Kusurlarımız güzelliğimiz mi?

Hepimiz kusurlarımızla biziz ve güzeliz ama bu klişeden daha fazlası var:

Kusurlarımız bizim etiketimiz, fişimiz, ismimiz, tanınma ve sevilme aracımız. Kusur saydıklarımızla ya da sayılanlarla biliniriz bize dair her şeyden önce.

Doğru bakabilseydi insan, kusur saydıklarının kusur olmadığını, öyle olsa bile onun bu hayattaki özelliği olduğunu ve gerekirse onu kullanarak yükselebileceğini çözerdi.

Hiç kimse kusur saydığı şeyi istemez kendinde, azı ve çoğu olacak şekilde hepimizde problemdir kusur bildiğimiz şeyler. Yanlış bakmışızdır ve yönetmişizdir mevzuyu esasen, bu yüzden.

Geçenlerde Hasan Can Kaya’nın "Konuşanlar" isimli programını izledim, Selin Şekerci vardı. Gelen soru üzerine Şekerci, çocukken en çok gözlerinin pörtlek oluşuna güldüklerini söyledi. Hasan Can’ın ona cevabı netti, oysaki gözlerinin güzelliğiyle tanınıyor ve para kazanıyordu artık. (mizahen)

Belki Tarkan’ın buğulu sesine gülmüştü ilkokul arkadaşları ya da Beyaz’a en çok “r” harfli kelimeleri söylettiler her fırsatta. Ancak onları var oldukları kişi yapanlar da bu özellikleri. Bembeyaz teninden nefret ediyordu belki birçok gözde kar beyaz tenli oyuncu. Candan Erçetin güneşle ilgili çok sıkıntı yaşar mesela ama sanki o güzel sesi saf beyazlığıyla kalbimize dokunur ya hani! Tığ gibi ince bir Ata Demirer’i de severiz ama o kilosuyla dalga geçerek güldürmüyor mu en çok bizi? En iyi besteciler sessiz ve melankolik olabilir ama tam da buradan yazmıyor mu en güzel sözleri. Erol Evgin’in o tatlı sıcak sesi peruğundan gelmiyor, o dert etmiş saçlarını ve naifliği belki bundandır ama o kusur saydığının hemen altındaki zihni, ruhu özeldir bizim için. Tarık Akan Hababam Sınıfı'nda bile uzunluğuna dair esprilerin muhatabıydı ve çocukken de belki sınıfın en son sırasında oturuyordu. Hatta hafif öne eğik duruşu boyundan utanmış oluşundan kaynaklanmış bile olabilir. Ama hepimiz uzun filinta gibi ve inanılmaz yakışıklı bir jön biliriz kendisini. Çünkü biz hepsini bu yönleriyle sevdik zaten.

İyi bakın, çoğu bu kusur sayılan hatta kendilerinin de daha önceden kusur olarak gördükleri yönleriyle ünlüler ya da tam da o yönlerini iyi kullanıyorlar artık. Kimi o yönleriyle dalga geçiyor ya da o yönüyle kendini pazarlıyor bile.

Ve biz tüm insanları kusur sanılanların özgünlüğüyle hatırlarız, sadece ne yaptıklarıyla değil! Beyazıt Öztürk için başarısına kurduğumuz cümlelerin yanında “r” harfini söyleyemediği mutlaka vardır mesela. Yani kimliğimizdir kusur saydığımız şeylerimiz! Bizi biz yapan, bizi tanıtan ve insanlardaki izlerimizdir.

Yazarlığımla ilgili ya da benimle ilgili ne düşündüğünüzü sorsam kendi kusurlarımı da katarak yazdığımı ve samimiyetimi söylersiniz belli. Deli cesaretim ve aşktaki başarısızlıklarım olmasa bu satırlarla buluşmamıştım bile. Yamuk dişlerimden nefret ederdim ama artık biliyorum onları çıkarsam eksiğim hafızalarda. 

Halt etmiş “kusursuzluk” nidaları atanlar! İnsanların kusursuz görünme çabasını hissettiğinizde nefret etmiyor musunuz? Bu yüzden kusurlarınız ya da öyle görünen güzel izlerinizle doğal ve güzelsiniz.

İşte bu yüzden sevin fiziksel-düşünsel-enerjisel kusurlarınızı, daha doğrusu kusur saydıklarınızı. Onlar size bu hayatta sizi tanıtan izler olarak verildiler, kusur değiller aksine kimlikler. Ayrıca dikkat edin özel bir güce sahipler, onları kullanırsanız aslında sizi yükseltecek en büyük varlığınız, bileziğiniz ve silahınız olarak elinizdeler.

 

Betül Yergök 

İnstagram: @betulyergok

Youtube: @mentalizasyon