Başarısızlık ve başarı algısı

Birden fazla yengecin koyulduğu sepetin kapağı kapatılmazmış. Çünkü her bir yengeç diğerini içeri doğru çeker ve böylece hiçbiri dışarı çıkamazmış. Başarı ve başarısızlık takıntısı olduğunda yani daha doğrusu bu algıda bozukluk olduğunda kapağı açık bir yengeç sepetinde yaşamaktan farkımız kalmaz.

Başarısızlık korkumuz ya da başarı takıntımız yüzünden, yaşadığımız her mini olayın bir yengeç gibi olduğunu düşünün, her an ve her konuda bu korku ya da takıntı bizi ilerlemekten ve sepetimizden çıkmaktan alıkoyar.

Yıllar önce evliliğimi bir türlü bitiremediğim zamanlar destek almıştım. Yaptığımız çalışmada benim “evliliği başarı ve ayrılmayı başarısızlık” olarak tanımladığım sonucuna varmıştık. Çok doğru bir cümle çınlamıştı o zamanlar kulağımda: “olmayan bir durumun içinden çıkıp yeniden hayata akmak da bir başarı olamaz mı?”. İşte bana yeni bir “başarı” veren bu cümleden sonra bunu başarmıştım. Her ne kadar sorunumu çözse de gerçek sorunum devam etmişti. Çünkü yeni bir “başarı” tanımıyla kurtulabilmiştim o meseleden.

Başarı tanımıyla ilgili sorunu olan birinin bu tanımı yerle bir etmesinin tek yolu olduğunu düşünüyorum: “Başarısızlığı da sevmek”. Gerçekten bunu sevmek gerekiyor. Başarısızlığın bir başka başarı için denenmiş tecrübeler olduğunu bilmek ve hatta bunu diğer deneyimlerde kullanmak gerekiyor. Başarısızlık, matematikte soruları çözmek için kullandığımız denklemlerin pratik çözümleri gibi aslında. Yani bir soruyu uzun uzun çözmekten ve hatta çözememekten kurtaran o pratik yollar var ya (a2+b2) bla bla gibi.

Başarısızlığı da başarı kadar sevmek ve hatta ona çok kıymet vermek gerekiyor. Başarısızlıkta dönülen yerin yola çıkmadan önceki yerden geri olmadığını da bilmek önemli. Ne kaybederiz ki deneyimlerden? Ya kazanır ya da aynı yere döneriz. Ama her şeyden önce bir başarısızlıktan çıkıp bir başka hedefe giderken kendimizde bileceğimiz çok şey vardır, başarısız olmamış insanlara kıyasla. Neye sabır gösterdiğimizi, hangi konuda azimli olduğumuzu ya da hangi yolların daha önceki deneyimde boşa çıktığını falan çok daha iyi biliriz yani!

Başarı takıntımız ya da başarısızlık korkumuz eğitim dönemimizde eğitime ilişkinken sonrasında da hayata dair oluyor. Sanırım öğrencilik yıllarımızdan da daha ağır korkular ve takıntıları ileriki yaşlarda yaşıyoruz. Yirmili yaşlardan sonra, gençliğin o şahane umarsızlığını artık içimizde taşımadığımız için başarısızlık insanın daha çok zoruna gidiyor. Bu yüzden de belirli yaştan sonra radikal kararlar almak ya da girişimlerde bulunmak zorlaşıyor. İş hayatında memnuniyetsizliğe rağmen kaosun içinde kalmaya devam etmek, tükenmiş bir ilişki ya da evliliği sürdürmek ya da netlik olmayan flört içinde açılamamak bunların bazıları.

Elbetteki başarılı olmayı seveceğiz ve başarısız olduğumuzda canımız sıkılacak, bunların değişmez sonuçlar olduğunu kabul edelim. Hayat, başarılı olduğumuz ve olamayacağımız tonlarca salise ile ilerliyorken bunu nasıl bir dengede tutarak daha mutlu yaşarız, buna bakmalıyız.

Bir kere hayatta sürekli bir şeyleri denemenin vereceği hazzı duymalıyız. Hayat, her arzumuzu denemenin yolunu açıyor, kapılar kapalı değil ve bu şahane bir şey aslında. Bu büyük bir özgürlük. “Her ne istiyorsan buyur dene” diyor işte.

Yaşanmış bir başarısızlığın her yeni deneyimde tekrarlanacağı inancından çıkmalıyız. Her yol yeni, her an yeni ve en önemlisi bir başarısızlık yaşamışsan sen de yenisin. Bir deneyimin oldu ve artık bir sonrakinde daha bilinçlisin, bunu görmemiz lazım yani.

Başarılı olmak istemeli ve olacağımıza inanmalıyız evet ama bunu da “şart” olarak sunmamalıyız kendimize. Yani başarısız da olabilme ihtimalimizi bilmeli, bunu bile bile keyifle denemeyi arzu etmeliyiz. Hatta bir sırrı ifşa edeyim, bu ihtimali bilerek bir şeyi denemek hayattaki en büyük başarılardan biri, bunu arzu edersin değil mi?

Başarısızlık sonrası sendrom sürecini yönetebilmeliyiz. Elbetteki canımız sıkılacak başaramadığımız denemelerden sonra, bu çok doğal bir duygu-durum ama bu hisse de teslim olmamalıyız. “Evet, bundan ne öğrendim ve şimdi neyi deniyoruz” diyebilmeliyiz, hemen ya da kısa bir zaman sonra.

Başarısızlık korkusunun yengeç sepeti olduğunu hep bilmeliyiz. Bu korkuyla hiç o sepetten çıkamayacağımızı bilirsek, o sepete girmeyi de orada kalmayı da arzu etmeyiz. Başarısızlık korkusu, hayatta eylemsiz yaşamaya mahkum eder bizi. Cesaret yoktur, haz yoktur, risk yoktur ama elde edilen pek bir başarı da yoktur, varsa da şansa ve azdır diyelim.

Dışarıda yaşanacak çok deneyim var, çok duygu var ve çok haz var. Kim demiş hepsi başarı üzerinedir diye. Bu takıntıyı bırakıp başarıyı da başarısızlığı da eşit oranda sevmeye başladım başlayalı, neredeyse başarısızlıklarımda daha çok gülüyor ve keyif alıyorum. Çünkü başarının verdiği haz sadece mutlulukken, başarısızlığın verdiği haz ise hayatta bir şeyleri deneyebilmenin “özgürlüğü”, insanın içini gıdıklayan bir cesaret, yeni fikirler ve bir yenisine duyulan heves. Durdurmuyor yani, yengeç sepetinde kalmak değil, okyanusta sürekli yeni bir ada keşfetmek gibi.

Şimdi söyle, sen hala yengeç sepetinde mi yaşayacaksın?

Betül Yergök

İnstagram: @betulyergok

Youtube: @mentalizasyon