise ortognatik cerrahi ameliyatları ile çene ve yüz bölgesinde değişiklikler yapılabilmektedir.

Sadece estetik amaçlı tedaviler olan lamine porselen veya kompozit restorasyon uygulamalarında bile, dişlerde kapanış problemi olan bazı durumlarda, kısa süreli ortodontik tedaviler ile düzenlemek gerekebilmektedir.

Bunun gibi bazen diş eti problemlerinde de ortodontik tedavi yardımıyla dişlerde hareketler sağlanarak kaybedilen kemik ve dişeti dokuları geri kazanılabilmektedir.

Özetle tıp ve diş hekimliğinde branşlaşmalar arttıkça hastaya bütüncül bakış perspektifi kaybedilmemeli ve organizma bütünlüğü içinde en doğru tedavi uygulanmalıdır. Günümüzde ilerlemiş teknoloji sayesinde problemler daha iyi tespit edilip, daha detaylı tanılar koyulabilmekte ve çok daha iyi çözümler sunulabilmektedir.

Ortodonti uzmanı diş hekimi Eşref Kerem Atamözlü

Yazının devamı...

Teller dişimi çürütür mü?

6 Ocak 2020

Bu haftaki yazımızda da çokça sorulan bir sorunun cevabını bulmaya çalışalım. Diş telleri dişlerde çürüğe sebep olur mu? Öncelikle iyi bir ağız bakımı herkes için vazgeçilmez ve devam ettirilmesi gereken bir konudur. Genetik faktörler, beslenme alışkanlıkları, sistemik durumlar ve fırçalama alışkanlığı diş çürüğü riskini belirleyen temel faktörlerdir.

Sabit ortodontik tedaviler esnasında hekim tarafından uygulanan aparatlar, hastalar tarafından çıkartılamadığı için retansiyon alanları olarak adlandırılan, yiyecek artıklarının ve bakterilerin oluşturduğu tabakanın oluşumunu hızlandırıp artırabilen girintili çıkıntılı yüzeyler oluşturmaktadır. Bu bölgelerin temizlenebilmesi işin kritik noktasıdır. Bu nedenle bu tedaviler esnasında, dişlerinde herhangi bir aparat olmayan kişilere göre, çok daha iyi bir temizlik şarttır. Bu amaçla üretilen ortodontik fırçalar, arayüz fırçaları ve süper floss denilen özel diş ipleri kullanılmalıdır.

Sabit tel tedavisi gören kişilerin daha uzun süreli ve her yemekten sonra mutlaka diş fırçalamaları gerekmektedir. Bu fırçalama esnasında, diş tellerinin, diş etine ve dişlerin kesici-çiğneyici yüzeylerine bakan kısımları ortodontik fırçalar yardımıyla dişlerin birbirilerine bakan yüzeyleri de ara yüz fırçaları ile temizlenmelidir. Bunun için, tellerin altına rahatlıkla girebilen orta kalınlıklarda ara yüz fırçaları uygundur. Günümüzde kapaklı ve küçük saplı olarak üretilen bu fırçalar sayesinde, hastalar fırçalarını yanlarında kolayca taşıyıp her ortamda gayet rahat şekilde dişlerini temizleyebilmektedirler.

Tellerin kendi yapısı itibarıyla diş çürütücü hiçbir etkisi yoktur. Sabit ortodontik tedaviler esnasında diş çürüğünün artma sebebi, temizlikteki zorluk ve yiyecek artığı birikiminin hızlanmasıdır. Yani hangi türde olursa olsun uygulanan sabit teller iyi bir ağız bakımıyla, düzenli olarak temiz tutulduğu sürece çürük riski oluşturmazlar.

Halihazırda iyi bir fırçalama alışkanlığı olan bir kişi için teller varken de hijyen sağlamak hiç zor olmayacaktır. Fakat ağız bakımı iyi olmayan bir kişide tellerin de bu ortama eklenmesiyle, diş eti problemlerinde ve çürük riskinde artış görülebilmektedir. Hekimin kontrolleri esnasında tüm bu durumları kontrol edip hastayı uyarma şansı vardır. Teller olsun olmasın iyi bir ağız hijyeni sağlıklı dişler için mutlaka devam ettirilmesi gereken bir durumdur.

Ortodonti uzmanı diş hekimi Eşref Kerem Atamözlü

Instagram : https://bit.ly/2rRpEP6

Facebook : https://www.facebook.com/softdent.com.tr/

Yazının devamı...

Dişinizi Sıkıyor Olabilir misiniz?

24 Aralık 2019

Diş sıkma ya da gıcırdatma sorunu olarak bruksizmin zararlarını ve tedavilerini sizler için anlattım.

Atalarımız boşuna dememiş "Sık dişini!" diye. Evet, böyle bir söz olsa da biz diş hekimleri, bu diş sıkma olayını önlemenin türlü türlü yollarını arıyoruz uzun bir süredir. Öncelikle bruksizm nedir diye sorulacak olursa dişlerin kontrolsüz bir şekilde sıkılması olarak cevaplayabiliriz. Bu durum beyin tarafından istemsiz bir şekilde (refleks) olarak gerçekleştirilmektedir. Çoğunlukla uyku esnasında gözlemlenir ve uzun yıllarda dişlere ve çene eklemine ciddi hasarlar verebilmektedir. Araştırmalara göre, bu durum toplumda yüzde doksanlara varan sıklıkta görülmekte ve çoğu zaman kişi tarafından fark edilememektedir. Bu durumun varlığını gözlemlemek için ikinci bir kişinin takibi işe yarayabilir.

Sebebi tam olarak bilinememekle birlikte, psikolojik rahatsızlıklarda ve stres durumlarında arttığı gözlemlenmektedir ve bilinenin aksine antidepresan ilaçların kullanımı diş sıkma eğilimini (bruksizm) artırmaktadır. Bunun dışında genellikle dönemsel olarak artıp azalma şeklinde seyreder. Genelde sabah kalkıldığında bütün dişlerde ve çene kaslarında bir hassasiyet ve ağrı şeklinde hissedilir.

Tedaviyle kontrol altına alınabilir

Genelde ilk yapılacak uygulama, eklem splinti adı verilen gece plaklarıdır. Hastanın detaylı bir eklem muayenesi yapıldıktan sonra, kişiye özel olarak laboratuvarda hazırlanan plaklar, klinik olarak gereken diş kapanış pozisyonuna göre hasta ağızında uyumlanır. Eklem splintinin (gece plağı) işlevi, dişlerin birbiri üzerine yaptığı sürtünme kuvvetini ve buna bağlı hasarları azaltmak ve dişleri böylece korumaktır. Bunun yanında, kapanış esnasında bir kalınlık oluşturup, dişler ve kaslar arasındaki mesafeyi artırarak eklemin pozisyonunu düzeltmek ve bu şekilde bir rahatlama sağlamaktır. Kasların ve eklemin konumu düzeltildiğinde, bütün bu yapılar yeniden programlanmış olur ve buradaki hastalıklar ve rahatsızlıklar büyük oranda düzelir.

Sebebin ortadan kaldırılamadığı durumlarda, dişlerin temas noktalarını daha iyi hale getirip kapanışı düzenlemek amacıyla ortodontik veya protetik tedaviler planlanabilir. Yıllar içinde aşınmalar sebebiyle kaybedilen diş mesafesi tekrar kazandırılmaya çalışılabilir. Çok ileri düzey rahatsızlıklarda, kas gevşetici ve enflamasyon giderici ilaçlardan faydalanılır veya ekleme yönelik bazı cerrahi müdahaleler gerçekleştirilebilir. Bazen de çiğneme kaslarına botoks uygulamaları yapılarak kasların işlevi azaltılmaya çalışılır.

Bu tip sıkıntılar yaşayan kişilerin mutlaka periyodik diş hekimi kontrolleri ile uzun dönemli takip edilmeleri gerekir. Rahatsızlığın ileri düzeyde olduğu durumlarda splintler hem gece hem de gündüz kullandırılabilmektedir. Bu tip şikayetler, uzun sürelerde geri dönüşü olmayan hasarlara yol açtığı için kesinlikle ihmal edilmemelidir.

Yazının devamı...

Hangi Yöntemle Ortodontik Tedavi?

16 Aralık 2019

Herkese tekrar selamlar, kısaca hatırlamak gerekirse, ortodontik tedavinin dişler ve çeneler arasındaki bozuklukları düzeltmeye yarayan diş hekimliği branşı olduğunu söylemiştik. Peki ortodontik tedaviler hangi metotlarla yapılabilir, bu hafta da bunun üzerinde duracağız.

Sabit tedaviler

Öncelikle ortodontik tedavileri sabit tedaviler ve hareketli apareylerle yapılan tedaviler olarak sınıflandırabiliriz. Bu sınıflandırmalar da kendi içinde farklı bölümlere ayrılmaktadır. Sabit ortodontik tedavilerde, halen en yaygın olarak, genel halk tarafından da daha çok bilinen, metal braketler kullanılmaktadır. Braket dişlere hareket vermek için ortodontik tedavi esnasında dişe yapıştırılan aparatların ismidir. Bu aparatlar, kompozit (ışıkla sertleşen dolgu) malzemelerinin bir türeviyle dişe yapıştırılıp, tedavi bitiminde dişe hiç bir zarar vermeden çıkartılmaktadır. Sabit ortodontik tedavilerde bunların dışında estetik veya şeffaf braket denilen (genelde porselen ve seramik içerikli) malzemeler de kullanılmaktadır. Sabit tedavilerde son olarak, dişlerin iç taraflarına yapıştırılan, lingual dediğimiz braket sistemleri de kullanılabilmektedir.

Hareketli tedaviler

Hareketli tedavilere gelince, daha ziyade küçük yaşlardaki çocuklarda uygulanan damaklıklar ve ergenlik çağından itibaren her yaş grubuna uygulanabilen şeffaf plaklar olarak sınıflandırılabilir. Damaklık tedavileri daha çok başlangıç veya hafif düzeyde ortodontik tedavilerde kullanılıp, genelde ileri düzey ortodontik tedavilere hazırlık yapma amacı güdülmektedir. Şeffaf plaklar günümüzde çok geniş çaplı kullanım alanına sahiptir ve teknolojik ilerlemelerle hızla gelişme kaydetmektedir.

Kişiye özel tedavi planı oluşturulur

Peki hangi tedavi metodu benim için uygun, sorusunun cevabına gelecek olursak. Evet cevap yine bir ortodonti uzmanı muayenesinden geçiyor. Ortodontistiniz, gerek klinik muayene, gerek röntgen ve yardımcı tanı araçları verileri eşliğinde, hastanın ihtiyaçları ve de beklentileri doğrultusunda bir tedavi planı oluşturmaktadır. Gayet kolay olan bu muayene sonucunda hangi metodun hasta için uygun olduğuna birlikte karar verilebilmektedir. İlerleyen haftalarda metodların detaylarını inceleyeceğiz. Şimdilik herkese sağlıklı günler dilerim.

Ortodonti uzmanı diş hekimi Eşref Kerem Atamözlü

Yazının devamı...

Şeffaf Plakla Ortodontik Tedavi

9 Aralık 2019

Evet, gelelim en merak edilen konulardan birisi olan şeffaf plaklarla ortodontik tedaviye. Günümüzde dijital teknolojideki gelişmeler sayesinde hızla ilerleyen bu tedavi dalında çok büyük gelişmeler kaydedilmiştir ve bu da hastalar tarafından büyük bir ilgi görmüştür.

Bu tedavi metodunun nasıl ilerlediğini kısa bir şekilde özetlemeye çalışayım. Hasta öncelikle bir ortodonti uzmanının klinik muayenesinden geçmelidir. Bu esnada röntgen ve tomografi gibi yardımcı araçlardan da faydalanılabilir. Hastanın klinik muayenesi ve hikayesinin ardından problemler belirlenir. Hasta ve hekim tarafından şeffaf plak tedavisinin kişi için uygun olup olmadığına karar verilir. İleri düzey ortodontik bozukluklarda, yani ortodontik amaçlı diş çekimi gerektiren veya büyük çene uyumsuzluklarının bulunduğu vakalarda şeffaf plak tedavisi uygun olmayabilir. Veya bazen hastalara plakların kullanım disiplinine uyum sağlamak zor gelebilir. Çünkü bu tedavi metodunda hasta tarafından plakların devamlı kullanılması ve bakımının yapılması çok önemli bir konudur. Şeffaf plak tedavisi büyük oranda hastanın kontrolünde gitmektedir. Hasta uyumu ve performansı tedavinin başarısı üzerinde oldukça etkili bir rol oynamaktadır.

Nasıl uygulanır?

Tedavinin uygulanmasına karar verildikten sonra hastanın ölçüleri alınıp, plakları üretecek firmaya gönderilir. Sonrasında firma tarafından bilgisayar ortamında üç boyutlu bir planlama hazırlanır. Bu planlama dişlerin, her aşamada yapacağı bütün hareketleri görsel olarak sunmaktadır. Hastanın takacağı her plak (diğer ismiyle aligner) iki hafta süreyle kullanılıp, her aşamadaki değişiklikler ve dişlerin alacağı son şekil görsel olarak hasta ve hekim tarafından incelenebilmektedir. Böylece hasta, tedavi bitiminde dişlerinin alacağı son şekli, henüz başlamadan görmüş olur. Daha sonra ortodonti uzmanı planlama ile ilgili düzenlemeleri yapıp onay verir ve plaklar firma tarafından hazırlanarak tedaviye başlamak üzere hekime gönderilir. Bütün bu süreç, ortalama iki ile altı hafta civarı sürmektedir.

Plaklar ne zaman teslim edilir?

Başlangıç işlemleri gayet kolay olan bir randevu sonrasında plaklar hastaya teslim edilip, periyodik randevularla kontrol edilerek tedavi yürütülür. Bu randevular genellikle dört haftada bir olmaktadır. Bu yöntemin sağladığı en büyük avantajlardan biri, hasta plaklarını düzenli kullandığı sürece randevuların uzatılabilmesidir. Özellikle işi gereği yoğun seyahat eden iş adamı veya iş kadını hastalar tarafından ya da çalışma ortamı gereği dişlerinde tel görünmesini istemeyen kişiler tarafından çokça tercih edilen bir metottur. Yine sosyal yaşamı gereği, davetlere, toplantılara ve sunumlara katılan kişiler için çok uygundur. Bu tip durumlarda hastanın plaklarını çıkartıp normal hayatına devam etmesi imkanı verir. Yurt dışında yaşayan ve bu sebeple randevulara daha seyrek gelebilecek olan kişilere de tedavi imkanı sağlar. Nişan veya düğün gibi planları olan veya askere gitmek, belli bir süre yurt dışında kalmak gibi zorunlulukları olan kişiler için uygulamayı geciktirmeden çok kolay bir şekilde çözüm sunabilmektedir. Ayrıca implant tedavisi veya lamine, zirkonyum gibi estetik uygulamalar öncesi, hazırlık ortodontik tedavilerinde kullanım için çok uygundur.

Avantajları neler?

Yazının devamı...