İlişkilerde çok kıskanan mı daha çok seviyor, hiç kıskanmayan mı?

Çok kıskançlığın olduğu ilişkilerde, eşler birbirini kıskanınca "ne kadar kıskanç ne zor bu adam ya da kadın" diyoruz, kıskançlık olmayan birbirine güvenen ilişkilere de "ne kadar rahatlar nasıl izin veriyor vs" diyoruz. Bunun ortası nedir cidden?

'Gülşen pozları' yanlış mı anlaşıldı yoksa kıskanıldı mı? 

Günün mottosunda sevdiğim bir söz ile başlamak istiyorum: Fikrini dеğiştirеmеyеnlеr, hiçbir şеyi dеğiştirеmеz. Önyargılarından kurtulamayanlar, hiçbir insanı anlayamaz!

Güncel bir örnek verecek olursam; haftalardır Gülşen konuşuluyor. Gülşen'in giydiklerinden ziyade, eşi buna nasıl izin veriyor? Kıskanmıyor mu? diye konuşuluyor. Neden herkesin özeline karışıyoruz?  Eşi sorun etmiyor, biz neden ediyoruz? Neden başkaları bizi bu kadar ilgilendiriyor? Kendimiz mutsuzuz diye, kıskançlık dolu bir ilişkideyiz diye neden herkesi mutsuz ediyoruz?  O kişi giyiyor taşıyor diye onu mu kıskanıyoruz yoksa? Biz giyemiyoruz diye başkaları giyince neden rahatsız oluyoruz? Eşine güvenen, Gülşen ne giyse ne yapsa güvenen bir eş belki Ozan Çolakoğlu. Belki giyip giymediklerine göre değerlendirmiyor , bizlerin göremediği taraflarını seviyor ve takdir ediyor. Ne olursa olsun bu kadar hakareti hak etmedi Gülşen , her şeyden önce bir anne! "Ama o bir anne giyemez" diye eleştirdiğiniz kişiyi anneliği ile bile vurmak bir taciz boyutu bence! Sahne onun starlaştığı bir yer. Benim fikrimi soracak olursanız ; evet çok beğendim ,yakışıyor, taşıyor, vücudu güzel ama yeri belki daha farklı bir yer olabilirdi!  En azından bu denli üzücü tepkiler gelmezdi. Plajda daha da açığını giyseydi eminim böyle tepki almayacaktı. Bir kere giydi ikinci giydi keşke hiç  üçüncü olmasaydı. Ben karşı olduğum için değil! 'Bu kadar eleştiriye maruz kalmasaydı'  keşke dediğim için. 

Keşke herkes kendini sevse!

Yine dediğime geliyor; bana ne, bize ne? Keşke herkes kendiyle ilgilense. Kendini sevse, kendini seven herkesi sever. Bu kadar eleştiri bu kadar negatif düşünce bizi aşağı çekmekten başka bir işe yaramıyor. Başkalarının ahlakını sorgularken , eleştirirken keşke kendi değerlerimize sahip çıksak! 

Gülşen hep iddialıydı!

Gülşen kendimi bildim bileli gerek kliplerinde gerek sahnelerinde her zaman adlandırıldığı gibi "poz poz" şarkısını söyler ve starlaşır. Bu hep böyleydi, o da onun kendi showunun bir parçası. Hep bir albenisi ve estetik tavrı vardır. Bu kostümüyle de her zaman olduğu gibi aynı albenili hareketlerini ve dansını yaptığı için 'fazla' göze battı ve yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Yoksa her zaman cesaretli her zaman iddialı. Kırmızı çizmeli yasaklanan klip unutuldu sanırım? Hep konuşuldu, hep farklıydı, hep iyiydi. Şimdi ne oldu da bu kadar büyüdü?

'Yurtta aşk cihanda aşk', 'of of' bu klipleri de bir izleyin bakalım. 

Birçok insan düşündüğünü sanır, aslında yaptıkları sadece önyargılarını yeniden düzenlemektir.

Seviyorum ama kıskanıyorum!

Bu kıskançlık ve önyargı bir huy aslında! Sizi bitiren ve yıpratan. Huylarınızdan vazgeçmezseniz eğer ne olur peki? En başta kendinize olan saygınızı ve özgüveninizi kaybedersiniz. Giderek daha öfkeli olursunuz. Başta depresyon olmak üzere birçok sağlık sorununuz başlar. İş ya da okul hayatında ciddi derecede başarısız olursunuz. Acı çekme hissi kaçınılmaz olur. Yalnız kalırsınız. Hayatınızda kararlar alırken yanlış seçimler yapabilirsiniz. Her anınızı her ortamınızı huzursuz şekilde etkiler.

Gelelim kıskançlık sorunsalına;

Nasıl atlatacağız bu duyguyu?

Seviyoruz ama kıskanıyoruz!

Çok seven çok kıskanmaz. Çünkü güvenir!

Aldatılmaktan mı korkuyorsunuz? "O beni kaybeder" demelisiniz. Siz korkmayacaksınız, kendinizi sevip sayacaksınız. Karşı taraf için saygınızı yitirmeyeceksiniz, güçlü olacaksınız. Yeri geldiğinde duygu ve düşüncelerinizi içine atacaksınız, karşı tarafı bunaltmayıp kendinizi yıpratmayacaksınız. Her şey olacağına varıyor, unutmayın. Obsesif ilişkiler sevgi üzerine kurulduğu zannedilir ama tamamen güvensizlik üzerine kurulur. Temelde hissedilen ayrılık korkusu değil terk edilme korkusudur. Terk edilme korkusunu o kadar derin yaşar ki partnerinin bir an yanından ayrılmasını istemez, sesinden, yürüyüşünden, sessizliğinden terk edileceğine dair anlamlar çıkarır. Özgürlüğü esas alacaksınız burada, ''Giden gider, kalan benimdir'' diyeceksiniz. Siz amuda da kalksanız, yan da yatsanız düz de yatsanız, sevdiğinize dair yeminler de isteseniz o kişi zaten gitmek isterse gidecektir. Bu şekilde davranıp baskılar kurup ancak karşı tarafın gitmesini kolaylaştırıp hızlandırırsınız, hepsi bu! Bu durumda sadece kendinizi düşünün. Sürekli ondan bahsetmekten vazgeçin, kendinizi anlatın, hatta bırakın o sizi anlatsın, buna imkân tanıyın. Her şeye hakim olmaya çalışmayın, biraz o sizi kontrol etsin ve hakimiyet kursun. Kıskançlık krizlerinizin önüne geçecek uğraşlar bulun. Kıskançlık sizin kaybetmenizi sağlayacaktır, gitmeyeceği varsa da gidecektir.