Dünya hangi çağa girdi?

Şimdilerde siyasiler, toplum bilimciler, astrologlar ve öngörücüler başta olmak üzere herkes içinde bulunduğumuz ve sürüklendiğimiz çağı konuşuyor. Kimi doğru kimi yanlış tespitlerle…

Dünyanın yaşadığı olaylara bakınca Dünya’nın ve doğanın bizi istemediği düşüncesine kapılanlar; küresel ısınma, 5G ya da termikler gibi nüansların neticesinde artık sona yaklaştığımıza inanlar var. Bunlar biraz eksik kalıyor perdede.

Dünya’nın ve doğanın bizi istemediğini düşünebiliriz ancak dünya artık eteğindeki insanlardan ve yaşam modellerinden bazılarını silkeleme düşüncesinde ve bunun için de bir planı var. Yani bize “gidin sizi istemiyorum” demiyor. Yaşam artık hayrı olanları, akıllı ve faydalıları elekten geçirip yaşamın devamlılığı için korumaya ve fakat geri kalanların dökülmesine uyarlanmış durumda. Peki burada en büyük gerçeklik ya da sorun nedir derseniz bu seçimlerin şu an olmadığını derim!

Öyle bir çağa girdik ki şu an nasıl biri olduğumuzun nihai elenmede faydası yok. Uzun engelli bir koşu gibi düşünün, final çizgisine gelene kadar nasıl koştuğumuzun anlamı yok. O final çizgisine kadar gidebilenler ve gidemeyenler olacak, finale kadar çizilen yaşam sürecinde ise bu koşu her zamanki koşu gibi olmayacak.

Şimdi bizleri neler bekliyor?

Hukukçu kimliğimle hep konuştuğumuz şey cehennem azabının ve cezanın en büyüğünün “haksızlığa uğramak” olduğu idi. Aslında büyük darbe alabilen duygularımız şu an hedef noktalarımız, her birinin üzerinde keskin nişancıların kırmızı ışıkları olduğunu düşünün. En büyük açıklarımız ve işaretlenen duygularımız bunlar. Önce onlarla başladı ve artarak devam edecek. Bunu hem bireysel hem içinde bulunduğumuz coğrafyaya göre yaşamaya devam edeceğiz. Kalp kırıklarımız, başarısızlıklarımız ve yetinmeme duygumuzla sarmalanıp bunlarla boğuşurken ruh kapımızı coğrafyamızın ürünü duygu ve dürtüler çalacak.

Hazımsızlıklarımız, öfke ve tahammül duygularımız, dini inançlarımız, vatanseverliğimiz ya da umarsızlığımız, önyargılarımız ve ötekileştirmelerimiz, korku ve kaygılarımız, açlık-elektrik-su gibi yoksunluklar bizim sınav sorularımız, hedefe alınmış yanlarımız olacak.

Kadın erkek ilişkilerinde bir süre önce başladığı gibi tahammülsüzlükler, sığ güdüler, sorumluluktan kaçınma dürtüleriyle ilişki modellerimiz gitgide başkalaşacak. Neredeyse bilim kurgu filmlerindeki gibi sanal aşklar edineceğiz.

İş hayatına daha çok gömüleceğiz, ekonomimizi korumak üzere çalışma hayatı en önemli lokomotifimiz olarak devam edecek.

Yaşamımızı yaşarken duygularımızla sınanmaya başlayacağız. Daha çok öfkelenmemiz, tükenmişlik sendromlarına girmemiz, yoksunluk hissetmemiz, savunmasız ve korku duygusuna kapılmamız, toplumumuzun disosiyatif bozukluk yaşaması için yaşanıyor olacak olaylar. Bütün bu kötü duyguları hem kendimize hem sevdiklerimize hem insanlara hem de dünyaya yöneltiyor olacağız. Ve bütün bunların sonunda sınıfta kalıyor muyuz geçiyor muyuz göreceğiz.

Hep derim bilgi her yerde ve açıkta ama görmek de bir o kadar zor. İyi bakmak lazım ve en azından bakılınca görülebildiğini bilmek gerek. Kolay olan tek şey “istemek”, isteyince yol başlıyor çünkü. Mutlaka ayağınızı frende tutmak zorundasınız, dikiz aynasından bakmak zorundasınız, kim sizi nereye sürüklüyor diye görmeli ve sevk duygularınızı frenleyebilmelisiniz.

Sadece bu çağı tanıyın, hedeflenen açıklarınızı, zayıf yanlarınızı bilin ve gözünüzü 14 açın yeter.

Betül Yergök

İnstagram: @betulyergok

Youtube: @mentalizasyon