İTİKÂF

Ramazan ayı denilince akla gelen ibadetlerden ve en önemli sünnetlerden biri itikâftır. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.) orucun farz kılınmasından sonra ömrünün sonuna kadar ramazan ayının son on gününde hep itikâfta kalmış, gerekli ihtiyaçların dışında oradan çıkmayarak bütün gününü devamlı ibadetle geçirmiştir. Nitekim Hz. Aişe validemizden gelen “Hz. Peygamber Medine’ye geldikten sonra vefatına kadar Ramazan ayının son on gününde itikâfa girerdi.” (Buhârî, İtikâf, 1, 6) rivayeti bu ibadetin Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından düzenli olarak eda edildiğine işaret etmektedir.

Bir şeye devam etme, bir yerde durma ve bekleme anlamına gelen itikâf, mescitte veya mescit hükümdeki bir yerde ibadet niyetiyle bir süre durmaktan ibarettir. İtikâf vacip, sünnet ve müstehap olmak üzere üçe ayrılır. Adakta bulunulan itikâf vacip, ramazanın son on gününde girilen itikâf sünnet ve başka bir zamanda ibadet niyetiyle bir mescitte bir süre yapılan itikâf ise müstehaptır.

Bir itikâfın geçerli olması şu şartların bulunmasına bağlıdır:

  1. İtikâfta bulunan kimse müslüman, akıllı ve temiz olmalıdır.
  2. İtikâfa niyet edilmiş olmalıdır. Niyetsiz olarak yapılan bir itikâf geçerli değildir.
  3. İtikâf mescitte veya mescit hükmündeki bir yerde yapılmalıdır. İçinde cemaatle namaz kılınan herhangi bir mescitte itikâf yapılabilir. Büyük camilerde yapılması daha faziletlidir. Abdullah İbn Mes’ud şöyle demiştir: “İtikâf ancak cemaatle namaz kılınan yerde yapılır.” Ancak şimdilerde olduğu gibi camiye gidip orada kalmaya engel bir durum söz konusu olduğunda erkekler de evde itikâfa girebilirler. Kadınlar ise evde mescit edinecekleri bir odada itikâfta bulunabilirler.

Özürsüz olarak itikâf mahallini terk etmek itikâfı bozar. Ancak itikâflı kişi, itikâf yerinden zarûrî veya tabiî ihtiyaçları için ayrılabilir. Örneğin itikâfa giren kimse cuma namazını kılmak için ve zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak için itikâf yerini terk edebilir.

İtikâfa giren kimse günlük meşgalelerinden ve dünyevi işlerden uzak bir şekilde bütün zamanını namaz kılmak, Kur’an okumak, Allah’ı zikretmek gibi ibadetlerle geçirir. Böylece itikâf, bir süreliğine de olsa dünya telaşından uzak kalmaya ve kendi özümüze dönüp Rabbimizle hemhal olmaya imkân tanıyan bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Diğer taraftan itikâf giren kişi sonu kurtuluş olan ramazan ayının son on gününde günahlarından kurtularak tertemiz bir şekilde bayrama ulaşmanın mutluluğunu yaşar.

 Müekked sünnet olarak Peygamberimiz tarafından ümmetine “güzel bir kulluk hatırası” olarak bırakılan itikâf hakkında Tâbiîn’den İbn Şihâb ez-Zührî (rh.a) şöyle der: “İtikâf amellerin en şereflisidir. Çünkü itikâfa giren kimse geçici bir zaman için de olsa dünya meşgalelerinden uzaklaşır kendini tamamen Allah’a verir. Gerek oruçlu oluşundan dolayı gerekse namaz vakitlerini mescidde beklemekte olduğu için daima namaz kılıyormuş gibi kat kat sevap alır. Vaktini ibadet ve taatle Allah’ı zikrederek Kur’an-ı Kerim okuyarak geçirir. Dünya ve ahireti için faydasız ve lüzumsuz şeylerden uzak durur.” (Nuru’l-izah, s. 143).