Kiminin elinde değil mecbur hissediyor, kimi zevk için aldatıyor, kimi ilişkisindeki eksiklerden dolayı aldatıyor. Aslında ne çok sebep var değil mi? Kimi kendine göre haklı kimi pişman kimi haksız. Kimi isteyerek kimi nefsine yenilerek aldatıyor. Şimdi burada kimi suçlamalıyız.

Eskiden "eşini elinde tut , bakımlı ol " derlerdi. Artık devir değişti, ne güzel ne bakımlı eşler bile aldatılıyor. Bu durumda erkeklerin çoğu hasta ve bağımlı olduğunu kabul edip, yakalanana kadar bunu devam ettiriyor. En çok klişe sözlerden biridir  " eşimi çok seviyorum ama arada farklılık hoşuma gidiyor" bu duygusal bir hastalık mı, cinsel bir yetersizlik mi? Hatta çevremizde denk geldiği zaman, şaşırır ve inanamayız " eşine çok düşkündü , nasıl yaptı?" Evet işte olay bu aslında. Evdeki eş /sevgili beklesin, hep olsun, düzen bozulmasın ama aldatan taraf keyfine baksın, anı yaşasın. Bu durumu çoğu kadın kabul edip susarken çoğu kadın asla atlatamıyor. Genelde kadınlar erkekleri affediyor, ikinci bir şans veriyor. Aldatan taraf kadınsa aynı adalet terazisi işlemiyor tabi. Erkek affetmiyor hatta çok korkunç sonuçlarla bile sonuçlandığı oluyor. "Erkek aldatır" toplumumuza yapışmış bir klişe ne yazık ki.

Peki ilişkilerde çiftlerde yetmeyen şey ne? Aşk mı cinsellik mi yoksa hep daha fazlası mı? Neden engel olamıyoruz bu dürtülerimize. 'Ben aldatmıyorum' diyen yalan söylüyor bence. Aşk ne kadar olursa olsun tatminsizlik ve yetersizlik duygusu günden güne kişiyi içten içe yiyip bitiriyor.

Bunlar bizim toplumca bildiklerimiz, bir de araştırmalar ne diyor, onlara da göz atalım!

Bağlanma sorunuyla eş değer!

Buradan şunu mu anlamalıyız "partnerin bağlanma sorunu varsa kesin aldatır"

Bence ilişkilerdeki asıl problem 'bağlanma problemi' , birbirlerine güvensizlik hep bu sebeple büyük sorunlara dönüşebiliyor.

Aldatılsanız affeder miydiniz?

Aldatan taraflardan birbirini affeden %5 ise bunun sadece %1'i ilişkisini başarıyla devam ettirebilmiş. Affetmişti ama bir daha güvenebilecek miydi? Asıl tüm mesele burada başlıyor. Bu süreci doğru yönetebilmek ya da hiç aldatmamak, ilişkiye mutlu devam etmek.

Psikiyatrist araştırmalarına göre;

Eğer bireyde bağlanma sorunu varsa, aldatmaya daha yatkın olduğu da bilinen bir gerçek. Daha çocukluk evresinde başlayan bağlanma sorunları kişinin terkedildiğinde ya da birini ölümle kaybettiğinde büyük bir yıkım yaşamamak için beynin kendisini koruma altına alması ile ortaya çıkabilen psikolojik bir rahatsızlık.

Dr. Selin Baran’ın açıklamaları da şöyle:

“Son yıllarda eşler arası aldatma olaylarının eskiye oranla daha çoğaldığını söyleyebiliriz. Bu durumun nedenleri arasında iş hayatına giren kadının güçlenmesi, güç kazanması, erkeğe karşı çıkabilme gücünün artması, erkeğin karşı cinse ulaşabilmesinin kolaylaşması, erkeğin hormonsal kontrolünü azaltması, toplumda aldatma sıfatının sadece kadına yakıştırılması erkeğin eşine sadakatsizliğin aldatma olarak nitelendirilmemesi gibi nedenleri sayabiliriz.

Bunun yanında, ilişkinin sıradan bir hale gelmesi, ilişkiye verilen değerin azalması, ilişki alanının insanların sahip olma arzusuna dönüşmesi nedeniyle aldatmalarda da artış oldu.

3 çeşit aldatma vardır;

Sanal aldatma:

Son yıllarda en popüler aldatma şeklidir.

Duygusal aldatma:

Uzaklık, merak, ilişkisindeki mutsuzluk, hayranlık, heyecan arayışı gibi etmenler duygusal aldatmayı doğurur. Ağırlıklı olarak kadınlarda görülür. Kendi ilişkisindeki boşluğu, yanlış evliliğinin eksikliğini, kendilik değerini bu tip bir ilişki şekliyle doldurmaktır.

Cinsel aldatma:

Kişi eşiyle cinselliği üst düzeyde yaşasa bile aldatabiliyor. Büyük oranda erkeklerde görülür. Kişinin eşiyle yaşadığı problemler, evlilikteki çatışmalar ve huzursuzluklardan dolayı cinsel aktivitenin kalitesinin düşük olması bu tür aldatmaları doğuruyor.

Neden aldatırlar?

Kendilerini değersiz hisseden ve onu mutlu eden kişileri bulan herkes aldatır. Farkındaysanız depresyonda olan kadın ya da erkek anlık bir çılgınlıkla gider ve partnerini aldatır. Çünkü evde sorunu vardır, mutsuzdur ya da kendini değersiz hissediyordur. Sonrasında pişman olur ve hiç bir şey olmamış gibi yaşamına geri döner. Hatta aksine partnerine daha da bağlanır. Suçluluk duygusu onu bitirir ve pişmanlıktan başka hatalar bile yapabilir.

Erkekler, kadınların hamilelik, doğum sonrasında beklediği ilgi ve cinselliği bulamayınca aldatabilir. Aldatan kişi yakalanmadığı sürece bunu sürdürür, sonuçlarını hep düşünür.  Bazen kişi kendini daha iyi hissetmek için eşinin veya sevgilisinin hatalarını arar. Buna aslında kendimizi kandırma diyoruz :) Eşinin mükemmel olması, aldatanın vicdani rahatsızlığını daha da arttırır. Aldatan kişi, eşi kendisine iyi davrandıkça kendini daha kötü hissedebilir ve bu durumda yaşadığı huzursuzluktan dolayı ayrılmak isteyebilir.

Aldatma oranları

Aldatma üzerine bir Alman dergisinin yaptığı araştırma ilginç sonuçlar koyuyor ortaya:

Eşlerini aldatan insanlar yaşadıkları heyecanın yerini başka hiçbir şeyin tutmadığını söylüyorlar. Eğer kendileri aldatıldılarsa yaşayacakları acının da çok büyük olacağını belirtiyorlar. Kadınlar, eşlerini aldattıkları partnerlerini yakın arkadaş çevrelerinden seçiyorlar ve yaklaşık % 70'i bir defalık bir ilişki yaşıyor ama geri kalan % 30'luk grup daha uzun süreli ilişkiler yaşıyor. Erkekler eşlerini genellikle tesadüfen tanıştıkları insanlarla aldatıyorlar ve genellikle de eşlerinin hamileliği sırasında aldatmaya başlıyorlar. Ancak her üç erkekten biri kendi işyerinden bir kadınla ilişki yaşıyorlar ve bu daha uzun süreli bir ilişki oluyor. Araştırma yapılan grubun %57'si öpüşmeyi aldatma olarak kabul ediyor, % 20'si ise el ele tutuşmaya aldatma olarak bakıyor. Ortaya çıkan bir diğer sonuç ise her iki kişiden birinin hayatı boyunca en az bir kere aldatılmış olduğu.