SALGINDA 2. RAMAZAN BAYRAMI

İsmail Özcan

Âfak bütün hande, cihan başka cihandır;

Bayram ne kadar hoş, ne şetaretli zamandır.

A. Ersoy

2020 yılının Ramazan ve Kurban Bayramlarını dünyayı sarsan, her güzel geleneği ve alışkanlığı hayatımızdan çıkaran Covid-19 küresel salgınının etkisinde geçirdik. Bu yüzden bu iki bayramı görülmemiş kısıtlamalarla çok sönük, çok neşesiz, çok mahzun olarak kutlamıştık. Kutlamıştık, lafın gelişi, aslında her iki bayramda, geçmiş bayramlarımızla mukayese edildiğinde salgın öncesindeki sıradan günlerimiz kadar bile bir sevinç, bir mutluluk duyamamıştık. Geçmiş bayramların birçok özelliğinden, güzelliğinden, birçok renginden vazgeçmek zorunda kalmıştık. Bayramı bayram yapan şen şakrak birliktelikler; sevdiklerimizle, eşimiz dostumuzla bir arada yemeler, içmeler birden bire hayatımızdan çıkıvermişti. En yeni en güzel giysilerimizi giymenin de bir anlamı kalmamıştı.

Ne yazık ki 2021’in bu Ramazan Bayramını da bir yıl önceki bayramdan farklı, yani daha şen, daha canlı, daha renkli geçiremeyeceğiz. Mehmet Akif’in yazımızın başındaki beytinde tasvir ettiği şekilde bayramın tadına vardıracak, gerçek bayram duygusu yaşatacak hiçbir etkinlikte bulunamayacağız. Çünkü salgın bütün şiddetiyle sürüyor; her güzel alışkanlığı, her güzel etkinliği engelliyor.

Müslümanların Ramazan ve Kurban bayramları herhalde bayram olmalarından bu yana Covid-19 salgınının gölgesinde geçen son iki yılın bayramı kadar sönük, neşesiz, mahzun geçmemiştir. 

            Geçen yıl teravihsiz Ramazan ayı yaşamış, bayram namazsız bayram yapmıştık. Bu yıl da teravihsiz Ramazan yaşıyoruz, büyük ihtimalle bu yıl da namazsız bayram idrak edeceğiz. Hâlbuki teravih Ramazanın, bayram namazları da iki dini bayramın sembolleridir.

Büyüklerimizin elini öpme; yaşıtlarımızla tokalaşma, kucaklaşma; çocuklarımıza, torunlarımıza sıkı sıkı sarılma olmadan maskeyle, mesafeyle, yani uzaktan uzağa; daha büyük olasılıkla da telefonla bayramlaşacağız. Bu, biz Türkler gibi samimiyetin dozunu ancak sarılarak, kucaklaşarak, öpüşerek ayarladığına inananlar için ne kadar eksik, ne kadar sönük bir bayramlaşma demektir! Hele insanların canı, cananı diye belledikleri insanlarla bunları yapamaması duyulan eksikliği daha da büyütecektir.

İnsanlığın üzerine çöken ve ikinci yılında da bütün şiddetiyle devam eden bu küresel kâbus sadece bayramlarımızı değil, dini ritüel niteliği olan hasta ziyaretlerini, cenaze törenlerini de şanına uygun bir şekilde yapamamamıza sebep oldu. Bu süreçte, normalde hastalığı sırasında başından ayrılmayacağımız yakınlarımızı uzaktan görmekte bile engellerle karşılaştık. Sevdiklerimizin, yakınlarımızın, dostlarımızın vefatlarında son görevlerimizi layıkıyla yapamadık. Onları ancak bir avuç insanın katılabildiği sade bile denemeyecek törenlerle toprağa verdik. Tam da bu yüzden “artık vakti saati” diye ölümü güler yüzle karşılamaya hazır insanlar dahi, “aman bu ortamda ölüm gelmesin” diye dua eder oldular.

            İslam’ın bayramları; başka hiçbir dinin bayramlarında olmadığı kadar barışı, kardeşliği, dayanışmayı, yardımlaşmayı vb. erdemleri öne çıkaran; yoksula, yetime, kimsesize, borçluya ulaşılmasını ve ihtiyaçlarının giderilmesini, sevinenlerin kervanına onların da katılmasını sağlamayı görev sayan bayramlardır. Salgın sebebiyle bu görevlerin birçoğu ne yazık ki istenilen ölçüde yerine getirilemedi. Bu da birçok insanın mağduriyetine sebep oldu.  

            Yazımız biraz eski bayramlara ağıt yakar gibi oldu; ama yapabileceğimiz başka bir şey de ne yazık ki yok!    

Bir aydır elimizden geldiği, dilimizin döndüğü kadar dinî bilgiler vermeye çalıştığımız bu köşeden okuyucularımızın, milletimizin ve tüm İslam dünyasının bayramını kutluyorum. Bu bayramın tüm insanlık için barışa, huzura, kardeşliğe ve salgın kâbusunun insanlığın başından def olmasına vesile olmasını diliyorum.