İnsan yavrusu doğada bakımı en zor canlıdır. Hayvanlar yetişkinlikteki potansiyellerinin yaklaşık yüzde 60’ı ile dünyaya gelirken, insan yavrusu yüzde 30’u ile dünyaya gelir. Bu nedenle hayvanlar insanlara göre daha rasyonel ve ne yapacaklarını bilen canlılardır. Bir buzağı doğduktan sonra annesinin memesine kendisi giderken insanın böyle bir yeteneği yoktur. Meme bebeğe gelmediği sürece kendisi açlık durumunu nasıl telafi edeceğini, bedenindeki alarmı nasıl sakinleştireceğini bilemez. İnsan rasyonel olduğunu düşünen irrasyonel bir canlıdır. Bu durum insanda büyük eksiklik ve yetersizlik yaratır ve insan hayatı boyunca bu eksikliği gidermek için kendine 2 soru sorar;

Burası neresi, etrafımdaki insanlar bana ne yapacaklar? (Olumlu veya olumsuz beklentiler edinebilir.)

Burada ben ne yapacağım?

Bu iki soru, her yeni deneyimde, ilişkide, işte, ortamda zihnimizde gündeme gelir.

Bu soruların cevabı çok önemli bir yere hizmet etmektedir. İnsanın kendini ve hayatını ( diğer insanlar ile kurduğu tüm ilişkileri ) anlamlandırmasının yolu bu iki soruya bulacağı cevaplardadır. Bu çaba ve anlam arayışı, insanı hayatta tutan ve travmalar yaşamasına engel olan çok değerli bir özelliktir.

Travmalar aslında başımıza gelen kötü olaylar değildir. Travma, başımız gelen olayları ( afet, tecavüz, kaza olmasına gerek olmaksızın) anlamlandıramadığımız her durumda yaşadığımız yıkıcı bir durumdur. Örneğin, çok susadım ancak bunu nasıl gidereceğimi hem ben hem çevremdeki insanlar bilemiyorsa bu benim için ve çevremdekiler için son derece travmatik bir olacaktır. Bir şeyler oluyor ancak ne yapmam gerekiyor, sorusuna cevap bulmadığımız her şey travma etkisi yaratacaktır. Bu travmatik etki, başımıza gelen olay değil bizim burada olan bitene veremediğimiz anlamdan kaynaklanmaktadır. Depremde tüm ailesini kaybeden biri ile tecavüze uğrayan birinin yaşadıkları olaydan etkilenme düzeyi farklıdır. Her ikisi de travmatik olaylar olmakla birlikte deprem bizler için doğal bir afettir ve kabullenmesi ( anlamlandırılması ) daha kolay bir olayken, tecavüz insanın en temel ihtiyacı olan güven ( bir diğerine güvenme ) duygusunu yıktığı için yaratacağı travmatik etki daha yıkıcıdır. Çünkü tecavüz, bebeğin doğduğu ilk anda itibaren bakım vereni ile arasında gelişen güven duygusuna saldırıdır ve mağdur o duygu ( bağ ) kopmuşçasına acı hisseder. Bir daha hiç kimseye güvenememek ve insanların güvenilmez olduklarına dair inancı içselleştirir. İşte bu içselleştirme süreci bize gösteriyor ki başımıza gelen olaylar değil onları nasıl anlamlandırdığımız, yaşayacağımız olayların bizdeki etkilerini belirler.

Yukarıda belirttiğim iki soru her durumda olmakla birlikte özellikle travmatik olaylarda karşımıza çıkar ve cevaplanması gerekir. Bu bağlamda insanın ilk travması doğumdur. İnsanın doğumu ile birlikte bu iki soru gündeme gelir;

Burası neresi, etrafımdaki insanlar bana ne yapacaklar? (Olumlu veya olumsuz beklentiler edinebilir.)

Burada ben ne yapacağım?

Bu soruların cevabını arayan bebek, bu durumun sadece kendisine bağlı olmadığını annesinin memesi gelince fark eder. Yani hayatına kendinde olmayan bir nesnenin girmesi ile birlikte kendisinde olan açlık durumunun sakinleştiğini fark eder. Bu bebeğin ilk ego çekirdeğini oluşturur çünkü anne memesi bebeğin açlık duygusunun ilk belirdiği anda değil, kısa da olsa biraz gecikerek gelir. Bu gecikme bebeğin ilk ego çekirdeğini oluşturur. ( Erteleme, tahammül, bekleme, temas, şefkat ve sevgi ego çekirdeği olarak filizlenir. )

İnsan yavrusu bakım verenle kurduğu ilişkide her ne kadar pozitif hislerle destek oluyorsa aynı zamanda her geçen gün kendi eksikliği ve yetersizliği ile yüzleşmektedir. Bu yüzleşme bebeğin anlamlandıramadığı ve kendini kötü hissettiği bir durum olduğu için bebeklik döneminde bakım verenin bebeğe nasıl geri dönütler verdiği son derece önemlidir. Bebeği sakinleştiren, yaşadığı travmatik hisleri pozitif geri dönütlerle anlamlandırmasını sağlayan bakım veren, bebeğin yaşayacağı travmatik durumun yıkıcılığını azaltacak ve gerçeklikle bağını artırarak sağlıklı bir kendilik yapılanmasını destekleyecektir.

İnsan ilişkisel bir canlıdır. Yapılan araştırmalarda hiç kimseyle hiçbir temasımız olmadığında 72 saat sonra beyin halüsinasyonlar üreterek bu ilişki eksikliğini gidermeye çalışır. Bu denli ilişkisel bir canlının bakım vereninden aldığı her geri dönüt çok kıymetlidir. Bakım vereni ile kurduğu ilişkide bebek kendi varlığının değerini onun verdiği mesajlar üzerinden belirler ve yaşadığını böylece anlamlandırır. Sakin, olumlu, destekleyici, şefkatli geri dönütler alan bebek, bu dönütleri içselleştirir ve başına gelen olayları anlamlandırırken kendiliğine yönelik olan bu pozitif imgeler içerisinde değerlendirir ve anlamlandırır. Aksi durumda ise başına gelenlerin yaratacağı negatif etki çok daha fazla ve yıkıcıdır.

Tüm ailelere önerim, çocuklarla kurdukları her temasta onların hayata dair bir anlam arayışı içinde olduklarını ve bu arayışın travmatik olduğunu unutmamalarıdır. Bakım veren herkesin geri dönütleri çocuğun bu travmatik süreçten ne kadar etkileneceğini belirlemektedir.

Mehmet Murat ALTAN

Psikolojik Danışman/ Psikoterapist