Toplumsal analizlerde sıklıkla karşımıza çıkan sorunlar

Toplumsal analizlerde sıklıkla karşımıza çıkan sorunlar, birçok din ve kültürdeki genel anlayışa göre çoğunlukla kadına ve bedenine yöneliktir. Tarihsel perspektifte incelendiğinde kadının ilkel dönemden moderniteye kadar bedenleşme süreci her toplumda olduğu gibi, özellikle de dini kurallara sıkı sıkıya bağlı kapalı toplumlarda oldukça sancılı geçmiştir. Kültürel ögelerin cinsiyet temelli yaptırımları toplumlarda kadın-erkek ikiliği oluşmasına ve cinsiyet çatışmalarına sebep olurken, sorunlar çoğunlukla kadın aleyhine sonuçlanmaktadır.

Cinsiyet kültürü bağlamında incelendiğinde biyolojik yapısı gereği erkekten daha zayıf olduğu düşünülen kadının buna dayalı gerçeklerle toplumun belirli alanlarından yalıtılması ve erkeğin kadını koruyan bir varlık olarak nitelenmesi kadının her alanda özellikle de bedeni üzerinde tahakküm alanı yaratılmasını da beraberinde getirmiştir. Ataerkil toplumlarda korunmaya muhtaç, güçsüz olarak görülen kadının kendi bedeni üzerinde söz sahibi olması bir toplumsal denetimi tabii tutulmuş ve bu toplumsal denetim, kadının bedeni üzerinden ve sınırları cinsiyet kültürü tarafından belirlenmiş, kadının bedenini sürekli olarak muhafazaya yönlendirmiştir. Bu noktada kadının bedenine yapılan en büyük saldırı alanı bekâret olmuştur.

Bekâret, birçok din ve kültürdeki genel anlayışa göre tecrübesizlikten kaynaklanan duygusal bir saflığı ifade etmek için kullanılır. Geleneksel olarak ise, hiç cinsel ilişki yaşamamış, veya kızlık zarında değişiklik yaşanmadan (örneğin oral seks, anal seks, kızlık zarı zarar görmeden yaşanan vajinal seks gibi) cinsel ilişki yaşamış kadınlar için bakire; herhangi bir cinsel ilişki yaşamamış erkekler için bakir kelimeleri kullanılır.  Bu bakımdan kadın bedeni üzerindeki toplumsal denetim kızlık zarının var oluşu üzerinden gerçekleştirilmektedir.

Kızlık zarı vajina girişinin 1-2 cm iç kısmında yer alan kılcal damarlardan oluşur ve bekaret zarı olarak da bilinmektedir. Anne karnında 7-12 haftalar arasında oluşan kızlık zarı, çocukluk döneminde vajina içerisine mikropların girişini engelleyerek enfeksiyonu önler.  Kızlık zarı bir organ değildir ve çocukluk çağından sonra kızlık zarı fonksiyonunu yitirir.

Biyolojik olarak varlığı kabul edilmiş kızlık zarının; cinselliğinin denetlenmesini kolaylaştırmış onu kültürel alanda somutlaştırmış, kızlık zarının ispatı toplumsal onayı, yokluğu ise kadının namus kavramı üzerinden dışlanmasını beraberinde getirmiştir.  Genel tanımlamada namuslu kişi; iyi, ahlaklı, dürüst, eşitlikçi, adil vs. nitelikleri taşırken; kadın üzerinde belirlenme kriteri karşı cins ile olan münasebeti çerçevesinde tanımlanmaktadır. Kadının namuslu oluşu kızlık zarı üzerinden toplumca onay alırken, erkek cinsel organı, bakirliğini ispatlayacak veya gösterecek bir yapıdan yoksundur. Kimi toplumlarda erkeklerin bakir olması, toplumdaki konumu ve karşı cinsle ilişkileri açısından engelleyici bir özellik taşımazken diğer toplumlarda erkeğin de kadın gibi evlenene kadar bekâretini koruması beklenir. Örneğin İslam dininde, evlilik dışı ilişkiler yasaklandığı için evlenmemiş bir erkeğin bakir olması emredilir. Evlilikten önce cinsel ilişkiye girmek Musevilikte yasaktır. Katoliklerde kendini kiliseye adayan bazı din adamları "bakirlik/bekaret yemini" ederler.

Evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanma davasında (TMK. m. 166 f. I) boşanma konusu davranışlardan olan suçlamalardan biri de kadını Kız çıkmadı diye suçlamak veya bakire olmamak ile suçlamaktır.

Bu konuda yargıtay uygulamalarına baktığımızda her ne kadar daha öncesinde kadını suçlayan bir tavır ile karar verilmiş olsa da artık gelişen topluma ayak uyduran ve ataerkil kalıpların dışında kararlar verilmektedir. Şöyle ki;

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin, 2007 yılında verdiği karar da bakireliği evlilikte kadında bulunması gereken vasıflar arasında sayarak kadının bakire çıkmaması gerekçesiyle evliliğin iptaline karar vermiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2015/16257 E., 2016/7382 K. Sayılı kararında Davalı kadının evlilik öncesi cinsel ilişki yaşamış olması (bakire olmaması) boşanma davasında davalı kadın için kusur oluşturmaz.

Ayrıca kadın bekaret raporu almaya zorlanamaz.

Anayasanın 90. maddesi kişisel hak ve özgürlükleri tanımlar. Altında imzamız bulunan uluslararası sözleşmeler iç hukukun üstündedir. Eğer iç hukukta bir tıkanıklık varsa uluslararası sözleşmeler, bu tıkanmayı açar. Kaldı ki zorla muayene etmek, çocuk hakları, hasta hakları, biyotıp sözleşmesi gibi evrensel hukuk sözleşmelerine aykırıdır.

Bu konuda Yargıtay  2. Hukuk Dairesi  Esas: 2014/24404, Karar: 2015/1001, Tarih:12.05.2015

Boşanma davalarında, kadının bakirelik konusunda rapor almaya zorlanması, erkeği kusurlu yapar ve bu fiil kişilik değerlerine saldırı niteliğinde olup, manevi tazminatı gerektirir.

Avukat Elif Akar

www.instagram.com/lawmeditation/?hl=tr

www.facebook.com/av.elifakar/

https://twitter.com/avelifakar