Hayat ışığımızı biz büküyoruz

Bilimsel bir konudan yola çıkıp hayatımıza dair yarattığımız yanlışı göstermek isterim. Gelin hayat ışığımızı ve yaşamsal zamanımızı doğru bükelim ya da yanlış bükmeyelim.

Einstein’e göre uzayı çarşaf gibi düşünürsek eğer, bu çarşafa büyük kütleli cisimler yerleştirdiğimizde çarşaf aşağı doğru bükülecektir. Işık da uzayda bu çarşafta sabit bir yönde ilerlerken bu bükülmelerle yön değiştirir. Yani birleşen ya da büyük olan kütleler ışığı, zamanı büküyor, kaydırıyor diyebiliriz. Yeni oluşan yıldızlar uzaydaki büyük gaz bulutlarının bir merkezde dağılmaları ile oluşan kütle çekiminin etkisiyle bu merkezin içine doğru çekilirler ve toplanırlar. Bu kütle çekimi yüzünden hidrojen atomları normal şartlarda davrandıkları gibi davranmazlar. Bu çekim tablosu için “karadelik” tabiri kullanılır.

Nasıl ki çarşafa atılan büyük cisimler onu büküyor, uzayda ışık bile bükülüyor ise ve yıldızların kütle çekimiyle merkeze çekilip toplanması karadelik oluşturuyor ise hayatımızda yaşadığımız şeyler de bizim yolculuğumuzu büküyor ve karadeliklerimiz oluşuyor. Bunu hepimiz farklı yaşıyoruz. Bu fark ise yaşadıklarımızı ne kadar büyük kütlelere dönüştürdüğümüz, ne kadar toplayıp biriktirdiğimiz detayına göre şekilleniyor.

İşte tam olarak yaşam hikayemiz böyle. İlişkiler konusunda tüm geçmiş hikayemizi, bizden ari ailemiz ya da çevremizdeki hikayeleri alanımızda topladıkça ve büyüttükçe çekiyor ve bükülüyoruz. Bu bükme ve çekme kimi zaman karşımıza aynı tip olayları çekmemiz olarak çıkıyor kimi zaman da hikayelerin çekimine giriyor ve karadeliğe kapılıp gidiyoruz.

Aynı hataları yapıyoruz, aynı yerden yara alıyoruz ya da istemediğimiz otları burnumuzda yeşertiyoruz. Ailemizde gördüğümüz sevgi ve sevgisizliği, etrafımızda yaşanan yanlış ilişkileri ya da “kötü bir tesadüf” bile olabilecek birkaç yanlış seçimimizi alıp kaygıya dönüştürüyoruz. İlişkilerde güvenmiyoruz, korkuyoruz, egomuz çıkıyor, negatifliğimiz şişiyor, keskin yargılarımız ruhumuzu parçalıyor. Tüm yaşam ışığımız da yıldızlarımız da bükülüyor bu yüzden.

Kendimizi gerçekten uzay gibi ya da uzayda ışık gibi düşünelim ya da isterseniz hayatımızın yıldızı biz olalım. Gözünüzü kapatıp hissedin, öyle güzel bir kainatın tepesinde yıldız ya da ışıksınız. Şu an aklımızda, kalbimizde ve ruhumuzda tuttuğumuz tüm bu deneyimler, duygular, düşünceler; onlardan olma korkular, kaygılar, hüzünler, yargılar ve egolar bize neler yapmaz. Düşünsenize güneş kadar güzel bir şey yıldızı gölgeliyor ya da karadelikte yıldız görünmez hale geliyorsa bütün bu bile isteye sahip çıktığımız gereksiz konular bizzat hayatımızın yıldızı olan bize neler yapmaz.

Bu yüzden gelin kainatın tepesinde hep yeni oluşmuş bir yıldız gibi, geçmişin ve olanların yavaşlatmasına müsaade etmediğimiz bir ışık gibi, kütleleri olmayan yerçekimsiz özgürlükte bir hayat kaşifi gibi yaşayalım. Yaşadığımız her şey sadece bize söyleyeceğini söylesin ve gitsin, yaşattığı duygu içimizde bizi dönüştürsün ve görevi bitsin, etrafta gördüklerimiz bize bir gerçeği resmetsin ama hayatımıza fitnesi olmasın.

Bükülmeyelim ve sahip çıktığımız yanlışlar kütlesine çekilmeyelim, uzay boşluğunda arkamızda geçmişi bırakıp en güzel keşifleri yaşamaya çıkarmışçasına yere basan ayaklarımızla yaşamayı seçelim.

Bugün kafamızı kaldıralım ve gökyüzüne bakalım, gökyüzünde gördüğümüz bir ışık mı olmak isteriz, büküle çekile görünmeyerek sürüklenen bir cisim olarak mı yaşamak mıdır en güzel seçimimiz?

Betül Yergök

İnstagram: @betulyergok

Youtube: @mentalizasyon