RAMAZAN AYI KUR’AN VE ORUÇ

Ramazan, kameri aylardan beşincisidir. Kendisinden önceki Recep, Şaban’la birlikte "üç aylar" diye anılır. Üç aylar dini hayatta çok itibarlıdır. Bu aylarla ilgili bir hadis şöyledir: "Recep Allah'ın, Şaban benim, Ramazan ümmetimin ayıdır." Görüldüğü gibi Ramazan, bütün özelliği, güzelliği ile Müslümanlara ayrılmış bir aydır. Ramazan on bir ayın sultanıdır. Bu ayda Allah'ın rahmeti, merhameti, her türlü nimeti bollaşır. Ramazan bolluk ve bereket ayıdır. Yüzyılların tecrübesi bunu göstermektedir. Bu ayda muhtaçlar, yoksullar diğer zamanlardan daha çok kollanır; sıkıntıda olanlar feraha erdirilir; kimsesizlere ilgi ve şefkat yoğunlaşır. Bu ayda insani kötülükler, olumsuzluklar en aza iner; iyilik ve ibadetler üst seviyelere çıkar. Bu ayda her türlü ibadete ilgi ve itibar artar. Ramazan, büyük çoğunluğun, karınca kararınca iyiliğe, güzelliğe, Hakkın rızasından daha çok pay almaya yöneldiği; maddî, manevî her türlü ibadetin saltanat sürdüğü bir aydır.

Kuran-ı Kerim bu ayda, bu ayın Kadir Gecesinde inmeye başlamıştır. "Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır."[1] ayeti, bu gerçeği bildirmektedir. Kur'an'ın bu ayda indirilmesi, tek başına Ramazanı şereflendirmeye, değerli yapmaya yeterlidir. Çünkü Kur'an, Allah'ın yeryüzüne gönderdiği son ve hükümleri ebedi kutsal kitaptır. Böyle bir kitabın indirildiği ayın farklı, benzerlerinden üstün, Allah'ın ve peygamberin nazarında itibar sahibi olması anlaşılmaz bir şey değildir. Kur'an'ın Ramazan ayının Kadir Gecesinde indirilmeye başlandığı, bu gecenin de bin aydan daha hayırlı olduğu Kadir suresinde haber verilmiştir.[2] Ramazan ayı en çok Kur'an okunan aydır. Ramazan ayının çağrıştırdığı uygulamalardan biri de “mukabele”dir. Camilerde ve cami dışındaki birçok mekânda, Kur’an’ı Kerim, doğru ve güzel okuyan biri tarafından sesli olarak okunur, isteyenler de ellerindeki Kur’an’dan onu takip ederler. Takip edenler, sesli ve düzgün okuyan sayesinde yanlışları varsa onları düzeltme imkânı elde ederler. İşte gelenekte buna “mukabele” denir. Bu geleneğin başlangıcı ise Peygamberimiz (s.a.v) ile Cebrail (a.s)’ın her Ramazan, o güne kadar inmiş olan Kur’an bölümlerini karşılıklı okumaları yani mukabele etmeleridir. Yine bu ay,  Kur'an okumayı bilmeyenlerin de en çok Kur'an dinlediği aydır. Bütün bunlar, her Müslüman'ın Ramazan ve Kur'an arasındaki bağla ilgili az veya çok bir bilinç kazanmasına sebep olmuştur. Bu çok yoğun Ramazan-Kur’an ilişkisi, Ramazanın “Kur’an ayı” olarak adlandırılmasına sebep olmuştur. 

Ramazana ayrıcalık sağlayan ikinci bir ilahi lütuf da oruç ibadetinin bu aya özgü olarak farz kılınmış olmasıdır. Ramazan oruç ayıdır. Bütün bir ay, namazdan sonra en erdemli ibadet sayılan orucun yerine getirilmesine ayrılmıştır. "Sizden kim Ramazana erişirse oruç tutsun"[3] ayeti orucun bu ayda tutulmasını farz kılmaktadır.

Böylece Ramazan bir yandan Kur'an,  bir yandan da oruç ayıdır. Oruç, zor fakat Allah katındaki değeri, sevabı çok yüksek bir ibadettir. Ramazanın en büyük ödülü oruca karşılık verilecektir. Orucun Allah katındaki ecrine (sevabına) sınır yoktur. Kur'an ve orucun Ramazanı nasıl farklı, diğer aylardan değerli kıldığını peygamberimiz şöyle ifade etmiştir:

"Ramazan ayı geldiğinde cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kilitlenir; Şeytanın eli kolu bağlanır."[4]

"Ümmetimden olanlar Ramazandaki güzellikleri bilselerdi bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi."[5]

Oruç ibadetinden maddeten ve manen gerekli yararları sağlayabilmek için bedensel arzuları olduğu kadar ruhsal arzuları da denetlemek şarttır. Oruçlu kimse duygusal dünyasında da günaha ve kötülüğe bir eğilim bulundurmayacaktır.

Dini bilgiler

DİNİ METİNLERDE ÇOK GEÇEN KISALTMALAR

(c.c.): Celle Celâlühû. Allah’ın adı anıldığı zaman söylenir. “O’nun şânı yücedir” demektir.

(s.a.v.): Sallallahü Aleyhi Vesellem. Peygamberimiz Hz. Muhammed’in adı anıldığı zaman söylenir. “Allah’ın selâm ve esenliği O’nun üzerine olsun” demektir. Buna salvele veya tasliye de denir. Allah’ın emridir.

(a.s.): Aleyhi’s-Selâm. Peygamberlerden ve meleklerden herhangi biri anıldığı zaman söylenir. Yusuf (a.s.), İsâ (a.s.); Cebrâil (a.s.) gibi. “Allah’ın selâmı onun üzerine olsun” demektir.

(r.a): Radıyallahü anh. Peygamberimizin sahabesinden (dost ve arkadaşlarından) birinin adı geçince söylenir. Ebu Bekir (r.a.), Ömer (r.a.) gibi. Buna “tarzıye” denir. Tarziyede bulunmak Peygamberimizin emridir.

Kıssadan hisse

MEVLÂNÂ VE ŞEMS

Mevlânâ Hazretleri, Şems-i Tebrizî ile tanıştıktan sonra uzun yıllar Konya’da beraber oldular. Mevlânâ ve Şems’in dostlukları, gerçek dostluğun az bulunur örneklerindendi. Allah yolunun en sâdık yolcularından olan bu iki büyük insan, birbirlerinden çok kısa süreli bir ayrılığa bile katlanamaz, özlem ateşi gönüllerini yakar kavururdu.

Mevlânâ ve Şems’in bu benzersiz dostlukları, cahil kimseler tarafından iyi anlaşılamamış, aksine birtakım dedikodulara, hatta suçlamalara konu yapılmıştı. Bunların tahammül edilmez boyutlara ulaştığı bir noktada, Şems aniden ortalıktan kaybolmuş, bir daha da görünmemişti. Bu dönemde Mevlânâ, Şems’in hasretiyle yandı, tutuştu. İşte tam bu sırada, Mevlânâ’ya Şems’ten bir haber getirmek ona dünyanın en büyük mutluluğunu tattırmak olurdu.

Bu ortamda adamın biri Mevlânâ’ya gelip, “Efendim, ben Şems’i gördüm, sana selam söyledi, kendisi çok iyiydi” dedi. Mevlânâ hemen oracıkta, ceplerinde ne kadar para ve değerli şey varsa çıkarıp adama verdi. Olaya şahit olanlardan biri, Mevlânâ’yı uyarmak istedi:

– Ey Mevlânâ, Şems’i gördüğünü söyleyen adam sana yalan söyledi. Şems’i şimdiye kadar kim görmüş ki o görsün?

Mevlânâ, cevap verdi.

– Ben de biliyorum yalan söylediğini. Ben verdiklerimi onun yalanına karşılık verdim. Doğru söylemiş olsaydı canımı verirdim.

Ramazan fıkrası

RAMAZAN TOPU

Tanzimat dönemi devlet adamlarından olan, ciddiyet ve dürüstlüğü ile tanınan Husrev Paşa (öl. 1854), seraskerlik (genelkurmay başkanlığı) mevkiinde iken, genç bir adam, kendisine danışılmadan padişah tarafından tophanede ehliyet gerektiren bir vazifeye atanmış. Padişahın torpiliyle yapılmış böyle bir atamayı veto edecek yetkisi olmadığı için Husrev Paşa sesini çıkarmamış. Adam, görevine başlamadan önce nezaketen bilgi vermek amacıyla Husrev Paşa’yı ziyaret etmiş. Paşa, padişahın doğrudan atama yapması dolayısıyla adamın ehliyetinden şüphelenmiş ve ufaktan yoklamaya kalkışmış:

- Efendi evladım, topçuluk gibi çok önemli bir göreve atanmışsın. Herhalde topla ilgili derin bilgi ve tecrübe sahibisindir?

Adam gayet pişkin cevap vermiş:

- Elbette Paşam! Bendeniz Bebekte oturmam hasebiyle, her yıl Ramazan ayında, iftar ve sahurda patlatılmak için Rumelihisarı’na getirilen topu yakından gördüm, elledim ve yüzlerce defa sesini işittim.

Husrev Paşa, tahmin ettiği gibi biriyle karşı karşıya olduğunu anlamış ama belli etmemiş.

Yalnızca,

- Maşallah, top hakkında sandığımdan da fazla bilgi sahibi imişsin evladım, demekle yetinmiş.

[1] Kur’an, Bakara: 185

[2] Kur'an, Kadir 1-3.

[3] Kur'an, Bakara 187

[4] Riyazü's-Salihin, C.2, S.489

[5]  A.g.e,C.2, S.490