PEYGAMBERİMİZ VE ÇOCUK

Bugünün çocuğu, yarının büyüğüdür. Ülkenin ve milletin kaderinin kendisine emanet edileceği varlıktır. Bunun için bütün dünyada sonucu en garantili yatırım çocuğun maddi ve manevi bakımdan iyi yetişmesi için yapılan yatırımdır. Hz. Ali’nin buyurduğu üzere çok önemli bir nokta da çocukları kendi yaşadığımız zamana göre değil, onların yaşayacakları zamana göre eğitmemizdir. 

Dinimizde çocuğa çocuk olarak yaklaşmak en önemli ilkedir. Çocuk çocuktur, robot değildir. Onu otur denince oturan, kalk denince kalkan bir varlık olarak eğitmek asla doğru bir eğitim değildir. Her çocuk çocukluğunu yaşamalıdır. Çocukluğunu yaşaması için de gerekli ortam hazırlanmalıdır. Bu da ana babaların başta gelen görevleridir. Peygamberimizin çocuğa ilişkin uyarısı bu noktada gündeme geliyor. Şöyle buyuruyor Efendimiz: "Çocuğu olan, onun hatırı için çocuklaşsın. (Gerekiyorsa çocukça davranışlarda bulunsun).

            Hz. Peygamber bütün hayatı boyunca çocuklara yakın olmuş, onları anlamış, çocukluklarını kolaylık içinde geçirmeleri için tavsiyelerde bulunmuştur.

Medine’de bir gün bir çocuğun kuşu ölmüş. Peygamberimiz çocuğun buna çok üzüldüğünü duyunca ziyaretine gitmiş ve “Kuşunun öldüğünü duyunca ben de çok üzüldüm” diye onun üzüntüsünü paylaşmış. Benzer bir durumda bugün bile bu inceliği gösterecek yetişkinlerin sayısı çok azdır.

Onun imam olan kişilere, namazı kısa tutmaları uyarısının bir sebebi de, cemaatin içinde anneler olabileceği düşüncesidir. Ayrıca şöyle buyurmuştur: "Bazen cemaate namazı uzunca kıldırmak düşüncesiyle namaza dururum da, bir çocuk ağlaması duyarsam hemen kısaltırım. Çünkü ağlayan çocuğun annesi benim cemaatimin içinde olabilir, diye düşünürüm."
            Tanıdığı, tanımadığı her çocuğa şefkatle yaklaşan Allah resulü, öksüz ve yetimlere ayrı bir ilgi gösterir, herkese de onları kollamalarını tavsiye ederdi. Bir gün uzaktan gelen bir adam peygamberimizin torunları Hasan ve Hüseyin’i öpüp koklayarak sevdiğini görünce “Benim on tane çocuğum var, hiçbirini böyle sevmedim” dedi. Peygamberimiz de ona, “Senin kalbinde sevgi yeşermediyse ben ne yapabilirim” buyurdu.

Bir adam da Efendimize, “Kalbimin katılaştığını, merhametimin azaldığını hissediyorum" diye şikâyette bulundu. Efendimiz bu adama, "Yetimin başını okşa ve buna devam et. Kalbinde merhametten yana bir kıpırtı hissedeceksin" tavsiyesinde bulundu.
             Âlemlere rahmet olan peygamberimizin sözleri içinde, özel bir dikkatle değerlendirmemiz gerekenler var. Bunlardan biri şöyle: "Sizden biri çocuğunu, komşu çocuklarının sahip olamayacakları pahalı oyuncaklarla onların arasına göndermesin." Yani mali gücü iyi olup, çocuğuna istediği lüks ve pahalı oyuncakları satın alabilen aileler, bu imkâna sahip olamayan ailelerin çocuklarını bu yolla imrendirmekten, gözlerinin kalmasına sebep olmaktan kaçınsınlar.

            Peygamberimizin bu tembihi de değerini ebedi olarak koruyacak çok büyük bir inceliği içermektedir. Çocukları her bakımdan kollanması gereken bir varlık, bir değer olarak ele aldığının ifadesidir.

 

Dini bilgiler

 

BATIL İNANÇ

Din verileriyle olduğu kadar akılla, mantıkla da bağdaşmayan inançlara ve kabullere verilen genel addır.  İslamiyet, getirdiği esaslarla çelişen bu anlamda inanç ve kabullere doğal olarak karşıdır. İndirildiği andan itibaren bu alanda mücadele vermesi gerekmiştir. Çünkü İslam’ın yayılmaya başladığı dönemde bu dine yeni girmiş bazı kimseler, cahiliye çağından getirdiği bazı inanç ve adetleri bilinçli veya bilinçsiz sürdürme eğilimi taşıyordu. Hz. Peygamber, putperestliğin izleri saydığı bu tür eğilimlerle etkili bir mücadele yürüttü. Hz. Ebu Bekir ve Ömer de bu konuda onun takipçisi oldular. Bilhassa Hz. Ömer, putperestlik kalıntısı kabullere, alışkanlıklara tavizsiz bir şekilde karşı koydu. Sonraki yüz yıllarda da Müslüman bilginlerin bu alandaki mücadelesi hep sürmüştür; ama halk tabakasını bütünüyle bunlardan korumak mümkün olmamıştır. Daha da önemlisi eğitim görmüş, bir kariyer ve mevki sahibi olmuş birçok insan da batıl inançlardan kendini kurtaramamıştır. Eğitimli, modern birçok kimse çeşitli şekillerde batıl inançları olduğunu itiraf da etmektedir.

Halk arasında yüzyıllardır sürmekte olan; köpek ulumasının, baykuş ötmesinin, elden ele makas ve sabun alıp vermenin, geceleyin tırnak kesmenin ve aynaya bakmanın, salı günü işe başlamanın, Cuma günü temizlik yapmanın, arefe günü dikiş dikmenin, on üç sayısının, ezan okunurken köpek ulumasının uğursuzluk sayılması gibi kabul ve uygumlalar, en yaygın batıl inançlardır. Bilinçli bir Müslümanın bu kabullerden etkilenmesi söz konusu olamaz. Çünkü Peygamberimiz, “İslam’da teşe’üm yoktur, tefe’ül ise hoşuma gider” buyurmuştur. Açıklaması şu: Peygamberimiz, bir olayı, bir durumu, bir belirtiyi uğursuzluk sebebi saymıyor, kötülüğe yormuyor. Bir kimsenin, niyet ettiği, teşebbüs ettiği bir işten, yöneldiği bir hedeften “uğursuzluk vehmiyle” geri durmamasını, vazgeçmemesini istiyor. Ama bir olayı bir belirtiyi uğur sebebi saymayı, iyilik ve güzellik habercisi olarak kabul etmeyi seviyor ve onaylıyor.

 

Kıssadan hisse

GERÇEK TEVEKKÜL

    Büyük velilerden Şakik Belhî (VIII. yyıl) bir kıtlık senesinde, herkesin kara kara düşündüğü bir ortamda, zengin bir adamın kölesinin şakır şakır oynadığına şahit oldu. Yanına yaklaştı ve sordu:

   - Herkes kıtlıkla, açlıkla karşı karşıya olmaktan inler dururken sen neye güvenerek böyle oynayabiliyorsun? Köle cevap verdi:

 - Herkesten bana ne? Benim için bir tehlike söz konusu değil. Benim efendimin 7-8 tane köyü var, her ihtiyacımız o köylerden sağlanıyor.

   Bu açıklama Şakik’i adeta bir şamar gibi sarstı. Çünkü kendisi de kıtlıktan dolayı endişe içindeydi. Ama köle onu uyandırdı ve kendi kendine şöyle dedi:

  - Hey Şakik kendine gel! Şu köle nihayet bir insan olan efendisine bunca güveniyor, kendini emniyet içinde hissediyor. Sen ki bütün canlıların rızkını garanti eden Allah’a inanıyor, tevekkül ediyorsun, Bu nice tevekküldür ki rızık endişesi içindesin?

 

Ramazan fıkrası

 

HOCA NE YER NE İÇER?

Hoca bir ramazanda bir köye ramazan hocası olmuş. Beş vakit namazı ve teravihi kıldırıyor, ayrıca akşamları vaaz veriyormuş. Ramazanın sonuna doğru bir vaazında Hz. İsa’dan, onun ölmeyip gökyüzüne, Allah katına çıktığından bahsediyormuş. Cemaatten biri sormuş:

     - Hoca Efendi, Hz. İsa acaba gökte ne yer, ne içer?

Hoca ramazan boyunca kendisinin ne yediği ne içtiği ile hiç ilgilenmemiş olan köylülere zaten içerleyip duruyormuş. Bu vesileyle açmış ağzını, vermiş veriştirmiş:

-Bre gafiller, bre cahiller, bre nadanlar! Siz ramazan boyunca aranızda bir misafir olan hocanın ne yediği, ne içtiği ile ilgilendiniz mi de, gökyüzünde Allah’ın misafiri olan Hz. İsa’nın ne yiyip içtiğini merak ediyorsunuz?