Bu hafta Türk Filmleri haftası… Toplam 5 tane Türk filmi var, hepsi izlenmeye değer… Bu beş film arasından “Seni Seviyorum Adamım” filmini seçtik. Korku filmlerinden sonra aşk filmi çekmeye karar veren Biray Dalkıran, aşk filminde de iddialı olduğunu gösterdi bize… Değerli oyuncuları bir araya getiren film, Yeşilçam’ı bugünün mantığıyla anıyor.

Yeşilçam ile ilişki kuran filmler çoğalmaya başladı. Demek ki filmlerde retro/nostaljik esintiler hâkim… Nostaljinin tükenmeyen enerjisi ile post modern dünyanın birleşiminden doğan sinemasal akım, Türk sinemasının vazgeçilmezi haline dönüşürken, geçmişin himayesi altına girişimiz, hikâyelerin farklı şekillerle farklı yöne evrildiklerinin önemli bir göstergesi… Tıpkı modada olduğu gibi eski ile yeninin kombinasyonundan elde edilen hikâyeler, her kuşağın ilgisini çekebilecek türden… Yeni stratejiler geliştiren üreticiler, herkesi memnun etmeye çalışıyorlar belli ki… Üreticileri rolmodel alan diğer üreticileri de hesaba katarsak, ortaya çıkan sonucun detaylıca değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamakta fayda var.

Bu konuyu iyi tahlil eden yönetmen Biray Dalkıran, korku türüne veda ederek, melodram ağırlıklı romantik aşk filmine yöneliyor, kendini akışa doğru bırakan Dalkıran, piyasanın şartlarına uyarak Yeşilçam tadında bol esprili bir film ortaya koyuyor. Doğru bir karar bu! Korku filmi yapmak çok riskli bir iş, hele ki Türkiye’de yapılıyorsa… Korku filmlerinin izleyici oranı ne yazık ki, romantik aşk filmlerinde olduğu gibi değil. Romantik aşk filmleri şu ara oldukça revaçta, insanlar artık sorunlarından uzaklaşarak zevkli vakit geçirmek istiyorlar, bu da insanların ne tarz filmlere eğildiklerinin güzel bir örneği kanımızca…

YEŞİLÇAM’IN MODERNLEŞTİRİLMİŞ HALİ

Yeşilçam’ın modernleştirilmiş hali olan “Seni Seviyorum Adamım” aşkı, hüznü ve komediyi aynı hikâyede barındırıyor ve minimal bir romantik komedi izleyeceğimizin sinyallerini veriyor. Neden mi? Çünkü her şey doğal izleğe göre işleniyor. Aşkı tıpkı bir kabak çekirdeği gibi soyan film, ortaya çıkan acıyı ve mutluluğu zaman zaman komik sahnelerle paketliyor. Tek yönlü olmayan aşk ve duygular aracılığıyla kurulan ilişki, filmin merkezini oluştururken, karakterlerin hem depresif, hem de coşkulu halleri bize aşkın tanımını yapıyor, sanki aşk budur der gibi… Aşkın ulaşılmaz etkisine bir de özlem duygusunu kattık mı, tamamdır bu iş! Aşk öznel bir kavram olduğu için, onu tek bir kelime ya da cümleyle ifade etmek zor, zira aşkın bir sürü manası olabilir; aşk duygular aracılığıyla yaşandığı için duygular kişiden kişiye göre değişir, dolayısıyla aşk bilinmeyen bir formüldür. Zaten aşkın formülü olmaz ki!

Aslında ortada klasik ve aşina olduğumuz bir hikâye var: Hayatında her şeyi geride bırakan, eski bir müzik yapımcısının, karşısına aniden genç ve çıtır bir kız çıkar. Kız ne yapıp edip kendini sevdirmeyi başarır ve aradan geçen zaman zarfında birbirlerine âşık olmaya başlarlar. Çıtır kız tezcanlı, aşık olduğu adam da bir o kadar inatçıdır. Adam aşktan korktuğu için, kendine âşık olduğunu bir türlü itiraf edemez. Daha sonra bazı şeyler rayına oturmaya başlar ancak, kızın bilmediğimiz çok önemli bir sırrı vardır.

Bu tarz filmlerin gidişatı bellidir, ama piyasadaki hikâyeler artık tükenmeye başladı, bu yüzden önemli olan elinizdeki hikâyeyi nasıl anlattığınızdır, ne anlattığınız değil… Eğer filmi izlerken sıkılmıyorsak, ay bu nasıl filmdir demiyorsak, o film amacına ulaşmış demektir. Hemen hemen her filmde hata vardır bunu kabul ediyoruz, ama sürekli o hataları görüp, filmin güzelliklerini göremiyorsak bardağı çoktan boşaltmışız demektir. Sinematografisiyle, kurgusuyla, görselliğiyle filmi bir bütün olarak görebiliriz, onu parçalara ayırdığımız zaman sorun olmaya başlar, işte o zaman bütünlük bozulur. Bu filmi de parçalara ayırmadan bir bütün olarak görmeliyiz, aksi takdirde altını kazdıkça hiç istemediğimiz problemlerle karşılaşabiliriz. Çekim hataları var bunu inkâr etmiyoruz, lakin aşk başka nasıl anlatabilir ki? Mesela aşkı fantastikleştirip anlatıyorsak aşk amacından sapar, her türlü yenilik minimal bir aşk filminin akışına gölge düşürür.

Tabi aralara anlamlı espriler yerleştiriliyorsa o başka bir konu… Biray Dalkıran’ın aralara yerleştirdiği ince esprilerle, seyircinin ilgisini farklı bir yöne çekmeye çalışıyor oluşu, yadsınamaz zaten… Fazla ağlak olmaması adına böyle bir konsept şarttı.

RUHU BESLEYEN MÜZİK VE ESPRİLER

Ruhu besleyen müzik ile esprileri birleştirme konusunda başarıya ulaşan Dalkıran, aynı zamanda dramla iç içe geçen hikâyeyi, çözüme ulaştırma konusunda sıkı bir önlem alıyor. Ama filmin kurgusundaki bazı sıkıntılar ve hikâyedeki bazı ufak hatalar-özellikle Kıbras’ta konuşulmaması gereken şive-filmin içeriğine ufak bir toz kondurmamıza sebebiyet veriyor, keşke şive konusuna biraz ağırlık verilseydi. Oyunculuk konusunda ise; söylenecek çok şey var: dizilerden sinema filmine atlayan Barış Kılıç ile uyumsuzluk gösteren Gizem Karaca hikâyenin akışını bazen bozabiliyor, ama belli bir zaman sonra alışıyoruz bu duruma. Görselliğe hâkim olma konusunda bocalamayan Dalkıran’ın işin içinden çıkamadığı nokta ise Barış Kılıç gibi bir oyuncunun karşısına Gizem Karaca gibi yeni bir oyuncuyu yerleştirmesi…

Biz bunları görmezden gelelim en iyisi, sonuçta elde kendini izlettiren bir film var, öyle ya da böyle fark etmez. Aşkı yaşatma konusunda sorun çıkarmayan, karakterler arasındaki dengeyi sağlayan, onların yaşamlarına ayna tutan Dalkıran, onların eğlence adına yaptıkları eylemlerin ironik taraflarını bize yansıtıyor, ondan da öte insanın içinde her zaman ufak bir kıvılcım olduğunu da ifade etmeden geçemiyor. İşte karakterlerin içinde o kıvılcım mevcut. Mutsuz olmamak adına kendilerini eğlendirmeyi biliyorlar. Bunu kaç kişi yapıyor ki? Bu bakımdan güzel bir örnek teşkil ediyor.

Şimdi de filmin en büyük artısından bahsedelim. Yeşilçam’ın en iyi oyunculardan biri olan Ayşen Gruda’nın film boyunca izleyicileri gülmekten kırıp dökmesi, filmin en can alıcı noktalarından… İyi ki Ayşen Gruda kadroya dâhil olmuş, eminiz ki izleyenler de aynı şeyi düşünecek. Yıldız Kültür’ü de es geçmeyelim tabi…

Kıssadan hisse; “Seni Seviyorum Adamım” klasik ‘seni seviyorum’ cümlesinin yanına ‘adamım’ kelimesini ekleyen orta şekerli bir Türk kahvesi tadında ve diğer Dalkıran filmlerinden birkaç tık yukarıda… Adamım kelimesi filme orijinallik katıyor gerçekten, kuru kuru seni seviyorum demek pek hoş olmazdı doğrusu… Film boyunca, bu adamım zaten bir metafor olarak kullanılıyor. Herkes birbirine sevgi sözcükleri söylüyor, ama sonuna farklı bir kelime geliyor oluşu, aşkı anlamlı kılıyor. Bunun yanı sıra, film için yazılan “Gitme Adamım” şarkısı o kelimenin esrarını ortaya koymuyor da ne yapıyor? Müzik ile aşk birleşti mi, zaten ötesi yok… O zaman siz de aşkınıza bir şarkı söyleyin diyerek yazıyı noktalıyoruz.

twitter.com/Cine_Deseo