Düşmanlık ve öfke bilinci sorunu

İçinde bulunduğumuz yangınları ve acıları her an konuşuyoruz ve sanki hepimiz sürekli yanık çığlıklar atıyoruz. Canımız ülkemizin bir an evvel bu zorlu günleri de aşacağına inancımız ve isteğimiz tam. Bu haftanın yazısı gözün gördüğü acıyan yanlarımızdan biraz uzaklaşıp gözlerin ısrarla görmediği kanayan yaramıza dair olsun istedim: düşmanlık bilincimiz.

Her ne olursa olsun toplumumuzu ilgilendiren bir konuda sesler aynı yerden yükseliyor. Aşıyı konuşuyoruz olmayanların sınırdışı edilmesini istiyor neredeyse sözler. Bir afet yaşanıyor, sosyal medyada normal bir şey paylaşana “defolsun gitsin” ile başlayan bin türlü hakaret. Parası olana beddua, ünlüsüne soru yağmurları ve hainlik suçlamaları, siyasileri söylemiyorum bile. Öfke, öfke ve öfke. Diyeceksiniz ki haklı değil miyiz? Haklı değilsiniz ama haksız da sayılmazsınız. Azra’nın başına gelenler, Şahin’in şehitliği, canlarımız, yuvaları, hayvanlarımız ve ormanlarımız… Bunca şey oluyorken üzülmemek ve öfkelenmemek elde değil elbetteki. Ama sadece buradan bakayamayız. Peki bunlar olmasaydı öfke ve düşmanlık bilincimiz pasif mi oluyor? Hayır!

En yakın arkadaşınızla küsüyorsunuz ve mutsuz olması için takip ediyorsunuz adeta, çünkü onun mutsuzluğu sizi bu küskünlükte haklı çıkaracak. Sevgilisi olmasın, evlenmesin, yükselmesin ve kimseyle arkadaşlık edemesin… Ayrıldığınız kadın ve adamın yerlerde sürünmesini istiyorsunuz o atarlı şarkılardaki söylemlerle, “ipe ipe gelsin, batsın bitsin gebersin” oluyor o aşk duyduğunuz insana dair yeni duanız. Kötü ayrıldınız diye onlarca işçiye gelir kapısı olan şirketin hemen yarın iflas ettiğini duysanız lokma dağıtırsınız. Kızınız boşandı diye utanç duyar, komşunun kızı koca dayağı yediğinde içinizi soğutursunuz.

Çünkü kirlendik, öfkelerimizle, ötekileştirme güdülerimizle, düşmanlık bilincimizle kirlendik. Geri dönüşü zor bir yoldayız artık. Bizi saran en büyük yangın bu ve sönmeyecek gibi de görünüyor.

Kinimiz, insanların kendileri, yaptıkları ve olanlarla derdimiz bitmiyor. Bu bilinç içinde de yorulmaya başlıyoruz. Ardından şu sözler paylaşılıyor her türlü mecrada “tükendim” “dayanacak gücümüz kalmadı”! Çünkü kin ve düşmanlık bilinci içerden ağır bir güçle tüketir insanı. Ülkeni sevmezsin, alıp başını gitmek istersin, kimseye güvenmez ve her şeyden memnuniyetsiz hissetmeye geçersin. Duyarsızlaşır, bencilleşirsib ya da duyguların erozyona uğrar. Sana senden bile hayır gelmez artık o raddeden sonra.

Duygusal yıkımlara sebebiyet veren ağır dönemlerden geçiyoruz ve psikolojimizi iyi tutmak kolay değil. Derdimiz psikoloji de değil aslında! Dünya nereye gidiyor, payımız ne ve ne yapmalıyız sorusunun cevabını cidden ama en yalın haliyle duymak gerekiyor. Yangını çıkaran mı söndürmeyen mi, gelmeyen ve gitmeyen, susan ve spekülatif konuşan dahil her bir birey, her olay için sorulması gereken en üst akıl soru bu: “neyi öğrenmeliyiz bu durumdan?”

Lanet okumak yerine hikayeyi okumalı ve öğretiyi almalıyız. Her şey bir yana düşmanlık bilincinden çıkmalıyız ivedilikle!

Afetlerde hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza rahmet, yakınlarına başsağlığı; tüm insanlarımıza geçmiş olsun diler, her bir can hayvanlarımız ve ağaçlarımız için dinmeyecek yas duygumu paylaşırım.

"Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler kişileri konuşur."Hyman G. Rickover