KABUL EDİLMEYEN DUA VAR MIDIR?

Bazı sahabeler Hz. Peygambere gelerek şöyle sordular:

-Ya Resulallah! Rabb’imiz bize yakın mıdır, uzak mıdır? Eğer yakınsa ona sessizce yakarışta bulunalım. Uzaksa yüksek sesle yalvaralım.

Onların bu sorusuna Peygamberimiz (a.s.) şu ayeti okuyarak cevap vermiştir:

“Kullarım sana benden sorarlar. De ki: Ben onlara yakınım. Dua ettiklerinde dualarına karşılık veririm. Onlar bana dua etsinler, benden istesinler, bana inanıp güvensinler. Böylece doğru yola erişirler.” (Bakara, 2/186).

Bir ismi de “el-Mücîb (dualara karşılık veren)” olan Yüce Allah, bizlerden dua etmemizi ister ve bunun bir kulluk görevi olduğunu bildirir. Yapılan duaların karşılıksız kalmayacağını da şöyle ifade eder: “Bana dua edin, size cevap vereyim…” (Mümin, 40/60).

Dua eden kimse içten ve ciddi olarak dua etmeli, duasında iyi ve meşru şeyleri istemelidir. Aynı zamanda kendisi de dualarının gerçekleşmesi için çaba sarf etmeli ve sonuçta Allah’a tevekkül etmelidir.

Bir zamanlar yaşlı bir kadının devesi uyuz olmuştu. Ölürse bütün işleri altüst olacak, bağına, bahçesine giderken eşyasını yükleyecek vasıtadan mahrum kalacaktı. Bunun için günlerce düşünmüş, bir tedbir hatırına gelmemişti. Durmadan dua ediyor, devesini kurtarmasını Allah’tan diliyordu.

Bir gün yine kıra çıkardığı devesinin ot yemeyip, su içmediğini, iskelet haline geldiğini görünce üzüntüsü bir kat daha arttı, başladı ağlamaya. Hem ellerini açmış dua ediyor hem de durmadan ağlıyordu. İşte bu sırada oradan geçen bir Allah dostu yaşlı kadının ağladığını görünce sordu:

-Ey Allah’ın kulu, niçin gözyaşı döküp ağlıyorsun?

Kadın titrek sesle cevap verdi:

-Niçin olacak, devem için. Devem benim her şeyim. Ya ölürse hâlim ne olur? Yakalandığı hastalıktan kurtarması için Rabb’ime günlerdir el açıp dua ediyorum, fakat bir türlü kabul edilmiyor.

Tebessüm eden Allah dostu şöyle cevap verdi:

- Kabul olmasını istiyorsan duana biraz da katran kat, katran!

Kadın düşünmeye başladı. Ne demekti duasına katran katmak?

Nihayet anlar gibi oldu. Bu defa gidip komşulardan katran bulan kadın, devesine önce iyice bir katran sürdü. Bundan sonra da ellerini açıp duaya başladı. Katranla uyuz sivilcelerindeki mikroplar tümüyle ölmüş, böylece deve uyuzdan kurtulmuştu.

Bütün ibadetlerde olduğu gibi dua da belli esas ve usullere göre yapılır. Öncelikle duaya Allah’ın isimlerinden birini anıp ona hamdederek ve Peygamberimize salâtü selam getirerek başlamalıyız. Bir gün Hz. Peygamber (s.a.v.) bir adamın duasında salât ve selam okumadığına şahit oldu. Bunun üzerine,

- Bu kimse acele etti, buyurdu.

Sonra adamı çağırıp,

- Biriniz dua ederken, Allah (c.c.)’a hamd ve sena ederek başlasın, sonra Hz. Peygambere salavât okusun, sonra da dilediğini istesin, buyurdu. (Tirmizi, Daavat, 66; Ebu Davud, Salât, 358; Nesai, Sehv, 48)

Elhamdülillah, vessalatü vesselamü dedikten sonra kendimizden başlayarak anne-babamız, akrabalarımız ve bütün müminler için Allah’tan iyilik ve güzellikler dilemeliyiz.

Kur’an’da kendimiz ve diğer müminler için şöyle dua etmemiz öğütlenir:

“Rabb’imiz! Hesap görülecek günde, beni, ana-babamı ve inananları bağışla.” (İbrahim, 14/41)

“Rabb’imiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru.” (Bakara, 2/201).

Bizler dualarımızın hemen gerçekleşmesini isteriz. Ancak, bazen dualarımız hemen gerçekleşmez. Bu durumda aceleci olmamalı, sabırlı olmalıyız. Peygamberimiz (a.s.) “Acele edip “dua ettim de duam kabul olunmadı.” demedikçe dualarınız kabul olur.” (Buhari, Daavat, 21; Müslim, Zikr, 90) buyurmaktadır.

Bu nedenle dua ettikten sonra ümitsizliğe kapılmamalıyız. Peygamberimiz (s.a.v.) dualarımızın karşılıksız kalmayacağını şöyle müjdelemiştir: “Bir Müslüman dua ettiğinde mutlaka duasına karşılık verilir. Ya dünyada hemen karşılığını alır ya da ahirete bırakılır. Ya da duası miktarınca günahları affedilir.” (Buharî, Deavât, 22; Müslim, Zikr, 92)