İçselleştirmek lâzım!

Zengini, fakiri, genci, yaşlısı, hiçbirimiz için yaşam eskisi gibi değil. Neyse ki tüm dünya hep birlikte aynı tecrübeyi yaşıyoruz. Kısaca hep birlikte aynı gemideyiz. Kovid, bakış açımızı dramatik bir şekilde değiştirmiş olsa da aklın (zihnin) oyunlarından korunmakta fayda var. Akıl (zihin), acıyla karşı karşıya kaldığında kendisini savunmaya geçer. Hemen şimdi olmasa da ileride bir tarihte acı ve ıstıraplı deneyimi sanki olmamış ya da hafif atlatmışız gibi gösterecektir. Daha fazla acıya maruz kalmamak adına unutmak ya da olanları hafifletmek doğal bir tepkidir. Fakat acıyı unutarak yok ettiğimizde acı yok olacağına daha derine iner. Bu ne anlama gelir?

Kovid’in yarattığı şiddetin acısı, geçmiş acılarla birleşir. Çektiğimiz acıyı başta kendimiz olmak şartıyla etrafımızdaki insanlardan çıkartırız. Kendimize ve diğerlerine karşı acımasızca davranırız. Acımasızlık, acımasızlığı getirir.

Aklın bu yapısı her insanda mevcuttur. İyi bir şeyler olabilmesi için elimizden geleni yapsak ortak bilinçten etkileniriz. Acıyı hissetmemek adına olanları unutmak için şiddetli bir istek duyarız. Unutmak, bu konuda bir şeyler yapabilme özgürlüğünü elimizden alır. Gerçek şu ki, acıyı unutmanın kendisi, acıyı getirir. İşte bu noktada içselleştirmek, başka bir deyişle öğrendiklerimizi geleceğe taşımak önemlidir. Bunun için gerçeğin doğasından faydalanmanızı tavsiye ederim. Bu nasıl mı olacak? Şöyle olacak;

Önce acı ve ıstırabın varlığını cesaretle kabul etmeliyiz. Başka bir deyişle acıyı hafifletme ya da yokmuş gibi davranma isteği olmamalıdır. Acıdan kurtulma niyetimiz hep bizimle olmalıdır. Sonrasında içselleştirme sürecini başlatırız. Peki, nasıl içselleştireceğiz?

Olanları unutmadan, yok saymadan bir kenara bırakırız. Geleceği bilgece yapılandırmak için elimizdeki tek güç şu anın gücüdür. Bunun içinde, şu andaki gerçeğin doğasına odaklanırız. Bu nasıl olacak derseniz, size basit bir uygulama önerim var. Bu uygulama çok basit görünebilir, hatta ‘’aman sende’’ diyerek uygulamayı bir kenara atabilirsiniz. Yapmamanızı öneririm. Denemeden neler olacağını bilemezsiniz.

Biraz sonra paylaştıklarımı okumanızı ve sonrasında rahatsız edilmeyeceğinizi düşündüğünüz bir zamanda uygulamanızı tavsiye ederim. Başlamadan önce birkaç derin nefes alıp verin ve okuduklarınızı bilfiil zihninizle birlikte bedeninizde deneyimleyin.

‘’ Gözlerinizi kapatın ve zihninizi bedeninize nefesinize odaklayın ve Ayaklarınızı fark edin, annenizin karnından çıktığınızda minicik ayaklarınız, şimdilerde kocamanlar. Doğduğunuzdan beri koşulsuz olarak size hizmet ediyorlar. Kalbiniz, annenizin karnına düştükten 2 hafta sonra meydana geldi ve o günden bu yana, bedeninizdeki hücrelerinize bir an bile ara vermeden kanı pompalıyor. Bunun için de sizden herhangi bir yönlendirme de almıyor. Akçiğeriniz, mideniz onlar da aynı şekilde sizden yönlendirme almadan çalışmalarına devam ediyorlar.

Beyniniz, hücrelerden oluşan tüp şeklindeki yapının 21-28.nci gününde kapanmasından sonra oluştu. Hücreler farklılaşarak beyin hücresi haline geldi. Ve zamanla büyüyerek olgunlaştı. Nasıl bir insan olduğunuzdan bağımsız olarak değişim ve gelişimlerine an ve an devam ediyorlar.

Değişimin kaçınılmazlığı bedeninizde bir süre deneyimledikten sonra acı ve ıstırabı çok şiddetli hissettiğiniz bir anınıza ya da bir döneminize gidin. Ne kadar güçlü olsa da acının sürekli kalmadığını hatırlayın ve bunu hissederek deneyimleyin. Bunu yaparken hissettiğiniz acı bir kenarda, değiştiği durum diğer tarafta ikisini birlikte aynı anda zihninizde hissederek (deneyimleyerek) tutun.

Şimdi bakın bakalım zihniniz ve bedeniniz nasıl?

Daha sakin değil mi?

Gerçeğin doğasını deneyimlemek zihne, bedene ve kalbe çok iyi gelir. Uygulama sonunda nefesiniz daha rahat bir hale geldiyse bu iyiye işarettir. Büyük bir ihtimalle kalbiniz biraz açılmıştır.

Bu içselleştirmeyi sürekli tekrar ettiğinizde olabilecekleri sizin hayal gücünüze bırakıyorum

Her Daim Sevgi ve Işıkla

Sibel KAVUNOGLU