İSLAM’DA TEMİZLİK

Temizlik; bedenimizi, elbisemizi, evimizi, işimiz ve görevimiz gereği bulunduğumuz ortamı ve çevremizi kirlerden arındırmaktır.

Müslümanlık dışı toplumların temizlik konusundaki bilgi ve kültürlerinin geçmişi pek uzun değildir. İslam ise temizliği doğuşuyla birlikte gündeme getirmiştir. İslam’dan önceki dönemde temizlik adına yapılan şeyler basit ve bilinçsiz birtakım davranışlardan ibarettir. İslam temizliğe açıklık ve bilinç getirmiştir. İslam, müminlerden yalnız temiz olmalarını istemekle kalmamış, bunun nasıl, ne şekilde yapılacağını da belirtmiştir. İnsan, Müslüman olmadan da temiz olabilir; ama temiz olmadan doğru dürüst Müslüman olamaz.

            İslam’da temizlik maddî-manevî diye kısımlara ayrılırsa da biz burada yalnız maddi temizlik üzerinde duracağız. Maddi temizlikten amaç vücudumuzu, elbisemizi, evimizi, çevremizi vb. kir ve pisliklerden arındırmaktır. Maddî temizliğin en önemli konusu ise bedenimizdir. Bedenimiz ve onun çeşitli organları, dış dünya ile sürekli temasta olmaktan ötürü sık sık temizlenmeye muhtaçtır. Bu nedenle İslamî temizlik kuralları bilhassa beden temizliği üzerinde yoğunlaşır. Beden temizliğinin Kuran’da bildirilen şekilleri abdest ve gusüldür. Kuran’da ayrıca temizliğin önemine işaret eden ayetler vardır. Bunlardan biri şu anlamdadır: “Şüphesiz Allah çok temizlenenleri sever.”[1]

            Peygamberimizin en çok üzerinde durduğu, titizlik gösterdiği konulardan biri belki de birincisi temizliktir. O, Kuran’da ana hatlarıyla bildirilen abdest ve gusülü detaylandırdığı gibi, bunlardan bağımsız olarak da sayısız buyruklar vermiştir.

          “Temizlik imanın yarısıdır.”[2]

            “Müslümanlık temizlik üzerine kurulmuştur.”[3]

            “Cennete ancak temiz olanlar girer.”[4] gibi hadislerle temizliğin önemini vurgulayan Hz. Peygamber, uygulamaya ilişkin de birçok buyruklar vermiştir.

          “Kim, Allah’ın evinin bereketini artırmasını istiyorsa, yemekten önce ve sonra ellerini yıkasın.”[5]

            “Uykudan uyandığınızda ellerinizi yıkamadıkça bir kaba daldırmayın.”[6]

            “Misvak (bir çeşit diş fırçası) kullanın, misvak ağzı temizler.”

            “Saçı olan saçına baksın, temizlesin, tarasın.”[7]

            “Her Müslüman’ın haftada en az bir defa bütün bedenini yıkaması Allah’ın onun üzerindeki hakkıdır.”[8] Bu buyruklara yeterli örnektir.

            Bugün için bunlar pek olağanüstü görünmeyebilir. Günümüzde çoğunluğun normal olarak uyguladığı kurallar denebilir. Fakat bu emir ve tavsiyelerin verildiği zaman ve ortamı göz önüne aldığımızda bunların gerçekten olağanüstü olduğunu kolayca kabulleniriz. O çağ insanının bu kuralların çoğundan haberi bile yoktur ve yüzyıllarca sonra da olmamıştır. Avrupa’da evlere banyo ve tuvalet ancak 19. yüzyılın sonlarına doğru girmeye başlamıştır. “Türkiye’de köylülerin, hamalların bile çarşı hamamlarında gıcır gıcır yıkandığı 16., 17., 18. yüzyıllarda Avrupa’da vücuduna su değmemiş krallar bulunmaktaydı.”[9]

Bir bilim adamı şöyle diyor: “Temizliğin tarihiyle ilgili bir sergi düzenlense, Avrupalıların burada sergileyebilecekleri temizlik araç ve gereçlerinin tarihi yüz yıla ulaşmaz. Ama Müslümanlar tarihi bin yılı aşan birçok temizlik araç gereci sergileyebilirler.”

Günümüz Müslümanlarının İslamî temizliği yeterince temsil edemeyişlerine, yaşayışlarında bunu yansıtamayışlarına bakanlar olumsuz kanaate varabilirler. Fakat İslam’ı bundan ayırmak bir vicdan ve dürüstlük borcudur.

 

Dini bilgiler

ORUCUN HİKMETLERİ (Erdemleri):

Dinimizin sınırsız maddî ve manevî erdemlere sahip ibadetlerinden biri de oruçtur. Allah için bütün bir gün ağzına bir lokma yiyecek, bir yudum içecek koymadan sabretmek, nefsi çeken çeşitli zevklere karşı kendini frenlemek her babayiğidin harcı değildir. Her şeyden önce kuvvetli bir iman, çelik gibi bir irade gereklidir.

Orucun bedenî hikmetleri de sayısızdır. On bir ay yorulan, yemede, içmede, zevk ve sefada hiçbir sınırlamaya tâbi olmayan insan vücudu için oruç gerçek bir dinlenmedir.

“Devamlı atıştırmanın en fazla yorduğu organlardan biri karaciğerdir. Onda bir gr. yiyecek dahi sindirim sistemini harekete geçirmeye, karaciğeri çalıştırmaya yeterli olmaktadır.

Bedenimizin en hayatî organı olan karaciğer için gerçek bir dinlenme ancak oruçla mümkün olmaktadır. Oruç ibadeti vesilesiyle karaciğer günde 4 ilâ 6 saat dinlenme imkânına kavuşmaktadır.

Vücudun tümü için de dinlenme olayı geçerlidir.”

 

Kıssadan hisse

ÇARŞI PAZARIN DENETİMİ

Abbasilerin ünlü halifesi Harun Reşid zamanında yaşamış olan Behlül Dânâ (VIII. yüzyıl) dönemin evliyasındandı. Zaman zaman aklından zoru olan kimselere has tavırlar takınır, herkes de bundan dolayı kendisini deli sanırdı. Ama bunu maksatlı yapardı. Behlül daima Harun Rediş’in yakınında bulunur, çeşitli sebepler hasıl ederek onu uyarırdı.

Behlül Dânâ bir gün Harun Reşid’den bir vazife istedi. Harun Reşid de ona çarşı pazar ağalığını (denetimini) verdi. Behlül hemen işe koyuldu. İlk olarak bir fırına gitti. Birkaç ekmek tarttı hepsi normal gramajından noksan geldi. Dönüp fırıncıya sordu: “Hayatından memnun musun, geçinebiliyor musun, çoluk-çocuğunla ağzının tadı var mı?” Adam her soruya olumsuz cevap verdi. Memnun olduğu bir şey yoktu. Behlül bir şey demeden ayrıldı ve bir başka fırına geçti. Orada da birkaç ekmek tarttı ve gördü ki bütün ekmekler gramajından fazla geliyor, eksik gelmiyor. Aynı soruları bu fırının sahibine de sordu ve her soruya olumlu cevap aldı. Bundan sonra başka bir yere uğramadan doğru Harun Reşid’in huzuruna çıktı ve yeni bir vazife istedi. Harun Reşid, “Behlül daha demin vazife verdik sana ne çabuk bıktın?” dedi.

Behlül açıkladı:

- Efendimiz çarşı pazarın ağası varmış. Benden önce ekmekleri tartmış, vicdanları tartmış, buna göre herkese hesabını ödemiş, bana ihtiyaç kalmamış.

 

Ramazan fıkrası

ALLAH HER HAKKI KORUR

Kanuni Sultan Süleyman, Şeyhülislâm Ebüssuud Efendi’den, manzum bir beyitle, Topkapı Sarayının bahçesindeki meyve ağaçlarına zarar veren karıncaların yok edilmesinin dinen bir sakıncasının olup olmadığını sormuş.

Beyit şöyle:

Dırahta ger ziyan etse karınca

Günah var mıdır ânı kırınca?

Şairliği de bulunun Ebüssuud Efendi, böyle bir eylemin dinen günah olduğunu manzum bir beyitle cevaplandırmış:

Yarın Hakkın divanına varınca,

Süleyman’dan hakkın alır karınca.

 

[1] Tevbe Suresi, 108

[2] Müslim, Taharet: 1

[3] Camiu’s- Sagir S. 111

[4] Camiu’s- Sagir, C. 1, S.66

[5] Tirmizî, Et’ime:39

[6] Buhari, el- vüdu’, b. 26

[7] Camiu’s- Sagir C. 1, S. 27

[8] Camiu’s- Sagir, C. 1, S. 27

[9] Çelik Gülersoy, Milliyet, 20. 9. 1987.