Ortodontik tedavinin yaşı var mı?

27 Mayıs 2020

Merhabalar, bu haftaki konumuz ortodontik tedavinin uygulanacağı yaş ile ilgili.

Son zamanlarda artık değişmeye başlasa da ülkemizde uzun süredir yerleşmiş yanlış bir bilgi olarak ortodontik tedavilerin yalnızca çocuklara uygulanabileceği algısı vardır.

Medyada bilgilendirmeler ve ortodontik tedavi gören kişi sayısının artmasıyla toplumdaki bu yanlış bilgi değişmeye başlasa da burada da bir kez daha değinmekte fayda olacağını düşünüyorum.

Evet, öncelikle ortodontik tedavinin yaşı yoktur. Tedavi protokolleri değişebilmekle beraber her bireye ortodontik tedavi uygulanabilir.

Çok istisnai olarak ileri derecede diş eti problemi olan kişilerde bazen ortodontik tedaviden kaçınılsa da uygun yöntemler ve teknikler kullanılarak bu kişilerde de yapılabilmektedir.

Ortodontik muayene için en erken ve ideal yaş, süt dişlerinin düşmeye başlayıp daimi dişlerin sürmeye başladığı 6-7 yaş dönemidir. Bu dönemlerde her zaman tedaviye başlamak gerekmez. Bazı nadir durumlarda bu yaşlarda, hareketli apareylerle (takılıp çıkartılabilen damaklıklarla) veya kısmi sabit tel uygulamalarıyla tedavileri uygulanabilmektedir.

Genel uygulama ise ergenlik dönemi öncesi, 11-12 yaş döneminde ortodontik tedavilere başlamaktır. Büyüme atağı döneminde daimi dişlerin tamamı çıkıp süt dişleri düşmektedir. Daimi dişlerin tamamının düzeltilebilmesi için, bütün dişlerin sürmüş olması gerekmektedir.

Bu dönemden hemen önce ise alt ve üst çenelerin hızlı bir büyüme süreci dönemine girilmektedir. Boy uzamasını da takip eden bu süreç, çene uyumsuzlukları görülen vakalara uygulanacak tedavilerde son derece önemlidir. Kız ve erkek çocuklarda bu dönemin görüldüğü yaş değişkenlik göstermektedir, klinik muayene ve röntgen analiziyle doğru dönem tespit edilebilmektedir.

Yazının devamı...

Ortodonti uzun süren bir tedavi midir?

21 Mayıs 2020

Merhabalar, bu hafta da ortodontide en çok merak edilen konulardan biri olan tedavilerin ne kadar sürdüğü üzerinde durmaya çalışacağız.

Öncelikle şahsi fikrim, ortodontik tedavi eğer çok kısa sürelerde yapılabilseydi, herkesin düşünmeden bu tedaviyi görmek isteyeceği yönündedir. Çünkü iyi bir ortodontik tedavinin kişiye kazandıracağı faydalar saymakla bitmez.

Toplumda sadece ön dişlerin estetiğiyle ilgili kısım ön plana çıkarılsa da; ortodontinin bunun ardında, çene eklemini sağlığına kavuşturmak, çenelerin doğru pozisyona gelmesi, dişlerin diziliminin düzelmesiyle hijyenik ve estetik koşulların çok daha iyi hale gelmesi gibi birçok faydası bulunmaktadır. Bunların yanında bu sürecin kişiye kattığı psikolojik faydalar ve sosyal hayatta özgüveni arttırması gibi farklı yönlerde de birçok etkisi olmaktadır.

Bütün bu faydaları düşünüldüğünde, ağızdaki bütün dişlerin düzelmesini ve bunların birbiriyle uyumunu sağlayan tedavi olan ortodontik tedavinin süreci kolaylıkla göze alınabilmektedir.

Ortodontik tedavi süreleri, tabi ki her bireyin mevcut problemine göre değişkenlik göstermektedir. Çeneler arasında şiddetli uyumsuzluk olan ya da diş çekimini gerektirecek kadar çapraşıklık olan vakalarda bu süreler biraz daha uzun olabilmektedir. Bu tip vakaların tedavi edilmesi bir buçuk iki sene aralığında zaman almaktadır. Bahsedilen süreler ortalama süreler olup, her bireyin kemik ve kök yapısına, tedavideki uyumuna bağlı olarak değişkenlik göstermektedir.

Bunun yanında çene problemi olmayan ve diş çekimi gerektirmeyen vakaların tedavisi, altı aydan bir seneye kadar süreler almaktadır.

Bazı istisnai durumlarda, çocuk yaşta başlanan tedaviler, aktif tedavi metotları değiştirilerek uzun yıllar kontroller gerektirebilmektedir. Bu durumlarda tedavi süreleri iki buçuk üç yıla yaklaşabilir.

Yazının devamı...

Kliniğe gitmeden ortodontik tedavi olabilir miyim?

12 Mayıs 2020

Herkese tekrar selamlar, yaşanan karantina süreci sonrası hayat yavaş yavaş normale dönmeye başladı ve hepimiz için yeni bir düzen içinde en azından belli bir süre, alışkanlıklarımızı değiştirme gerekliliği ortaya çıkmış durumda.

En temel ihtiyaçlarda ve günlük rutinimizde bile birçok şeyi değiştirmişken, konu diş tedavileri olunca da bazı kaygılar doğal olarak oluşabiliyor. Öncelikle bizler diş kliniklerimizde, covid-19 salgını öncesinde de, bütün bulaşıcı hastalık risklerine karşı rutin tedbirler almaktaydık. Hem hastalarımızı hem de kendimizi korumamız için bu tedbirler kaçınılmaz ve olmazsa olmazımız durumundadır. Günümüz koşullarında ise bu durum toplumun büyük kesimi tarafından öğrenilmiş ve talep edilir hale gelmiştir.

Peki, diş kliniklerine daha az sayıda randevuyla gelerek tedavileri yürütmek mümkün mü? Kendi uzmanlık dalım olan ortodontik tedavilerden bahsedecek olursam, bu süreçten sonra öngörüm, tedavilerin hastanın kısmen kendi kontrolünde devam ettirebildiği yöntemlerle yürütülecek olduğu yönünde. Evet, bazılarınızın bildiği gibi bu yöntem, daha önceki yazılarımda da bahsettiğim, şeffaf plaklarla yürütülen tedavilerdir. Gerek teknolojik gelişmeler gerekse hastaların talepleri doğrultusunda son dönemde çok büyük bir hızla gelişme kaydeden bu tedavi yöntemleri, randevuların sabit tedavilere göre çok daha fazla uzatılabilmesine imkan verebilmektedir.

Hastanın düzenli kullanımı devam ettiği müddetçe tedavinin aktif olarak devam edebildiği bu yöntemde, yetişkin hastaların yanında artık genç ve çocuk hastalarda da sıklıkla uygulanır hale gelmiştir.

Randevu sıklıkları diğer yöntemlere göre, iki hatta üç kata kadar uzun sürelerle verilebilmektedir. Bu da kliniğe gelme ihtiyacını ciddi oranda azaltmaktadır. Bunun yanında, tedavi esnasında şeffaf plakların çıkartılabilme özgürlüğü de büyük bir estetik avantaj ve konfor sağlamaktadır. Tel takmanın sempatik gelmediği kişiler ve özellikle de sosyal yaşamı ve işi gereği tercih etmeyen kişiler için, önümüzdeki süreç şeffaf plaklara büyük ilgi oluşturacak gibi görünmektedir.

Hepinize sevgi dolu ve sağlıklı günler dilerim.

Ortodonti uzmanı diş hekimi Eşref Kerem Atamözlü

Yazının devamı...

Korkuya yenik düşmeyin

6 Mayıs 2020

Herkese selamlar, son günlerde Covid-19 salgınıyla ilgili iyi haberler gelmeye başlarken, çok dikkat edilmesi gereken bir konuya daha dikkat çekmek istedik. Evet, vaka sayıları hızla düşerken, iyileşen hastaların sayısı da artışa geçmiş durumda.

Alınan tedbirlerin kademeli olarak rahatlatılması planlanıyor. Ve günlük hayat yavaş yavaş normale dönüyor. Peki, bu süreçten bize miras kalacak en tehlikeli şey sizce nedir? Evet, hastalık riski zamanla atlatılacak ama yaşanan sürecin psikolojik etkileri daha uzun süreler etkili olmaya devam edecek gibi görünüyor.

Öncelikle korku, mutlaka fark edilmesi ve yönetilmesi gereken bir durum. Gereken tedbirler alındıktan sonra, korkmaya devam etmenin bize sadece zararı olacaktır. Unutmayalım ki bağışıklık sistemini zayıflatan en önemli etkenlerin başında korku, üzüntü ve stres durumları gelmektedir. Sebepsiz yere bu duyguların devam ettirilmesi kişiyi içinden çıkılmaz bir girdap gibi kolayca içine çeker. Artık gelen her bilgi kaygı içinde değerlendirildiği için adeta hayatta olumlu bir şey görülemez hale gelecektir. Bunu önlemede en etkili yöntem, sürekli televizyonda veya sosyal medyada bu konudaki haberleri takip etmeyi bırakmak olacaktır.

Yaşam alanımızda gereken tedbirleri aşırıya kaçıp takıntı haline getirmeden aldıktan sonra, kendimize boş vaktimizi en iyi şekilde değerlendirmemize yarayacak bazı uğraşlar bulmak yapılacak en iyi şeylerden biri olacaktır.

Bu süreci sıkıntı ve problem olarak görmek yerine, uzun süredir bulamadığımız kendimize ve ailemize ayıracağımız fırsat bir vakit olarak değerlendirmek kesinlikle psikolojik durumumuzu olumlu yönde değiştirecektir. Şikayet hali ve umutsuzluk sadece benzer duyguların artmasına sebep olur ve yapıcı bir etkileri olmayacaktır. Bir süre için elimizde olmadan yaşayacağımız bu süreci, olabildiğince keyifli hale dönüştürmenizi, kendinize yeni uğraşlar edinmek ve hayatın yoğun temposuna bir ara vermek olarak görebilmenizi tavsiye ederim.

Sağlıkla ve sevgiyle kalın...

Ortodonti uzmanı diş hekimi Eşref Kerem Atamözlü

Yazının devamı...

Karantina sürecinde yarım kalan tedaviler

21 Nisan 2020

Herkese selamlar, bu hafta da hastalarımız tarafından yaşamakta olduğumuz sürecin koşulları gereği, sıkça sorulan sorulara cevap vermeye çalışacağım. Malum şu anda 65 yaş üstü ve 20 yaş altı bireylerin sokağa çıkmaları bir süredir yasak. Bu durumda birçok şey gibi, diş tedavileri de mecburen ertelenmiş durumda. Peki, devam eden tedavisi olan hastalar açısından durum nasıl değerlendirilmelidir.

Öncelikle ortodontik tedavileri ele alacak olursak, şeffaf plaklarla ortodontik tedavisi devam eden hastalar bu anlamda daha şanslı sayılabilir. Çünkü bilindiği gibi şeffaf plak tedavileri hastaların plaklarını kendileri kullanmaya devam etmeleri şeklinde sürdürülebilmektedir. Yani hastalar mevcut plaklarını düzenli olarak takmak suretiyle tedavilerinde hiçbir aksama ve zaman kaybı yaşamamış olacaklardır. Kullandığı plakları biten hastalar ise hekimleriyle görüşmek kaydıyla, ellerindeki son plakları, randevu alabildikleri sürece kadar kullanmak durumunda olacaklardır.

Peki, sabit tel tedavisi gören kişiler için durum nasıl değerlendirilmelidir. Hastanın randevularına gelemediği bu gibi istisnai durumlarda, bir süre beklemenin dişler ve sağlık açısından bir zararı olmadığı söylenebilir. Tabii az önce belirttiğim gibi bu durum her hastada ve hastaya uygulanan işlemin çeşidine göre değişkenlik göstermektedir. Belirtmek istediğim, tellerin kendi başına beklenen süreç içinde dişlere bir zarar vereceği düşünülmemelidir. Bu tip durumlarda en büyük risk faktörü yetersiz hijyene bağlı çürük risklerinin artması olacaktır. Hasta normalden daha uzun süre hekim gözetiminde olamayacağı için, çürük risklerinin kontrolü aksayabilmektedir. Bu durumu önlemenin yolu da çok daha iyi bir ağız hijyen kontrolünün sağlanması olacaktır.

Bütün bunların dışında mevcut tellerin batıp rahatsızlık vermesi veya yerinden çıkması gibi istisnai durumlarda yine hekimle iletişime geçilip tavsiyelerine uyulmalıdır.

Özetle hasta ve hekim tarafından kontrol edilemeyen bu süreçte sabırlı olunmalı, sabit telleri olanların da endişelenmeden hekimlerinin vereceği ilk randevuyu, iyi bir ağız hijyeni sağlamaya devam ederek ve yenmemesi gereken yiyeceklere dikkat ederek geçirmeleri gerekmektir.

Buna benzer devam eden ve yarım kalmış diğer diş işlemleri için de hekimin tavsiyelerine uymak ve endişeye kapılmamak gerekir.

En kısa sürede sağlıklı ve keyifli günlerde görüşmek dileğiyle, sevgiler...

Ortodonti uzmanı diş hekimi Eşref Kerem Atamözlü

Yazının devamı...

Acil müdahaleler ve karantinada uygulanacaklar

14 Nisan 2020

Acil müdahaleler ve karantinada uygulanacaklar

Tüm dünyayı tehdit eden Covid-19 pandemisine karşı, ülkemizde de alınmış olan tedbirlerden biri diş tedavilerinde acil olmayan tüm işlemlerin bir süreliğine ertelenmesidir.

Öncelikle, acil kapsamına neler giriyor onlara bakalım; ağrı kesici ile geçmeyen ağrılar, akut apseler, kontrolsüz kanamalar, travmalar gibi kişinin hayat akışını etkileyen durumlar. Peki, bu gibi durumlar ortaya çıktığında veya olmasını önlemek amacıyla ne yapacağız?

Öncelikle hekiminize telefonla ulaşın ve durumunuzu objektif bir şekilde anlatın. Size göre acil olan durum, hekiminiz yönlendirmesi ile kliniğe gelmeden çözebileceğiniz bir problem olabilir.

Örneğin 20 yaş dişi kaynaklı apse ve ağrılar iyi bir ağız hijyeni ile hafifletilebilir. Genellikle ağrılı olduğu için kişi o bölgeye dokunmaz fakat bu yanlıştır. Tam aksine o bölgenin çok iyi fırçalanması ve gerekiyorsa tuzlu su veya ağız suları (gargara) ile yıkanması problemi hafifletecek ve hatta ortadan kaldırabilecektir.

Enfeksiyonun ilerlemiş olduğu durumlarda da aynı şekilde diş hekimi ile iletişime geçerek ilaç tedavisine karar verilebilir.

Ağrının tanımı bize durumla ilgili bilgi verir. Eğer soğuk sıcak hassasiyetiniz var ise bu durum bir aciliyet değil sadece hassasiyet olabilir. Bu durumda hassasiyet giderici macunlar kullanılabilir, aşırı soğuk ve sıcaktan kaçınılabilir, asitli içecek ve yiyeceklerden (limon vs.) kaçınılır, böylece rahatlama sağlanır.

Ağrı ne zaman acil duruma işaret eder?

Yazının devamı...

Karantina sürecinde dikkat edilecekler

6 Nisan 2020

Evet, konumuz yine gündemi tamamen meşgul eden koronavirüsle dolaylı olarak ilgili. Şu an maalesef ülkemiz koşulları gereği diş kliniklerimiz tamamen kapalı durumda. Mecbur olunmayan durumlar haricinde herkes bir süre için hayatını dışarı çıkmadan, evde geçiriyor.

Bu durumda tedavisi devam eden hastaların çok dikkat etmeleri gereken birkaç konudan bahsetmek istiyorum. Ortodontik tedavisi devam eden kişilerin şu süreçte ağız hijyenine olabildiğince çok dikkat edilmeleri gerekmektedir. Diş fırçalama normalde olduğundan çok daha iyi ve özenle yapılmalıdır. Özellikle sabit tel tedavisi gören kişilerde, tellerin ve ağız içi apareylerin kırılmaması için sert şeyler yememe konusuna çok hassasiyet gösterilmeli ve tellerin kırılmasına sebep olabilecek çekirdekli meyveler, çerezler veya sert herhangi bir şey kesinlikle yenmemelidir.

Böyle bir durumun istemeden de olsa gerçekleştiği şartlarda mutlaka öncelikle doktorunuzla iletişime geçmelisiniz. Eğer kliniğe gitmeden çözümlenebilecek ya da bir süre daha beklenebilecek bir sorunla karşı karşıyaysanız, örneğin zarar vermeyecek ama kısmen telinizin kırıldığı bir durumda, doktorunuzla randevu ayarlayana kadar o bölgeye koruyucu mum ya da buna ulaşamıyorsanız şekersiz sakız koymak suretiyle problemi kısa süreli de olsa geçici bir şekilde çözmüş olursunuz. Sakızla batan telin üzerini örtmek o bölgede oluşabilecek yaranın ve buna bağlı rahatsızlıkların önüne geçmiş olacaktır.

Tabi öncelikli isteğimiz bu tip problemleri hiçbir şekilde oluşmaması için söylenen kurallara çok dikkat edilmesi olacaktır.

Hepinize sağlık günler diler ve bu sürecin en kısa sürede ve en kolay şekilde atlatılmasını dilerim.

Ortodonti uzmanı diş hekimi Eşref Kerem Atamözlü

Instagram : https://bit.ly/2rRpEP6

Facebook : https://www.facebook.com/softdent.com.tr/

Yazının devamı...

Covid-19 tedbirleri

23 Mart 2020

Günümüzde bütün dünyaya yayılan ve hepimizin hayatlarını ciddi şekilde etkileyen “covid-19” ismiyle tanıdığımız, korona virüs ailesinden olan bir virütik hastalık salgınıyla karşı karşıyayız.

Tüm dünyada medya adeta bu konuya kilitlenmiş durumda ve uyarılar ardı ardına geliyor. Bununla beraber sosyal medya üzerinden de doğru yanlış birçok şey paylaşılıp insanlar arasında yayılıyor. Bir şekilde konu artık hepimizin hayatlarını etkilediği için, bu haftaki yazıda bundan bahsetmek istiyorum.

Diş hekimleri ve doktorlar, bulaşıcı hastalıklarda maalesef en yüksek riskli meslek gruplarının başında gelmektedir.

Fakat bizim tarafımızdan olaya bakıldığında, bu yeni virüs vakalarından önce de, her hastayı potansiyel bulaşıcı hastalık taşıyıcısı olarak değerlendirip, bütün sterilizasyon ve dezenfeksiyon koşullarını bu duruma göre ayarlamak vazgeçilemeyecek bir prosedürdür. Gerek kendi sağlığımız gerekse kliniğimize gelen hastalarımızın sağlığı için bu sterilizasyon koşulları standart olarak mutlaka sağlanmaktadır.

Peki, bu koşulları bilmeyen ve günlük hayatlarına devam eden kişilerin durumu ne olacak sorusuna gelince, maalesef yaşadığımız bugünkü koşullarda herkesin virüs bulaşma riskine karşı azami şekilde dikkat etmesi gerekmektedir.

Önemli bir devlet tedbiri olarak, şu anda herkese evde kalma çağrısı yapılmış, hatta 65 yaş üstündekilere sokağa çıkma kısıtlaması getirilmiştir.

Bütün bunların ötesinde kişisel olarak ne yapmalıyız sorusuna gelince; öncelikle en önemli konu sosyal izolasyon. Yani belli bir süre, gerek akraba gerek arkadaş çevresiyle temas ve iletişime ara vermek, yurtdışı ve yurtiçi seyahatleri olabildiğince ertelemek, mümkün olduğunca zaruri ihtiyaçlar dışında evde kalıp, iyi bir beslenme ve moral ile bağışıklık sistemimizi güçlendirmek gerekmektedir. Dışarı çıkılması gereken durumlarda, mümkünse eldiven kullanıp, eve gelindiği anda elleri 20 saniye boyunca çok iyi yıkamak ve kıyafetlerimizi havalandırmak ya da mümkünse en kısa sürede yıkamak gerekmektedir.

Öksürme veya hapşırma durumunda mutlaka bir mendil ile ağız kapatılmalıdır. Hastalığın en önemli belirtileri boğazda yanma ve yüksek ateştir. Bu tip durumlar tespit edildiğinde mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Yazının devamı...