MÜSLÜMANLIKTA KADER İNANCI

Kur’an’da Yüce Rabbimizin her şeyi ölçüp biçerek, hesaplı ve dengeli olarak yarattığına ilişkin ayetler bulunmaktadır.

O’nun katında her şey bir ölçü iledir.”[1]

“Şüphesiz ki biz her şeyi bir takdir (ölçü, hesap, plan) ile yarattık.”[2] bu anlamdaki ayetlerdendir.

Bu ayetler bize şunu anlatmaktadır: Evrende ve onun bir parçası olan dünyamızda hiçbir varlık (yaratık), hiçbir olay kendiliğinden veya tesadüfen (rastlantı sonucu) meydana gelmez. Ancak Allah’ın takdiriyle, iradesiyle, dilemesiyle ortaya çıkar, gerçekleşir.

Kur’an ayetlerinde, “ölçü”, “hesap”, “takdir” kelimeleri karşılığı hep “kader” ve ondan türeyen (takdir de aynı köktendir) sözler kullanılmıştır. Kader, iman esaslarından biri olarak şöyle tanımlanıyor: “Allah’ın, tüm evrende olmuş, olmakta ve olacak olan şeylerin nerede, ne zaman, nasıl ve nice olacağını önceden bilmesi ve buna göre takdir etmesi (kararlaştırması) dir.” Bu takdir tüm varlıklar için geçerlidir. İnsan, hayvan, eşya, canlı, cansız hiçbir şey bunun dışında değildir. Evrende hiçbir şekilde başıboşluktan, tesadüften söz edilemez. İlk çağın ünlü filozofu Sokrates “Evrende tesadüfe tesadüf edilmez.” diyor. 20. yüzyılın büyük fizik bilgini Einstein ise “Tanrı zar atmaz.” (hiçbir şeyi tesadüfe bırakmaz) sözüyle Sokrates’i onaylıyor. Ünlü yazar Anatole France da, “Tesadüf, Tanrı’nın kendi imzasını atmak istemediği yerde kullandığı takma addır.” diyerek, dünyada hiçbir olayın, hiçbir gelişmenin, kimi insanların sandığının aksine kendiliğinden ortaya çıkmadığını anlatmak istiyor. Gerçekten evrende her şey, en ince ayrıntısına kadar Allah tarafından önceden programlanmıştır. Evrende ve dünyamızda gelişen olaylar, durumlar Allah’ın önceden belirlediği programa göredir. Buna din dilinde “kaza” denir. Kaza Allah’ın önceden, ta başından bildiği ve takdir ettiği (programladığı) şeylerin o programa uygun olarak saati, dakikası gelince ortaya çıkması, gerçekleşmesidir. Buradaki kaza, verilmiş bir kararın infaz edilmesi, uygulanması anlamındadır. Kader, karar verme; kaza da onun uygulanmasıdır.

Evrenin bir parçası olarak insanların da bir kadere sahip olduğu açıktır. Yüce Allah bizimle ilgili her şeyi, bizim asla bilemeyeceğimiz şeyleri de bilir. Çünkü her bilgi O’nun katında mevcuttur. Nerede, ne yapacağız; hangi sevabı, hangi günahı işleyeceğiz; nerede neyle karşılaşacağız? Hepsini Allah bilir. Allah’ın bunları bilmesi, bizim kaderin mahkûmu olduğumuzu göstermez. Çünkü biz bir şeyi Allah bildiği için yapmayız, biz zaten yapacağımız için Allah bilir. İrademiz dışında gerçekleştiğini düşündüğümüz bazı olayların da, tedbirli ve temkinli davranmamak yüzünden başımıza geldiği söylenebilir. Ama “Kulun tedbiri takdirin sınırına kadardır.” sözü de bir gerçeği ifade etmektedir. Sonuç olarak biz insanlar irade ve insiyatif sahibi varlıklarız. Buna bağlı olarak da yapıp ettiklerimizden sorumluyuz. Her şeye rağmen kaderle ilgili olarak kafamızı kurcalayan bütün sorulara cevap verecek ve açıklama getirecek bilgi ve birikimden yoksunuz.

            Bu açıklamalar kadere teorik bir yaklaşım denemesidir. Pratik ve pragmatik olarak kadere nasıl yaklaşmamız gerektiğini ise peygamberimizden öğreniyoruz. Peygamberimiz, ashabını kader konusunu çok fazla kurcalamamak yönünde uyarmış, daha önce birçok kavmin kader hakkında ileri geri konuşmak, dipsiz tartışmalara girmek yüzünden sapıttıklarını ifade etmiştir. Ashabının bu uyarıları doğru değerlendirdiğinin şöyle bir belgesi de vardır: Bir gün bir sahabî,  bir başka sahabîye soruyor:

—Kader konusunda ne düşünüyorsun?

Şöyle cevap veriyor:

—Huzuruna vardığımda Cenab-ı Hak bana, “Kader hakkında ne düşünüyorsun?” diye sormayacak, “Benim için ne yaptın?” diye soracak.

Kadere pragmatik yaklaşım da budur.

 

Dini bilgiler

AŞURE

Arapça “on” sayısından türemiş olan “aşure” on sayısına dayalı bir­kaç anlama gelmekte, birkaç olayı çağrıştırmaktadır. 

1-Kameri takvimde yılın ilk ayı Muharrem'in onuncu günü. 2-Nuh Peygamber'in gemisi tufan olayında günlerce su yüzünde dolaştıktan sonra selin dinmesi üzerine 10 Muharrem­de karaya oturdu. Gemide az az ka­lan erzakları birbirine karıştırarak bir yemek yaptılar, buna aşure dendi. Müslümanlarca her yıl 10 Muharrem'de veya Muharrem ayında bu olayın anısına aşure yapılıp konu komşuya ikram edilmesi gelenek ol­muştur. 3-Hz. Âdem’in tövbesi bu gün kabul edilmiştir. 4-Hz. İbrahim'­in Nemrut tarafından yakılmak üze­re atıldığı ateşin Allah'ın inayetiyle gül bahçesine dönmesi bugüne rast­lar. 5-Hz. Yakup, kayboluşundan sonra yıllarca hasretini çektiği Yu­suf'a bu gün kavuşmuştur. 6-Hz.Musa ve Yahudiler, kendilerini kovala­yan Firavun ve ordusundan kurtul­mak için Kızıl denizi bu gün geçmiş, Fi­ravun ve ordusu bu gün boğulmuştur. 7- Nihayet peygamber torunu Hz. Hüseyin'in Kerbelâ'da zalimce şehit edil­mesi de bu güne rastlar.

 

Kıssadan hisse

GERÇEK TEVEKKÜL

Vaktiyle zeki, çalışkan bir medrese (üniversite) talebesi, rüyasında çok sevdiği, feyz aldığı, bağlandığı hocasının cehennemlik olduğunu gördü. Rüyayı ilk gördüğünde sıradan bir rüya diye aldırmadı. Ama aynı rüyayı birkaç defa üst üste görünce gerçekçi bir rüya olarak yorumladı ve bundan dolayı üzüntüye kapıldı. Üzüntüsü dışardan da farkedilecek haldeydi. Herkes gibi hocası da bunu gördü ve sordu:

— Oğlum senin neyin var, son günlerde yüzün hiç gülmüyor?

Delikanlı başlangıçta söylemek istemeyip geçiştirmeye çalıştıysa da ısrar karşısında açıklamak zorunda kaldı:

—Hocam, ben kaç defadır rüyamda sizin cehennemlik olduğunuzu görüyorum ve buna çok üzülüyorum.

Hoca öğrencisine ve onun şahsında herkese ibret olacak şu açıklamada bulundu:

—Oğlum, ben senin gördüğün rüyayı (kendimin cehennemlik olduğunu) kırk yıldır görüyorum. Ama yine de ümitsiz ve isyankâr değilim. Doğru bildiğim yolda yürüyor, Allah’a kulluğumu eksiksiz yerine getirmeye çalışıyorum. Bana düşen de budur. Gerisi Allah’ın bileceği iştir.

 

  Ramazan fıkrası

ALLAH’IN İŞİNE KARIŞILMAZ

Hoca sıcak bir yaz günü bir bostanda, büyük bir ceviz ağacının gölgesinde uzanmış dinleniyormuş. Gözü bir aralık bostandaki kabaklara ilişmiş. Bakmış ince ince saplarda kocaman kabaklar yetişiyor. Bir de gölgesinde dinlendiği ceviz ağacına bakmış, kocaman bir ağaç, ama ufak ufak cevizler. Kendi kendine şöyle demiş: “Allah’ım, senin işine de akıl ermiyor, şu incecik saplarda kocaman kabaklar yetiştiriyorsun, koskocaman ağaçta ise küçük küçük cevizler…” Derken Hoca’nın kafasına yukarıdan “pat” diye bir yeşil ceviz düşmüş. Hoca bir an sersemlemiş. Biraz sonra kendine geldiğinde ilk işi Allah’a söz vermek olmuş:

—Ey Allah’ım, bir daha senin işine karışmayacağım. Eğer benim düşündüğüm gibi ceviz ağacında kabak büyüklüğünde cevizler yetişip başıma onlardan biri düşseydi, benim halim nice olurdu?

 

[1] Kur’an, Ra’d 8.

[2] Kur’an, Kamer 49.