Kimi albümleri dinlemeye başladığınız anda, bulunduğunuz gerçeklikten sıyrılmaya başlarsınız. O şarkılarda dehlizlere dair bir davet vardır ve bu seslenme biçimi hiçbir zaman karşılıksız kalmaz. Belki bir 50 dakika ya da daha az. Oradasınızdır.

Fransa hatlarından ses veren Owlle’ın debut stüdyo albümünü dinlerken de o sözünü ettiğim gerçeklikten düşme mevzusuna kolaylıkla yol veriliyor. Parçalar; ilk andan itibaren birbirine bağlı, kestirilebilir tonlarda ilerliyor belki; ama salt bu tespiti göz önünde bulundurarak “France” adlı LP’yi bir kenara bırakamıyorsunuz.

Şarkılar, cümlelerin ayak dibinden yön alarak ilerliyor. Owlle’ın vokal trafiği öyle ağır virajlarda dolanmak şöyle dursun, soğukkanlılık adına neyi varsa ses tellerine çekiyor. Sirayet gücünü bir an olsun terk etmeyerek nefes boşluklarında bile mikrofonu bırakmıyor örneğin.

Neredeyse tüm şarkıların nakarat alanları popüler müziğin olmazsa olmaz kuralına selam çakarcasına akılda kalıcı geçişlere düğümlenmiş. Dream Pop – Synth Pop şeritlerinde ilerleyen bir çalışmadan söz ederken, popüler yönleri görmek pek hoşumuza gitmiyor belki ama yine aynı Owlle çözmüş o düğümü.

Açılışta karşımıza çıkan ‘Fog’, yeni akım Indie Pop’undan iyi bir örnek. Tek dinlemeyle üzerinden kolayca geçiyoruz; ama albümün bütününe dair geri bildirimlerin netleşmesi için başlangıç noktasını tekrar göz ucuna getirdiğimizde albümün daha iyi bir başlangıca çıkamayacağını fark etmemiz zor olmuyor. Sonrasında 'Don’t Lose It’teyiz. Sony Music etiketini taşıyan LP’nin ilk video klibi, Sailor Lvne yönetmenliğinde bu şarkıya çekilmiş. Şunu söyleyebilirim ki; hem elektronik ağırlığın tavan seviyesine çıkması, hem de geri vokallerin en az ana vokal kadar söz sahibi olması 'Don’t Lose It’i farklı bir yere taşımış.

Üç ve dördüncü sırada yer alan ‘Like a Bow’ – ‘Your Eyes’ ikilisi düşük tempoda ilerleyen şarkılar. Bu dakikalarda elbette yine endüstriyel yönlü desteklere yaslanılıyor. Boğuk bir hat çiziyor her iki şarkıda da Owlle. Sözler kolaya kaçmıyor, Londra – Bristol civarına Paris üzerinden ulaşıyor.

‘Ticky Ticky’de ise yeni bir beyaz sayfaya geçiyoruz. 'Don’t Lose It’in bıraktığı yer tekrar hatırlatılıyor. Depeche Mode’un son stüdyo albümünden Heaven’ı başarılı bir biçimde remix hattına çekmişti Owlle. ‘Ticky Ticky’de de elektronik ataklara koşuyor Fransız müzisyen. Tıpkı LP’nin ilk ara-yüzünün kapandığı ‘Creed’de olduğu gibi. ‘Creed’ ile Owlle, en büyük ilham kaynaklarından biri olan Madonna’nın ‘30’lu yaşlarındaki haline uğramayı uygun görmüş.

Karanlık tarafa geçişler ise B-Side kanadında iyiden iyiye bizi buluyor. ‘Silence’ın başlamasıyla bu apaçık hissedilmekte. Davul atakları da işin içinde üstelik. Daha sert ana vokal, daha naif alana düşen ama outro ile birlikte yükselen synthesizer varlığına sarılıyor. Evet, ‘Silence’ın bitişine doğru ‘80’lerin sonundayız. ‘Disorder’ süresince de aynı zaman dilimindeyiz hakeza. LP’den ilk 3’e yazılacak bir şarkı ‘Disorder’. Sesler kalabalık kanallardan yanaşıyor ve belki de gerektiğinden fazla bir pusun içine bırakıyor bizi. İstenen de bu zaten.

LP’nin kapanış yolundaki ‘9’ ve ‘Free’ başlıklarının hemen ardından ‘My Light Is Gone’ geliyor. Yakın olunan, görülemeyen, bitmeye yüz tutan anlatılar sebepsiz ve sorgusuzca birbirine bağlanıyor.

Bu tarz albümlerin çoğunluğunda, bütünlüğe dair bir vurgu vardır. Tekrar başlangıca döner ve her şeye yeniden başlarsınız.

Demem o ki; ‘My Light Is Gone’ bir kopuşa - bitişe tekabul etse de ilk paragrafta izi bulunan ‘Fog’a ulaşarak mevcut gerçekliğini bir kez daha yaşatıyor. Aniden.

Albümde Yer Alan Şarkılar

  1. Fog
  2. Don't Lose It
  3. Like a Bow
  4. Your Eyes
  5. Ticky Ticky
  6. Creed
  7. Silence
  8. Disorder
  9. -9-
  10. Free
  11. My Light Is Gone


Twitter / @BekirzgrAybar
bekirozguraybar@gmail.com