Tellerim çıktıktan sonra dişlerim bozulur mu?

10 Mart 2020

Evet, yine hastalarım tarafından en çok sorulan sorulardan birine daha geldik. Öncelikle hepimizin dişleri hayat boyu hareket etmektedir ve bu durum dişin doğası gereği kaçınılmaz bir durumdur. Diş hareketi, dişe gelen darbeleri karşılayabilmek için oluşmuş bir mekanizmadır. Tıpkı bir amortisör sistemi gibi dişler kemik içinde minimal düzeyde hareket edebilme kabiliyetindedirler. Bu mekanizma dişlere gelen darbeleri karşılamayı sağlar ve yıllar içinde dişlerde aşınma ile kırılmaları önlemiş olur.

Ortodontik hareketler de kısmen bu mekanizmayı kullanarak uygulanmaktadır. Dişlerdeki hareket miktarı arttıkça, dişi tutan lifler eski pozisyonlarına doğru gelmeye çalışırlar. Ortodontik tedavilerin uzun sürme sebeplerinden birisi de bu durumdur.

Tedavi sürecinde dişler düzeltilip olması gereken yerlere getirilip, temas noktaları doğru şekilde düzenlendiğinde ve teller çıkartıldığında, dişlerin eski yerlerine tekrar dönmemeleri için belli bir süre pekiştirme tedavisi denen bir süreç geçirilir.

Pekiştirme tedavisinin süresi ile hangi metot ve apareylerle yapılacağı her vakada değişiklik göstermektedir.

En yaygın kullanılan yöntem, alt ve üst ön dişlerin dile bakan kısımlarına yapıştırılan ince bir tel (lingual retainer) yardımıyla yapılandır. Bu uygulama sabit bir aparey uygulaması olduğundan hastanın takıp çıkartmasını gerektirmez. Belli periyotlarla (genellikle yılda bir kez) hasta kontrol edilir ve apareyin gereken durumlarda tamiri yapılır.

Bunun dışında bir de hasta tarafından takılıp çıkartılabilen apareylerle pekiştirme süreci devam ettirilebilmektedir. Bu süreçte şeffaf plaklar ya da damaklıklar kullanılabilmektedir. Günümüzde şeffaf plaklar hem konforu hem estetiği açısından çokça tercih edilmektedir.

Tarafımca en sık uygulanan metot, hem sabit pekiştiriciler hem de geceleri kullandırmak suretiyle şeffaf plaklar uygulamaktır.

Bir diğer konu da, ortodontik tedavi bitirildikten sonra, ağız içine çıkmaya çalışan ve yer bulamamış yirmi yaş dişleridir. Alt ve üst çenede en arka bölgelerde yer alan bu dişler, çoğunlukla çene arkında düzgün bir şekilde çıkacak yer bulamaz ve önlerindeki dişleri ittirip sıkıştırarak yerleşmeye çalışırlar. Bu durum ortodontik tedaviden sonra sıklıkla bozulmalara sebep olabilmektedir. Hekimin uygun gördüğü durumlarda, ağız içinde düzgün yerleşemeyen bu dişlerin çekilmeleri uygun bir çözüm olacaktır.

Yazının devamı...

Ortodonti pahalı bir tedavi midir?

3 Mart 2020

Evet, geldik hassas bir konuya! Elbette bir ortodonti uzmanı olarak konuya objektif bakamayacağımı düşünebilirsiniz ama yapılan işlemler, tedavide kullanılan malzemeler ve harcanan emek düşünüldüğünde bana hak vereceğinizi ümit ediyorum.

Öncelikle ortodontik tedavilerde kullanılan malzemeler, maalesef tamamen yurt dışı kaynaklı olup, dünya çapında kendini kanıtlamış ve güvenilir markaların çok büyük kısmı, Amerika ve Avrupa ülkeleri kaynaklıdır. Günümüzde döviz etkisi düşünüldüğünde, kullanılan bütün malzemeler yüksek maliyetlidir denebilir. Ayrıca yıllar süren tedavilerde ağız ortamına uyumlu ve sağlığa zarar vermemesi gereken bu ürünler, büyük bir hassasiyetle üretilip, denetlenmek durumundadır. Yani özetle bu malzemelerin olabilecek en iyi kalitede olanlarını kullanmak ahlaki ve vicdani olarak hekim için vazgeçilemeyecek bir durumdur.

Geldik ikinci konu olan tedavinin içeriği ve hastaya olan faydalarına... Ortodontik tedavi eksiksiz bir şekilde ve uzman bir hekim tarafından uygulanıp, kontroller düzenli olarak devam ettirildiğinde bir ömür süren bir fayda sağlamaktadır. Yani dişler ve çenelerdeki düzelmeler hem ağız ve diş sağlığını ideal hale getirip dişlerin çürük ve dişeti problemlerinden korunmasını sağlar hem de estetik olarak tatmin edici ve psikolojiye de olumlu etkisi olan bir sonuç ortaya çıkarır.

Bilindiği gibi ortodontik tedaviler, diş tedavileri içinde en uzun süre alan tedaviler arasındadır. Bu durum ortodonti uzmanı tarafından, mekanik ve biyolojik olarak çok kapsamlı bir planlama ve takip gerektirmektedir. Uzun yıllar alan bu tedavi ve takip süreci, hastanın bütün ağız ve diş sağlığının da sıkı bir şekilde kontrol edilmesini sağlar ve oluşabilecek büyük problemlerin önüne geçilmiş olur.

Ülkemizde değişen güncel ekonomik koşullardan dolayı, bana göre bir rakam telaffuz etmek doğru değildir. Ve ayrıca bilinmesi gereken çok önemli bir konu da her ortodonti vakasının aynı olmadığıdır; bazı durumlarda sadece dişlerde basit hareketlerle tedaviler bitirilebilirken bazı durumlarda çene uyumsuzluklarından dolayı ilaveten sabit veya hareketli apareyler kullanmak gerekebilmektedir. Hatta yetişkin hastalarda ortodontik tedavi ile birlikte çene ameliyatları da planlanabilmektedir.

Ortodonti uzmanınızın siz muayene ettikten sonra yaptığı ücretlendirmede bütün bunların da göz önünde bulundurulması gerektiğini bir kez daha vurgulamak istedim.

Hepinize sağlıklı mutlu gülüşler dilerim…

Ortodonti uzmanı diş hekimi Eşref Kerem Atamözlü

Yazının devamı...

Ortodontide gömük dişler

25 Şubat 2020

Daimi dişlerin çocukluk döneminden itibaren birçok sebeple, çene içerisinde gömülü vaziyette kaldığı ve ağız içinde çıkmaları gereken yerlere süremediği durumlarla sıkça karşılaşılmaktadır. İlk dişler olan süt dişleri ve daha sonraki dönemde ağız içinde görülmeye başlayan daimi dişlerin sürme, yani ağız içinde görülme sıralaması çok hassas dengelerle ilerleyen bir süreçtir.

Süt dişlerinin herhangi bir sebeple çürümesi ya da zamanından önce kaybedilmesi, kendisinden sonra gelecek olan daimi dişin düzgün bir şekilde yerleşmesini engeller. Bu durumlarda, kaybedilen dişe komşu dişler mevcut boşluğa doğru devrilerek alttan gelmesi gereken dişin yerini kapatmış olurlar. Ya da genetik olarak büyük diş formuna ve küçük çene yapısına sahip kişilerde, daimi dişler sürme zamanları geldiğinde ağızda yer bulamayabilirler.

Bunun gibi iskeletsel çene darlığı görülen vakalarda ya da herhangi bir sebeple dişlerin çıkacağı bölgede, kist ya da oluşumunu tamamlayamamış diş parçaları ya da fazla dişler (süpernümerer dişler) bulunan durumlarda da gömük diş durumu ortaya çıkabilmektedir. Çok kalın bir kemik yapısı ya da yumuşak doku yapısı olan durumlarda dahi dişler ağız içine çıkamayabilirler.

Peki, bunun gibi birçok sebepten dolayı ağız içinde kalabilen bu dişlere tedavi yaklaşımı nasıl olmalıdır?

Bu durumlarda sadece ağız içi muayene yeterli olmayıp, mutlaka röntgen muayenesi ve hatta tomografik görüntüler elde edilerek kapsamlı bir değerlendirme yapmak gerekmektedir. Ortodonti uzmanı, cerrah ve radyoloji uzmanı bu veriler üzerinde değerlendirmeler yaparak dişin olması gereken yere düzgün şekilde yerleştirilip yerleştirilemeyeceğini kararlaştırırlar.

Bazı nadir görülen durumlarda, kemik içerisinde kalmış olan dişin kökleri kemiğe yapışık vaziyettedir (ankiloz) veya dişin kök yapısı aşırı kıvrımlı olduğu için sürdürülmeye uygun olmayabilir.

En önemlisi dişin çıkması gereken boşluk ile normal sürme pozisyonu arasındaki açıdır. Yani diş doğal pozisyonunda, seyretmesi gereken yöne göre çok yatay bir açı yapmış şekilde duruyorsa sürdürülmesi oldukça güç olacaktır ve bazen çekilmesine karar verilebilir.

Dişin pozisyonunun sürdürülmeye uygun ve kök yapısının sağlıklı olduğu durumlarda, normal ortodontik tedavi süreci başlatılır. Dişin sürdürüleceği boşluk hazırlandıktan sonra dişin üzeri cerrahi bir operasyonla açılarak kemik içinde kalan dişe tel takılır. Bu dişten dışarı doğru uzanan aparatlar veya teller sayesinde ağız içindeki diğer dişlerden veya uygulanan mini vidalardan destek alınarak ideal kuvvetler uygulanır ve içerideki diş yavaş yavaş kendi yerine doğru hareket ettirilir.

Yazının devamı...

Ortodontik tedavide ağız hijyeni!

10 Şubat 2020

Ortodontik tedavi günümüzde çok çeşitli metotlarla uygulanmaktadır. Bazı tedavi yöntemlerinde takılıp çıkartılabilir aparatlar kullanılırken diğer yöntemlerin tamamında ağızda sürekli kalan sabit aparatlar kullanılmaktadır.

Sadece şeffaf plak tedavilerinde hastalar, yemek yerken ve dişlerini fırçalama esnasında plaklarını çıkartıp, normal zamanda olduğu gibi dişlerini rahatça fırçalayabilmektedirler.

Fakat bunun dışında kalan diğer tüm ortodontik tedavi yöntemlerinde; ister iç taraftan yapıştırılan, lingual tedavi adı verilen teller olsun, ister dış taraftan yapıştırılan daha konvansiyonel metal veya estetik malzemelerin kullanıldığı sabit tedaviler olsun, tümünde ağız içine uygulanan malzemeler, hasta tarafından çıkartılamaz ve bu durum ortodontik tedavi süresince çok çok iyi bir ağız hijyeni ve bakımı gerektirmektedir. Çünkü ağız içinde kalan sabit her aparat, yiyecek artıklarının daha fazla birikmesine sebep olabilecek ekstra bir yüzey alanı oluşturur. Retansiyon alanları olarak adlandırılan bu yüzeyler yiyecek artıklarıyla beraber bakterilerin de bu yüzeylere tutunmasına olanak verir. Bu durum, iyi bir ağız hijyenin sağlanamadığı durumlarda diş çürümelerine sebep olacaktır.

Bunun yanında bu plak tabakasının dişlerin arayüzlerinde birikip yoğunlaşması diş taşlarının oluşmasına sebep olacak ve bu problemlerin ilerlemesi diş eti çekilmeleri gibi diş eti rahatsızlıklarını beraberinde getirecektir.

Tüm bu sebeplerden dolayı ortodontik tedavi esnasında ağız hijyeninin nasıl korunacağını ve temizlik işlemlerinin nasıl uygulanması gerektiğini detaylıca açıklamaya çalışalım.

Ortodontik tedavi boyunca, özellikle bu tedavileri gören hastalar için tasarlanmış ortodontik fırçalar kullanılmalıdır. Bu fırçaların özelliği orta bölümündeki fırça kıllarının daha çukur kenardaki kılların ise daha uzun olmasıdır. Bu sayede dişlere yapıştırılmış olan sabit aparatların (braketlerin) ve tellerin aralarına daha iyi uzanabilmesi sağlanmış olur.

Ortodontik tedavi gören kişiler her yemekten sonra bu ortodontik fırçalar yardımıyla dişlerini mutlaka çok iyi fırçalamalıdırlar.

Bunlara ilaveten arayüz fırçaları (interdental fırçalar) denilen, iki dişin arasındaki boşlukları veya teller arasındaki boşlukları temizleye yarayan farklı ebatlarda olabilen bir fırça türü de kullanılmalıdır. Bu ince fırçalar, normal fırçaların ulaşamadığı dar ve küçük alanlarda kullanılırlar. Kullanımı, iki diş arasındaki telin altından fırçayı yerleştirip, yukarı aşağı yönde hareket ettirmek şeklindedir. Çeşitli ebatları olmakla birlikte genellikle yaklaşık 1 mm çapında olanları ortodonti hastaları için uygun olacaktır. Günümüzde bu fırçalar çok küçük saplı ve kapaklı şekilde üretildikleri için hastalar bunları kolaylıkla yanlarında taşıyabilmekte ve dışarda yemek yediklerinde veya herhangi bir ortamda diş aralarının çok kolay bir şekilde temizliğini sağlayabilmektedirler. Normal fırçaların tek başına kullanımı ara yüz fırçaları olmadan kesinlikle yeterli olmamaktadır.

Yazının devamı...

Ortodontik tedavide neler yenmemelidir?

6 Şubat 2020

Eskiden beri uygulanagelen sabit ortodontik tedavi esnasında bazı kurallar geçerlidir. Ortodontist tarafından ağız içine uygulanan aparatlar (braketler, bantlar ve teller gibi), bazı yiyeceklerin tüketilmesi durumunda zarar görüp kırılabilmektedir.

Bu yiyecekler genellikle sert olan veya içinde sert çekirdeği bulunan yiyeceklerdir. Örneğin zeytin, erik gibi gıdalar tüketilecekse mutlaka çekirdekleri çıkartılarak yenmelidir. Bunun gibi fındık, fıstık veya badem gibi çerezler yenileceği zaman da biraz ezilerek daha yumuşak hale getirilmesi gerekmektedir.

Meyvelere gelince elma, armut gibi meyvelerin bıçakla kesilerek yenmesi gerekir. Elimize alıp ısırarak yediğimiz bu tip meyveler de tellerin kırılmasına sebep olabilmektedir.

Simit veya sert kabuklu bir ekmeği ısırmaya çalışmak da aynı sonucu verir, o yüzden bu tip gıdaları da keserek veya kopararak, küçük parçalar halinde tüketmek doğru olacaktır.

İçecekler konusunda da, asitli olan her türlü içeceğin özellikle gazoz tarzı içeceklerin ortodontik tedavi boyunca kullanılmaması gerekmektedir. Meyve suları, ayran veya sıcak içeceklerin tüketilmesinde bir problem yoktur.

Ayrıca sakız çiğnemek de tel tedavisi boyunca maalesef yasaklar listesindedir.

Sinema keyfi esnasında çokça sevilen patlamış mısırın içindeki sert taneler tellerin kopmasına sebep olabilmektedir ve bu sebeple tedavi esnasında çok dikkatle tüketilmelidir.

Günlük yiyeceklerde örneğin et yemeklerinde herhangi bir problem yokken, kemikli etlerin dikkatsiz bir şekilde ısırılması tellerde kırılmalara sebep olabilmektedir.

Yazının devamı...

Süt dişleri neden önemlidir?

21 Ocak 2020

Konu çocuklar olunca, aileler sağlık konusunda da çok daha hassas davranmaktadırlar. Bununla beraber toplum içinde yanlış bir kanı sonucu çocukluk döneminde ağızda bulunan süt dişlerinin önemsiz olduğu, bir şekilde düşüp kaybedileceği ve bunlarda oluşan çürüklerin ve diş kaybına sebep olan durumların önemsenmemesi gibi bir problem söz konusudur.

Çocukluk döneminde özellikle yüksek şeker tüketimi olan beslenme alışkanlıklarında, süt dişleri kolaylıkla çürüyebilmektedir. Bu durum hem genel sağlık üzerinde hem de süt dişlerinin ardından gelecek olan daimi dişlerin yerleşmesinde büyük problemlere yol açmaktadır. Bazen bu süt dişlerindeki derin enfeksiyonlar, süt dişinin altında bulunan henüz sürmemiş daimi dişlerde bile kalıcı hasarlara sebep olabilmektedir.

Çocuk doğduktan yaklaşık 6 ay sonra ilk süt dişleri ağız içinde görülmeye başlar. Bu süreç süt dişlerinin ağız içinde sırayla çıkmasıyla devam eder. Yaklaşık 4 yaşında süt dişleri ağız içinde tamamlanır. 6 yaşından itibaren de ömür boyu ağızda kalacak olan daimi dişler sürmeye başlar. Bu süreçte hem süt dişleri hem de daimi dişlerin bir kısmı ağız içinde olduğu için, karışık dişlenme dönemi olarak adlandırılmaktadır.

Bu süreç boyunca çok hassas milimetrik dengelerle, süt dişleri zamanı geldikçe düşmekte ve altından gelecek olan daimi dişler yavaş yavaş yerlerini almaktadırlar. Herhangi bir süt dişinin zamanından önce çürümesiyle ya da ilerleyen çürükler sebebiyle çekilmek zorunda kalmasıyla bu dengeler tamamen bozulur ve alttan gelen daimi dişler yerlerine düzgün bir şekilde yerleşemezler.

Ağız içerisinde ilk görüldükleri andan itibaren süt dişlerinin tedavileri çok hassas ve doğru bir şekilde yapılmalı, gereksiz bir şekilde zamanından önce çekilmemelidirler. Kendi doğal seyrinde düşmesi gereken zamana kadar ağız içinde tutulmalıdırlar. Aksi takdirde yerlerine yerleşemeyen daimi dişlerde çapraşıklık dediğimiz sıkışıklık ve üst üste olma durumları ortaya çıkacak ve ortodontik tedavilere ihtiyaç duyulacaktır. Herhangi bir süt dişi zamanından önce kaybedildiğinde, o bölgedeki diğer dişler hızla çekilen dişin boşluğuna doğru hareket etmektedirler. Bu durumda o boşluğa yerleşmesi gereken daimi dişin yeri çalınmış olup, ya çapraz şekilde yerleşecek ya da çene içerisinde gömük şekilde kalacaktır.

Nadiren bazı durumlarda süt dişleri, altlarındaki daimi diş tarafından düşürülemez ve diş hekimleri tarafından alınması gerekir.

Bütün bu problemli durumların zamanında tespit edilebilmesi ve çözümler oluşturulabilmesi için, süt dişlerinin ağızda görülmesinden itibaren, çocukların düzenli olarak diş hekimi kontrolünde olmaları gerekir. Erken dönemlerde çok basit müdahalelerle düzelebilen problemler, müdahale edilmeyen durumlarda, uzun vadede çok ciddi anomalilere yol açıp, uzun ve zahmetli tedaviler gerektiren durumlar oluşturacaktır.

Tabii ki en öncelikli yapılması gereken şey, aile tarafından çocuğa küçük yaşlardan itibaren çok iyi bir ağız hijyeni eğitimi verilmesi ve bu alışkanlığın kazandırılmasıdır. Çocuğun el becerileri gelişene kadar, fırçalama işlemi ebeveynler tarafından yapılmalı, çocuk da bu konuda teşvik edilmelidir. Ağız hijyeni en iyi seviyede korunup, devam ettirildiği müddetçe, süt dişlerinde ve daimi dişlerde herhangi bir çürük oluşmayacak ve buna bağlı problemlerinde en baştan önüne geçilmiş olacaktır. Çocuk yaşlarda kazanılan diş fırçalama alışkanlığı, dişlerde ömür boyu en az problemle karşılaşmak için yapılması gereken ilk ve en önemli şeydir.

Yazının devamı...

Bütüncül ortodontik tedavi

13 Ocak 2020

Bütüncül Ortodontik Tedavi

Günümüzde tıp alanında ve diş hekimliğinde uygulanan tedaviler gelişen uzmanlık dallarıyla çok daha ilerleme kaydetmiş ve spesifik hale gelmiştir. Bu sebeple uygulanan tedaviler bünyenin tamamına dönük olarak planlanmakla birlikte multidisipliner çalışmalar gerektirmektedir. Konu diş hekimliği olduğunda da aynı şey geçerli olup ortodontik tedavi veya protetik ve cerrahi tedavileri birbirinden ayırmak pek mümkün değildir.

Çiğneme sistemi; Dişler, çene kemikleri, çene kasları ve eklemler olmak üzere bir bütün halinde fonksiyon görmektedir. Muhteşem bir sistem olarak çalışan bu organizmadaki herhangi bir aksaklık bütün sistemi etkilemektedir. Bütün bu yapıların birbiriyle olan uyumu ve çalışma sistemi göz ardı edilerek uygulanan tedaviler uzun dönemde başarısızlık gösterecektir. Bu sebeple bir hastanın ihtiyacı olan örneğin; implant uygulaması ya da zirkonyum protezler yapılması veya herhangi başka bir tedavi işlemi, sistemin bütünü içinde uyum göstermelidir. Her bir dişin diğer dişlerle olan temas ilişkisi, eklemlerin ve kasların pozisyonu ve bunların ötesinde solunum sistemi ve çiğneme sistemi çok hassas dengeler içinde bir bütünlük oluşturmaktadır.

Ortodontik tedavi bütün bunların neresinde diye düşünecek olursak; dişlerin yanlış pozisyonlanması, çeneler arasındaki hatalı ilişkiler, eklem ile ilgili problemler ortodontinin ilgi alanı içindedir. Bütün bu problemlerin çözümünde hangi yöntemle olursa olsun ortodontik tedaviler çok büyük faydalar sunmaktadır. Örneğin dişlerini çok uzun zaman önce kaybetmiş kişilerde çok sık karşılaşılan bir durum, geriye kalan komşu dişlerde, devrilmeler ve uzamalar şeklinde yer değişikliklerinin ortaya çıkmasıdır. Bazı durumlarda, bir diş çekildikten ve üzerinden uzun zaman geçtikten sonra, kaybedilen diş bölgesine yapılmak istenen uygulamalar, ortodontik tedavi ile geriye kalan dişler düzeltilmeden mümkün olamamaktadır. Veya dişlerini kaybetmemiş olsa bile çene pozisyonları arasındaki büyük farklılıklar bütün sistemin işleyişinde aksamalara yol açıp rahatsızlıklara sebep olabilmektedir. Bu tip durumlarda ergenlik dönemindeki çocuklarda fonksiyonel tedaviler ile çene pozisyonları düzeltilebilir. Yetişkinlerde ise ortognatik cerrahi ameliyatları ile çene ve yüz bölgesinde değişiklikler yapılabilmektedir.

Sadece estetik amaçlı tedaviler olan lamine porselen veya kompozit restorasyon uygulamalarında bile, dişlerde kapanış problemi olan bazı durumlarda, kısa süreli ortodontik tedaviler ile düzenlemek gerekebilmektedir.

Bunun gibi bazen diş eti problemlerinde de ortodontik tedavi yardımıyla dişlerde hareketler sağlanarak kaybedilen kemik ve dişeti dokuları geri kazanılabilmektedir.

Özetle tıp ve diş hekimliğinde branşlaşmalar arttıkça hastaya bütüncül bakış perspektifi kaybedilmemeli ve organizma bütünlüğü içinde en doğru tedavi uygulanmalıdır. Günümüzde ilerlemiş teknoloji sayesinde problemler daha iyi tespit edilip, daha detaylı tanılar koyulabilmekte ve çok daha iyi çözümler sunulabilmektedir.

Ortodonti uzmanı diş hekimi Eşref Kerem Atamözlü

Yazının devamı...

Teller dişimi çürütür mü?

6 Ocak 2020

Bu haftaki yazımızda da çokça sorulan bir sorunun cevabını bulmaya çalışalım. Diş telleri dişlerde çürüğe sebep olur mu? Öncelikle iyi bir ağız bakımı herkes için vazgeçilmez ve devam ettirilmesi gereken bir konudur. Genetik faktörler, beslenme alışkanlıkları, sistemik durumlar ve fırçalama alışkanlığı diş çürüğü riskini belirleyen temel faktörlerdir.

Sabit ortodontik tedaviler esnasında hekim tarafından uygulanan aparatlar, hastalar tarafından çıkartılamadığı için retansiyon alanları olarak adlandırılan, yiyecek artıklarının ve bakterilerin oluşturduğu tabakanın oluşumunu hızlandırıp artırabilen girintili çıkıntılı yüzeyler oluşturmaktadır. Bu bölgelerin temizlenebilmesi işin kritik noktasıdır. Bu nedenle bu tedaviler esnasında, dişlerinde herhangi bir aparat olmayan kişilere göre, çok daha iyi bir temizlik şarttır. Bu amaçla üretilen ortodontik fırçalar, arayüz fırçaları ve süper floss denilen özel diş ipleri kullanılmalıdır.

Sabit tel tedavisi gören kişilerin daha uzun süreli ve her yemekten sonra mutlaka diş fırçalamaları gerekmektedir. Bu fırçalama esnasında, diş tellerinin, diş etine ve dişlerin kesici-çiğneyici yüzeylerine bakan kısımları ortodontik fırçalar yardımıyla dişlerin birbirilerine bakan yüzeyleri de ara yüz fırçaları ile temizlenmelidir. Bunun için, tellerin altına rahatlıkla girebilen orta kalınlıklarda ara yüz fırçaları uygundur. Günümüzde kapaklı ve küçük saplı olarak üretilen bu fırçalar sayesinde, hastalar fırçalarını yanlarında kolayca taşıyıp her ortamda gayet rahat şekilde dişlerini temizleyebilmektedirler.

Tellerin kendi yapısı itibarıyla diş çürütücü hiçbir etkisi yoktur. Sabit ortodontik tedaviler esnasında diş çürüğünün artma sebebi, temizlikteki zorluk ve yiyecek artığı birikiminin hızlanmasıdır. Yani hangi türde olursa olsun uygulanan sabit teller iyi bir ağız bakımıyla, düzenli olarak temiz tutulduğu sürece çürük riski oluşturmazlar.

Halihazırda iyi bir fırçalama alışkanlığı olan bir kişi için teller varken de hijyen sağlamak hiç zor olmayacaktır. Fakat ağız bakımı iyi olmayan bir kişide tellerin de bu ortama eklenmesiyle, diş eti problemlerinde ve çürük riskinde artış görülebilmektedir. Hekimin kontrolleri esnasında tüm bu durumları kontrol edip hastayı uyarma şansı vardır. Teller olsun olmasın iyi bir ağız hijyeni sağlıklı dişler için mutlaka devam ettirilmesi gereken bir durumdur.

Ortodonti uzmanı diş hekimi Eşref Kerem Atamözlü

Instagram : https://bit.ly/2rRpEP6

Facebook : https://www.facebook.com/softdent.com.tr/

Yazının devamı...