Montaigne’e göre nasıl yaşanır?

Bir yaşam ustasının yüzyılları aşan önerileri

Sevgili okurlar, bu yazıda sizlere, din savaşları ile dolu 16. yüzyıl Fransa’sında yaşamış, Denemeler “Esssais” adlı eseri ile ünlü Michel de Montaigne’den bahsedeceğim. Kitabında doğrudan kendisini konu alan Montaigne’i günümüzde adeta bir yaşam koçu gibi algılamakta mümkün. Lise yıllarında ilk defa okuma fırsatı bulmuş, daha sonra farklı zamanlarda yeniden yazarın teskin edici sesini duymak istemiştim. Montaigne üzerine biyografi şeklinde yazılmış, “Nasıl Yaşanır ya da Bir soruda Montaigne’nin Hayatı” adlı çalışmayı okuyunca (Sarah Bakewell, çeviren Emre Ülgen Dal), onu ve eserininin yüzyılları aşan güncelliğini bir de sizlerle paylaşmak istedim. Bir rönenans filozofu, yaşam ustası da diyebileceğimiz Montaigne bize, ruhumuza, belki de son zamanlarda çok daha ihtiyacını duyduğumuz şeyleri, insanlık hallerini, korkularımız ile nasıl baş edebileceğimizi, hayata nasıl bakabileceğimizi son derece özgün, insancıl ve keyifli bir şekilde anlatmaya çalışıyor.

Balıklar burcunda doğmuş olması (28 Şubat 1533), astrolojik haritasında yine su elementinden Yengeç burcunun yükseliyor olması, onu hayatı hassas ve insancıl bir gözle ile ele almaya doğru yöneltirken (Güneş felsefe, inançlar ve düşün evi olan 9. evde) Jüpiter’inin de Yay burcunda olması, anlam arayışını çocukluk döneminde kazandığı eğitim sayesinde, Rönesans’ın da üstüne kurulu olduğu antik Yunan ve Roma filozoflarının, düşün adamlarının bakış açısı ile zenginleştirilmiş. Montaigne tıpkı bir Balık gibi oradan oraya atlıyor, çok serbest ve çoğu zaman gamsız, hatta kendi kendisini tembel olarak tanıtıyor olsa da, sonuçta hepimize faydalı bir şüpheciliği, esnekliği ve kendimiz olma ilhamını aşılamakta.

Ruhumuzun ölümsüz olduğunu, yaptıklarımız ve eserlerimiz ile yaşamaya devam ettiğimizi söyleyebilirim. Bunu söylememin nedeni, Montaigne’nin bu biyografisini ilginç bir eşzamanlılıkta, Balık burcunda yan yana gelen Jüpiter ve Neptün birleşmesi sırasında okuyor olmamdan kaynaklıyor. Ne tesadüf ki Montaigne’nin astrolojik haritasında da Jüpiter-Neptün arasında (Yay-Balık arasında) bir kare açı var ve yine ne tesadüf ki (tesadüfler ancak ona yüklediğimiz bir anlam çerçevesinde gelişebilir) onun Neptün’ünün kendi Satürn’ünüm üzerinde olduğunu görmem, belki böyle bir kozmik şakayı aklıma getiriyor. Kuşkusuz Montaigne de içinde yaşadığımız bu dönemde, yaklaşık 165 yıllık Neptün döngüsünü üçüncü kez tamamlıyor.

Astroloji’de Jüpiter-Neptün döngüleri evrensel bir dünya görüşü, idealizm, insancıllık, kültür ve yaratıcılık açısından ilham veren, ruhun maddeye göre yukarıda olduğunu hatırlatan, bizi ötelere, hayal gücümüz ile kolektif temalara taşıyabilen özelliklere sahiptir. Montaigne bu ilham verici otoportresi ilee edebiyatta özgün bir genre yaratırken, pek çok düşünürü de öyle ya da böyle etkilemişti. Ansiklopedi’nin yaratıcısı Denis Diderot’yu, çok farklı olsalar da Jean Jacques Rousseu’yu, daha yakın zamanlarda bilinç akışı tekniğinde Virginia Woolf’u, ya da Stefan Zweig’ı ve daha sayısız yazarı, düşünürü etkilediğini görürüz.

Montaigne’nin yüzyılları aşan evrenselliği, insanlığımızın içinde bulunduğu durum, pek çok yazarın dile getirdiği gibi, sanki o benmişim, bunları ben yazmışım duygusu uyandırır. Çağlar boyunca birbirine bağlanan zihinler, Woolf’un ifade ettiği gibi “her yaşayan zihin aynı Platon ve Euripides’in özündendir” ve astroloji bize insanlık bilincinin anahtarlarını sunar.