HABERDE KASIT ARAMAK!...

4 Mayıs 2020

Milliyet daima okur eleştirilerine açık, eksiklerini, hatalarını yok saymayan bir gazete oldu. Bu nedenle gazetemizi yalanlarla manipüle etmeye çalışanlara asla itibar etmedik. Ama “yalan” olanın önüne geçmek için “doğru” olanı hatırlatmak gerekir.

Geçtiğimiz hafta, bazı meslektaşlarımız sosyal medyada Adana’da bir polis memurunun “dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle öldürülen gencin haberi üzerinden, gazetemizi hedef aldı. Nedeni, Milliyet İnternet’in söz konusu olaydan iki saat sonra ajanslardan geçen ilk haberi yayımlamış olması…

Ne diyor o ilk haberde?  “Polisin uygulamasından kaçtı, bacağından vurularak yakalandı.” Haber birçok internet sitesinde bu bilgilerle yer aldı. Ancak ajanslardan gelen sonraki bilgiler, gencin göğsünden vurulduğu, hastanede hayatını kaybettiği ve silahı kullanan polis memurunun açığa alınarak tutuklandığı yönünde. Milliyet İnternet, haberi bir kez daha yeniden güncelleyerek “‘Dur’ ihtarına uymayan kişinin ölümüne neden olan polis açığa alındı” başlığıyla yayımladı.

Sorun şu ki; internette yayımlanan ve daha sonra kaldırılan ilk haber “Milliyet Gazetesi’nde çıkan” haber olarak değerlendirildi. 

Oysa Milliyet Gazetesi, haberi okurlarıyla paylaşırken iç sayfanın manşetinde şu başlıkla verdi:

“Ali’yi öldüren polis tutuklandı”(29.04.2020 tarihli Milliyet 9. Sayfa)

Yani gazetemizde yayımlanan ilk ve tek haber budur. 

Bazı sosyal medya kullanıcılarının ve meslektaşlarımızın bilmediği şu:

Yazının devamı...

Koronavirüs’ün karanlık yüzü

13 Nisan 2020

Dünyanın virüs nedeniyle eve kapanması; kaygı, belirsizlik, iş kaybı, kişisel alan eksikliği gibi nedenlerle aile içi şiddet patlamalarına neden oluyor. Oysa ailelerin dayanışma, anlayış ve metanetle birbirine sıkı sıkıya sarılma zamanı şimdi değilse ne zaman?Dünyayı eve ‘hapseden’ koronavirüs salgını, birçok ülkede aile içi şiddeti artırdı, kadınların ve çocukların güvenliğini tehdit eder hale geldi. Türkiye de dahil olmak üzere, Çin’den Amerika’ya, Brezilya’dan İspanya’ya, Fransa’dan Almanya’ya birçok ülke, eve kapanma sonrası, aile içi şiddet olaylarında artış olduğunu doğruluyor. Yaşamla ilgili belirsizlik, iş kayıpları ve kişisel alan eksikliği, mesafenin korunamamasının yarattığı baskı, şiddetin nedenleri arasında.
Birleşmiş Milletler (BM) Kadın Birimi sosyal yaşamdan uzak durmanın, eve kapanmanın şiddet uygulayanlara daha fazla şiddet uygulamak için imkân yarattığını açıklarken, Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre de doğal afet, savaş ve salgın gibi kriz dönemlerinde cinsiyete dayalı şiddet görme riski daima artmakta.

Guardian’da yer alan bir haberde; aile içi şiddet gören kadınların, Kovid-19 nedeniyle ‘eve kapanma’larının kendilerine şiddet uygulayanlarla ve istismarcılarıyla baş başa kalmaları, insanlardan ve onlara yardım edecek birimlerden uzaklaştırmak anlamına geldiğine dikkat çekiliyor.

Her türlü ilişki ve yaş grubu arasında şiddetin meydana gelmesi, evlerde gerekli mesafenin olmaması, insanların birbirlerine kızması için daha fazla fırsat sunuyor. Aktivistler de medyaya yaptıkları açıklamalarda, tüm sığınma evlerinin açık olduğunu, ancak bunların çözüm olmaması halinde boş otellerin de devreye girmesi gerektiğini hatırlatarak, mağdur kadınların sosyal medya üzerinden de kendileriyle iletişim kurabileceklerini belirtiyorlar.
Peki ne oluyor?

Yazının devamı...

VİRÜSE KARŞI KÜRESEL AKIL

30 Mart 2020

Bir virüs dünyayı ele geçirebilir mi? 

Bilim ve teknoloji çağında bu elbette mümkün değil. Ama bir virüs, dünyaya acının ve üzüntünün coğrafyasının olmadığını gösterdi.  Küresel bir sorun karşısında ülkelerin dayanışmasını, bilginin küreselleşmesini sağladı. İnsanlara da varlığını tehdit eden bu felaket karşısında ne yapması gerektiğini öğretti.

Koronavirüs, şu anda yüz binlerce kişiyi enfekte etmiş ve binlerce kişinin yaşamını yitirmesine neden olmuş durumda. Öyle ki; dünya genelinde koronavirüs pozitif vaka sayısı 600 bin sınırını  aştı. 30 binin üzerinde insan hayatını kaybetti.

Virüs’ün ortaya çıktığı Çin, vaka ve ölüm olaylarının en çok yaşandığı ülke değil artık. ABD’de de vaka sayısı 124 bini aştı. İtalya ise  10 binden fazla kişinin hayatını kaybetmesiyle dünyada Koronavirüs nedeniyle en fazla ölümün yaşandığı ülke oldu.

Son üç aydır dünyayı altüst eden virüsün aşısı ve ilacı yok. Ama mevcut bazı ilaçların etkili olabildiği yönünde açıklamalar var. Ülkeler arasında virüsle
nasıl mücadele edilmesi gerektiği yönünde hem bilgi hem de  tıbbı açıdan ciddi bir dayanışma olduğu da bir gerçek.

AŞISI VE İLACI YOK AMA...

Örneğin; virüse karşı Fransa, Nijerya, Çin, Amerika gibi ülkelerde, Dünya Sağlık Örgütü’nün test tablosunda da yer alan sıtma tedavisinde kullanılan “klorokin” adlı ilacın etkili olduğu yönünde haberler çıksa da yetkili bütün kurumlar ve halen ilaç üzerine çalışan bilim insanları ilacın test aşamasında olduğu belirterek, bu konuya ilişkin açıklamalarda bulunan tıp çevrelerini uyardı. 

Yazının devamı...

Hatalarla yüzleşememek

25 Şubat 2020

Yönetimde şeffaflık; aldığınız kararların gerekçelerini, sonuçlarıyla birlikte masaya yatırabilmek, özeleştiri yapabilmektir. Neyi neden yaptığınızı açıklayabilmek, eyleminizin hedefinden bir sapma olmuşsa bunun sorumluluğunu taşıyabilmektir. Gerekçelerinizi de “ama”, “fakat” demeden, başka etkenlerin sonuç üzerindeki etkilerini öne çıkarmaya çalışmadan yani bahanelerinizin arkasına saklanmadan açıklamak zorundasınız.
İstediğiniz ve fazlasıyla bulduğunuz desteği sağlayan kitlelere, taraftarlara, üyelere bu açıklamayı yapmak da yetmez. Bu açıklamaları/özeleştiriyi yapmadığınız gibi bir de o insanları başka gerekçelerle bambaşka hedeflere yöneltiyorsanız, kendi hatalarınızla yüzleşmek yerine insanları olan bitenden başkalarının sorumlu olduğuna ikna etmeye çalışıyorsanız, hep bir komplo hep bir kumpas olduğunu savunuyorsanız ortada ne şeffaflık kalır ne doğru hedeflere yönelmiş kitleler.
Ortada manipüle edilmiş insanlar, gizlenen gerçekler, ulaşılması bir başka bahara kalmış masalsı hedefler kalır.
Ve bunlarla gerçek bir başarı öyküsü yazamazsınız.
Sadece başta itiraz ettiğiniz tiyatronun bir başka versiyonunu bu kez de siz sahneye koymuş olursunuz. O en başta dile getirdiğiniz eleştirileri / itirazları haklı bulan insanlar bir süre sonra bu tiyatrodan da bıkarlar ve yeni eleştirilerin / itirazların peşine düşerler. Bir kez daha yarı yolda bırakılmış olmanın yarattığı kırgınlıkla, hayal kırıklığıyla… Siyasetten ekonomiye, spordan sanata her alanda geçerlidir bu durum.
Anlattıklarımın son örneği futbol dünyamızda yaşanıyor.
Büyük umutlarla, vizyon değişikliği gibi herkesi heyecanlandıran söylemlerle, tarihi oy farkıyla başkanlığa seçildiği gün, Ali Koç şöyle demişti: “Kendimizden çok emindik, kazanan fark atacaktı, bu yolda kimseye biat etmedik… Bu sizin sayenizde oldu. Herkes yolcu taraftar hancı...“

Yazının devamı...

ACIYA VE KORKUYA YENİLMEMEYİ ÖĞRENECEĞİZ!

3 Şubat 2020

Deprem bölgesine yardıma koşan “isimsiz kahramanları” sayfalarımıza taşırken, manşetimizi hiç tereddütsüz “Türkiye size minnettar” diyerek attık. Aynı minnettarlığı, deprem bölgesinde canla başla çalışan sadece Milliyet muhabirleri adına değil, bölgede görevlendirilen bütün meslektaşlarımız adına da hissettik

Türkiye insanı güzeldir; doğal bir felaketin yaralarını ülke olarak, hep birlikte sarmaya çalışmanın önemine vakıf olmuş, ortak bir ruh ve bilinçle hareket ederek tarihin sayfalarını bu milletin kahramanlıklarıyla doldurmuş, kültürel bir mirasa sahiptir.  

Olası bir depreme karşı afet politikalarımızın olup olmaması, eksiklerimiz, hatalarımız ayrı bir konu.  Ama Elazığ’da yaşanan deprem, bize hâlâ insanın insana umudunun bitmediği bir yerde olduğumuzu hatırlattı.  Jandarması, itfaiyesi, sağlıkçısı, vatandaşı, mültecisiyle deprem bölgesine koşanlar, sadece enkaz altındaki insanlara umut olmadı. Bize ekip ruhuyla çalışmanın önemini bir kez daha kanıtlamış oldular.

Doğu ve Güneydoğu’nun tamamı ile Ortadoğu ülkelerinde şiddetli bir şekilde hissedilen 6.8’lik depremle birlikte başta AFAD, Kızılay, AKUT, UMKE ve Jandarma olmak üzere çok sayıda ekip arama-kurtarma çalışmalarına katıldı. Türkiye’nin çeşitli yerlerinden itfaiyeciler de yardıma koştu. Bütün kurumlar seferber oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve bakanlar Elazığ’da arama-kurtarma çalışmalarını yerinde inceledi.  Daha depremin ilk saatlerinde bölgeye 5 bin 93 personel, 635 araç ve 22 arama köpeği sevk edildi. Toplam 800 STK personeli çalışmalara katıldı. 311 TIR dolusu ihtiyaç malzemesi, bölgeye ulaştırıldı.  Depremde sokakta kalan binlerce insana camiler, oteller, tesisler kapılarını açtı. 

Buna rağmen; her toplumda felaketlerden beslenenler de mutlaka olacaktır, oluyor da. Ancak bir felaketten ‘yardım’ adı altında nemalananlar ya da ırkçılık, mezhepçilik, ayrımcılık yaparak felaketi insanına göre ayrıştıranlar bu dayanışma ruhunu bozabilir mi?   

45 insanımız toprak altından bu dayanışma ruhuyla, milletin seferberliği ile kurtarıldı.

Milliyet, Elâzığ depreminde dondurucu soğukta kendi canlarını hiçe sayarak beton bloklarının altına girip depremzedeleri enkazdan kurtarmaya çalışan, bölgeye yardıma koşan “isimsiz kahramanları” sayfalarına taşırken, tam da bu nedenle manşetini hiç tereddütsüz attı: “Türkiye size minnettar” diyerek.

***

Yazının devamı...