Zaman, elimizden su gibi kıp gittiğine inandığımız, kontrol edemediğimizi düşündüğümüz derin bir kavram. Hayatımızda zamanın baskısını oldukça fazla hissediyor ve yoruluyoruz. İşleri bitirme zamanı, sabah kalkma – akşam yatma zamanı, diş fırçalama zamanı, ödeme zamanı, sınav zamanı, evlenme zamanı, çocuk yapma zamanı, ev-araba alma zamanı… Ne çok uyulacak ve yönetecek zaman var hayatımızda.

Zaman da bizden yoruluyor. Zamanın sabit bir ritmi ve akışı var. Bizler ona fazlaca anlam yüklüyoruz ve o kendi akışında kendince usul usul giderken ona kızıyor, yetişemiyorum diyoruz. O ise bilge bir tavırla gülümseyip “İşte buradayım, gel uyumlu hareket edelim” diyor.

Zaman, vakit çok kıymetli. Günlük hayatı her şeyin bir zamanı olduğuna inanıp onlara yetişmeye çalışırken yönetemiyor, kendimize ve zamana haksızlık ediyor olabiliriz. Ayrıca yaşam yetişmekle sürdürülecek bir kavram değil. Yaşamı hissetmeye ihtiyacımız var. Zamanı kovalayıp yaşamı hissedemeyiz.

Yetişemiyorsanız, zamanla kavgalıysanız, “Hiçbir şeye vaktim yok” diyorsanız hayatınızdaki angaryaları ayıklama vakti gelmiş demektir. Evet, bu da “angaryaları ayıklama zamanı” olarak görülüyor, haklısınız fakat zamanla uyumlanmak için zihin, duygu, el-ayak bağlarından ayrışmaya ihtiyacımız var. Angarya olan ne varsa hızlıca tespit edip bırakalım. İşe yaramayan konuşmaları, yapmasak da olur işleri, okumasak da olur kitapları, izlemesek de olur filmleri, dizileri, yemesek de olur yemekleri… bırakalım.

Zaman her birimizle birlikte çalışıyor. O kendi ritminde, onun ritmi ile uyumlanmaya niyet edelim. “Zamanın enerjisi, akışı ve ritmiyle uyumlanıyorum” hayatı esnetelim.

Sevgi ve şifayla,

Ebru Demirhan

www.ebrudemirhan.com

@ebrudemirhan.ytm