Çocukluğunu doyasıya yaşamış olanlar var. Koşmaya, oynamaya, ekmek arası bir şeyler atıştırmaya, başının okşanmasına, dizindeki kabukları koparmaya, salıncakta bacaklarını iterek sallanmaya, yatar yatmaz hemen uykuya dalmaya, öpülmeye, koklanmaya doymuş olanlar... Bir de çocuk olmaya doyamayanlar var. Belki bir ebeveyn kaybından, belki bir travmadan, belki ilgi azlığından, belki zamanın şartlardan dolayı çocukken bile, hep bir şeylerin eksik olduğunu hissedenler. Hayata bir sıfır küs başlayanlar. İçlerinde bir yerlerde haksızlığa uğranmış duygusunu taşıyanlar. Bu haksızlıktan dolayı, haklı mutsuzlukları olduğuna inananlar. "Neden ben" diye sormayıp, "yine mi ben" diyenler. Hayatı sorgulamaya çok erken yaşta başlayanlar... Olmayan deneyimleri ile yaşamla ilgili iddialı çıkarımlar yapıp yapıp yanılanlar. Yaş alıp deneyim kazandıkça da hayatın kimseye karşı özel bir garezinin olmadığını fark edenler. Onun herkes için hayat olduğunu sezip, değiştirebilecekleri yegane şeyin kendi bakış açıları olduğunu görenler. Hayatla arkadaş olmanın insanın içindeki çocuğa borcu olduğunu fark edenler. Günün sonunda; mutlu, mutsuz, doyumlu, doyumsuz hiçbir çocukluğun boşuna yaşanmadığını bilenler. Hayatı anlamlandırmak için insanın gizli hazinesinin çocukluk anıları olduğunu anlayanlar...Çocukları olduğunda da, çocukluk anılarından kendilerine özel ebeveynlik klavuzu çıkaranlar. "Çocuklar nasıl sevilmek ister?"i içindeki çocuğa sorup, çocuğunu onun verdiği yanıtlara göre sevenler. Çocukluk yaralarıyla çocuğunu saranlar....

Çocukken annesinin sevgisini onunla vakit geçirmek istediğinde anlayanlar ve bu yüzden çocuğu akşamları "Bir kitap okuyalım mı?" diye sorduğunda "Üç tane okumaya ne dersin?" diyenler....Düştüğünde yanlış bir şey yapmış gibi hissettiğinden, çocuğu düşünce ilk olarak "Olabilir anneciğim insanlar düşer, senin hatan değil." diye onu telkin edenler. Annesi ona kızdığında "Ya beni bir daha sevmezse" diye korktuğundan, çocuğuna kızarken "Kızgınım ama bu sana olan sevgimi değiştirmez." diye açıklama yapanlar... Çocukken ağlamanın kötü bir şey olduğunu düşünüp ağladığında daha da üzüldüğü için, çocuğu ağladığında "İstediğin kadar ağlayabilirsin, çocuklar ağlar." diye onun içini ferahlatanlar...

Çocukluğundaki eksikliklerin çocuklarının yoluna ışık olabileceğini bilenler... Ancak günün sonunda, ellerinden geleni yapsalar da, kusurları olduğunu kabul edenler, noksanlıklarının insan olmanın kanıtı olduğunu yürekten hissedenler. Kendi ebeveynlik eksikliklerinden de çocuklarının çocuklarını yetiştirirken öğretiler çıkaracağını bilenler... İçimizdeki çocuklar, çocuklarımız, sizler ve bizler...

Çocukluğumuzun, içimizdeki çocuğun ve çocuklarımızın bayramı kutlu olsun!