Bir gün böyle bir yazıyı kaleme alacağımı hiç düşünmemiştim… 

Olan biteni size anlatmadan önce şu kritik soruyu yöneltmek istiyorum: 

Ruhen yapayalnız ve çaresiz hissettiğiniz kaç gece yaşadınız? Hani sabaha kavuşma konusunda nazlanan ve isteksiz davranan gecelerden bahsediyorum, insanın sinirlerini yoran ve kimsesiz hissettiren o unutulmaz anlardan… 

Size sorarken bir yandan kendim yanıtlıyorum; bundan yaklaşık 15 sene evvel yani 23 yaşlarındayken zorlu bir ayrılık yaşamıştım, bu ayrılığın ruhumda açtığı yaraları atlatabilmek için Bozcaada’ya tatile gittik, ben ve iki yakın arkadaşım. O tatilde biraz kendime geldiğimi ve ayrıldığım hatunu artık unutmaya başladığımı hissetmiş olsam da dönüş yolunda işin pek de öyle olmadığını fark ettim çünkü garip bir şey oldu. 

Gece saat 23.00 sularında saatte yaklaşık 70 km hızla Geyikli’den Çanakkale’ye doğru sürüyorduk, direksiyondaki arkadaşım ortaokuldan beri tanıdığım yakın bir dostumdu; ben onun yanında oturuyordum ve arka koltukta yine yakın bir arkadaşımız vardı. Arabada garip bir sessizlik vardı belki de gecenin karanlık bir yarısında ilerlediğimiz için, herkes bir şeyler düşünüyordu. Arabayı süren arkadaşım evliydi ve her ne kadar dışarıdan bize mutlu adam görüntüsü veriyor olsa da içinde bazı sıkıntılar gizlediğini hissediyordum. Arka koltukta oturan arkadaşımız ise nişanlıydı ve evlilik yolunda sağlam adımlarla ilerliyordu ama ne kadar mutluydu emin değildim. Birlikte yaptığımız 3 günlük Bozcaada tatili boyunca keyifsiz hali dikkatimizi çekmişti; dolayısıyla pek mutlu olmadığını anlamıştık fakat kimse kimseyi sorgulamıyordu, eski dostlar görmezden gelmeyi iyi bilirler… 

Bana gelince ben yeni ayrılmıştım ve ayrıldığım kadına aşıktım yani dışarıdan bakıldığında durumu en ağır olan hiç şüphesiz bendim. En azından bana göre durum bundan ibaretti. 

Geyikli’nin dar köy yollarında gecenin bir vakti ilerlerken benzin alabileceğimiz açık bir istasyon gördük ve girdik. Arkadaşlarım arabanın başında beklerken ben biraz hava almak için benzin istasyonunun arkasındaki mısır tarlasına doğru yürüdüm ve mısır fidelerinin yaz gecesi rüzgarındaki dansını izledim bir süre. O gece rüzgarı, içimde saklamakta olduğum ya da göz ardı etmeye çalıştığım yalnızlık hissini içime doldurdu, şaşırdım çünkü bunu beklemiyordum. 

Oysa ben artık yalnız değilim sanıyordum, neredeyse 2 yılımı birlikte geçirdiğim kadın hayatımdan çıkmıştı ve daha kötüsü bu kararı ben vermiştim. Bana kalırsa bir erkek terk edildiği zaman değil, kadının kıymetini bilemeyip terk ettiği zaman daha çok acı çeker, yıllar sonra bugün bundan hala eminim… 

Mısır tarlasındaki sessizlik beni etkilemişti, fidelerin rüzgarda çıkardığı seslerin dışında sanki 100 km mesafe boyunca hiçbir ruh yoktu ortalıkta. Birlikte geçirdiğimiz üç gün boyunca ilk defa yalnız başıma kalabilmiştim, yanımdakiler eski dostlarım oldukları için ve beni yalnız bırakmamak için ellerinden geleni yapmışlardı ama belli bir an yüzleşmek zorundaydım, işte o an gelmişti. 

Kendimi o gece, Geyikli'deki anlamsız benzin istasyonunda deliler gibi yalnız hissettim, en kötüsü de budur yani başkalarının yanında hissettiğiniz yalnızlıktır. Bu ağır duygu beni hiç beklemediğim bir anda yakalamış ve yere sermişti, hazırlıksız yakalandığım bir fırtına gibiydi. Yutkundum. Sevgilimle birlikte geçirdiğimiz baş başa geceleri hatırladım ve yine yutkundum. O yaşlarda ayrılık zordu, insan sevince dünyayı değiştirebileceğini bile düşünüyordu. Oysa gerçekler öyle değildi çünkü bazen bir şeylerin başlaması ya da bitmesi gerekir, hepsi buydu. 

Sanırım o dipsiz karanlıkta beş on dakika kadar vakit geçirdim ve sonra arabanın yanına döndüğümde arkadaşlarım sanki hiçbir şey olmamış gibi sohbet ediyorlardı, sanki ben onlardan uzaklaşıp yalnız kalmaya çalışmıyormuşum gibi. 

Biliyorlardı, bu adamın biraz yalnızlığa ve gece rüzgarına ihtiyacı var, bunu bilecek kadar uzun süredir beni tanıyorlardı. Gece uzundu, karanlıktı, sessizdi ve yalnızlık üstüme gelmeye başlamıştı, daha dönüş yolunda beni zorlayan bir kabus gibi. 

Bu satırlara okuyan herkes az çok bilir ki yalnızlık büyük bir sınavdır, hatta insanın kendi ruhuna karşı verdiği en büyük sınav. Bu sınavı veremeyen hiç kimse başka insanlarla birlikteyken de mutlu olamaz çünkü henüz kendini tanımayan bir insandır. Özellikle yurt dışında yaşadığım yıllarda bu sınavı defalarca geçmiştim ama bazen, hani bazı anlar vardır ya yutkunmakta zorlanırsın çünkü içinde biriken tüm hüzünleri, acıları ve pişmanlıkları yutkunmak zorunda kalırsın ve bunu yapacak gücü kendinde bulamazsın, içinde yer etmiş güzel anılara yenik düşersin. 

Onların yanına döndüm ve bana hiçbir şey sormadılar; “Nereye kayboldun vs.?” sıfır soru. Tam da olması gerektiği gibi. Neden bilmiyorum ama tekrar hareket etmek üzere arabaya bindiğimizde hepimizde garip bir konuşma isteği vardı, derin sohbetler başladı aramızda. Tatil boyunca adam gibi hiçbir şey konuşmamış sadece geyik yapmıştık fakat Geyikli'den dönerken artık ciddi konuşmalar başlamıştı sanki herkes bir başkasının ilk adımı atmasını beklermiş gibi. 

Önce evli olan arkadaşım başladı ve henüz ikinci yılında olmasına rağmen evlilikte kendini ne kadar yalnız hissettiğini, karısıyla iletişim sorunları yaşadığını anlattı. Onu dinlerken ikimiz de şaşırdık çünkü örnek gösterilen bir mutlu çift gibiydiler. OIysa gerçeklerin öyle olmadığını ve evin salonunda birlikte TV izlerlerken bile karısının yanında kendini yapayalnız hissettiğini söylüyordu. 

O anlatırken arka koltukta oturan ve evlenme yolunda olan arkadaş sözü aldı ve emin olamadığını çünkü kız arkadaşının ona çok uyumsuz davrandığını söyledi; “Eskisi gibi uyumlu değiliz, korkarım artık mutlu olamıyoruz…” 

Bu defa onun sözlerine şaşırdık çünkü normalde mutlu görünen bu adam aslında aşık olmadığı bir kadınla evlenmek üzere olduğunu itiraf ediyordu. Kız arkadaşı evlilik için ona çok baskı yapmıştı fakat onu evlilik yoluna sokan faktör bu değildi, asıl sebep kızın tanıştığı ve kendisini sevdirdiği kayınvalide yani arkadaşımızın annesi, oğluna artık evlenme vaktinin geldiğini ve bu kızı oyalamadan ciddi adımlar atması gerektiğini söylüyordu, annesi bunu söyledikten sonra evlenmekten başka bir çaresi kalmıyordu. 

“Ben kızla gezerken kendimi yalnız hissediyorum abi” diyordu, “Eskiden birçok şeyi konuşurduk ama artık düğün alışverişleri dışında hiçbir şeyle ilgilenmiyor, bu durum beni yormaya başladı.” 

Ben yalnızım sanıyordum ama bu konuda yalnız değildim. Dışarıdan farklı görüntü veren her hikayenin içerisinde kilometrelerce uzunlukta yalnızlık vardı. Dönüş yolunda kendi yalnızlığımı ve mısır fidelerinin rüzgardaki dansını unuttum çünkü acı çekme konusunda hiçbirimiz yalnız değildik. 

Bugün Dünya Yalnızlar Günü. Belki de yalnız olduğunuz için şanslısınız çünkü yanlış bir ilişkide olmaktansa yalnızlık iyidir. 

 

Türkiye’nin haber yaşam platformu Milliyet Dijital yenilendi!

Uygulama ile devam et, gündemi kaçırma!

Şimdi DeğilHemen Keşfet