Edebiyatta NFT öncüsü oldu

İkinci kitabı ‘Proti Adası’nın Esrarı’nı yakın zamanda yayınlayan Zeynep Bugay, tüm seriyi tasarlamasına sebebiyet veren ‘Anne’ isimli öyküsünü NFT (Non Fungible Tokens) teknolojisi ile 3 Etherium yaklaşık olarak 12.520 dolar karşılığında sattı.

Dünya’nın ve ülkemizin gündeminde oldukça büyük yer tutan ve farklı sektörlerde olduğu gibi sanat alanında da üretilerin dijitalleşmesine aracı olan NFT teknolojisi çığır açmaya devam ediyor. Son zamanlarda NFT ile blockchain (blok zinciri) alt yapısına bağlanarak, taklit edilme riskini ortadan kaldırmak suretiyle hem sanatçıların eserlerinin orijinalitesinin korunabildiği hem de eserlerin tüm dünyadan farklı alıcılarla buluşturulduğu günümüzde, değerli yazar Zeynep Bugay’ın daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış, tek sayfalık ‘Anne’ isimli hikayesi de NFT teknolojisi ile Rarible.com'da satıldı. Kendisi ile kariyeri, yeni kitabı ‘Proti Adası'nın Esrarı’ ve NFT macerasıyla ilgili kısa bir sohbet ettik.

Edebiyatta NFT öncüsü oldu

- İlk kitabınız ‘Sevgili Nasıl Bulunur?’un ardından yeni kitabınızı bu kez bambaşka bir tarzda yayınladınız. ‘Proti Adasının Esrarı’ fantastik hikayesini kafanızda oluşturan o ‘ilk kıvılcım’ dediğiniz şey ne oldu?

Anlatmayı hayal ettiğim öykü için herkesi ortak bir noktada yakalayacak tanıdık bir duygu, müşterek bir olgu yakalamak ve o tanıdık duyguyla, o bilindik olgunun da etrafına bezeyebileceğim fantastik öğelerden hasıl edilmiş bir kurgu örgüsü oluşturabilmek istiyordum. Bunu kotarabilmek için göze görünen, aşikâr olduğunu düşündüğümüz her türlü unsuru farklı bir çerçeveden anlamaya, onların temel fonksiyonlarının dışında nasıl konumlandırabileceklerini düşünmeye, hayal etmeye gayret eden bir bakış açısı geliştirmeye çabaladım. Su olgusunun yaşamın başlangıcı, rahim, doğum, annelik, bereket temalarıyla olan bağlantısı, benim suya (denize, göle, okyanusa, dereye, şelaleye) olan ciddi düşkünlüğüm ve sevgim, ada unsurunun da gizli, saklı olanı suyun kutsiyeti ve doğal koruması sayesinde içinde barındıran yanıyla, yazacağım öykünün adada geçmesinin bana anlatacak çok değerli bir malzeme sunacağına kanaat getirdim. 40 yıldır yazları gittiğim adamızı, Kınalıada’yı kaleme almak istediğim hikayem için kayda değer bir kahraman, merak uyandırabilecek yan karakterler, ilgi çekici meskenler ve ana öykünün içinde dile getirebileceğim farklı destek hikayeler de sunabilir mi diye alıcı gözle incelemeye başladım.

Gece çok geç vakitlerde, ev ahalisi yattıktan sonra karanlıkta, tenhada, izbede gezip veya sabah çok erkenden, güneş doğuşunda evlerin, sokakların farklı yüz ve renklerini yakalamaya çalışıp, o duyguyu inatla kovaladım diyebilirim. Sonra bir gün, adamızın bana göre en zarif yapılarından birisi olan Poyrazlı Köşk'ün önünde, "Burada, Ada'nın Şövalyesi de olan Mars Tanrı'sı yaşasın, Proti Ada'sının ve organik anlamda bağlı olduğu diğer tüm Prens Adaları'nın da, kaderi onun kayıp kılıcının bulunmasına tabiyken, adanın insan sakinlerinin farkında olmadığı ama adanın bitki, tabiat örtüsü, hayvan dokusunun birebir içinde olup, deneyimleyeceği bir güç savaşı yaşansın" diyerekten yola çıktım. Adada, 2012 yılının kış zamanında, kızım Lea'nın babasının ekmek fırını önünde aç biilaç bir halde bulduğu Tekir İran kedim Gofret'i de yokluk ve sevgisizliğe meydan okuyarak, 2 sene boyunca adada hayatta kalma savaşında başarılı olduğu için ana kahraman olarak öyküme hemhal etmeyi duygusal anlamda uygun ve heyecan verici buldum. Zaten onunla ilgili 2016 yılının Mart ayında ‘Anne’ isimli kısa bir öykü yazmıştım. O hikayede Gofret'in maruz bırakıldığı yalnızlık ve mecburi yuva arayışı temaları bana bu kitapta nereden başlamam gerektiği konusunda yol gösterici oldu. Hepsinin toplamı sayesinde de tüm seriyi tasarlayıp, bu kitabı yazabildim diyebilirim...

- Fantastik bir hikaye oluştururken kurguladığınız dünya, olay örgüsü ve karakterler aslında sıfırdan yaratılıyor. Bu yaratımlar sırasında nelerden yararlandınız? Mesela, karakterlerinize isim bulma konusunda zorladınız mı?

Yaradılış sürecinin kendisi, kendi içerisinde döngüler ve tekrarlardan ibaret olduğu için daima tarihin tekerrür ettiğine atıfta bulunuruz. O sebeple, tarihi unsurları iyi bilmek gelecekte de var olacak yapıları, olayları doğru analiz edebilmek ve tahmin edebilmek adına çok gereklidir. Dolayısıyla, hayatın hiçbir aşamasında tamamen orijinal, sıfırdan, hiç esinlenilmemiş bir şey yaratmanın çok mümkün olduğuna inanmıyorum. Mutlaka ki benim üretim de hiç var olmamış bir şeyin bir anda ortaya çıkması değil; biraz bile olsa tanıdık gelen duygu, olgu ve olay örgülerinin farklı çehrelerde, tonlarda anlatımından ibaret. Farklılığı sağlayan unsurun bilhassa öykü anlatıcılığında dilin kullanımı olduğunu düşünüyorum ve 42 yaşıma girecek olmama rağmen yaşıtlarımın çok ötesinde, çok nitelikli ve oldukça zengin bir Türkçe kullanabiliyor olmamın bana ciddi bir avantaj sağladığına inanıyorum. Tüm bunların yanı sıra, 2009 senesinden günümüze dek, çok sayıda içrek grubun özel eğitimlerine katılmak suretiyle, farklı alanlarda; kozmoloji, felsefe, simya, hermetizm, uranyen astroloji, taroloji, okultizm vb. ve halen de çok farklı içerikteki konuları öğrenmeye çok ciddi bir disiplinle emek veriyor olmamdan ötürü, oradan gelen bilgisel donanımın bana sağladığı artıyı karakterlerin tasviri ve adlandırılmasında da kullanıyorum diyebilirim.

- Kitabınızdaki hikayeyi, intak yani insan dışı varlıkları konuşturma sanatıyla anlatıyorsunuz. Bana kalırsa hikayenizi anlatmak için oldukça zorlu bir yol seçmişsiniz. Kedi Mırmır’ın gözünden bizim de okurken hayalimizde canlanan o fantastik dünyayı betimlerken nasıl bir ön çalışma yaptınız, nelerden yararlandınız?

Yazarların seçimlerinin hayal dünyaları kadar bireysel yaşamlarıyla da bir anlamda özdeşik olduğuna inanıyorum. Benim dışarıdan çok özenilesi, içine girmeniz halinde de duygusal manada çok çileli ve güç bir yaşantım var. Katlanmak zorunda kaldıklarımın beni her seferinde daha da büyüttüğüne, ruhumda farklı ve kalıcı bir başka delik açıp, bir manada beni yaralarken veya sakatlarken farklı kabiliyetlerimi de elde olmaksızın uyandırdığına inanıyorum. Yani zor bir şeyler deniyorsam, boyumu aşacak şeylere hadsizce, hiç hesaplamaksızın cesaret gösterdiğim için değil, çok naif bir şekilde o yükün altından kalkma umuduyla bunu yaptığımı söyleyebilirim.

Mırmır'ın dünyası ilk kitapta adanın doğal habitatından ibaretken, ikinci kitapta aklımıza gelmeyen uzay zaman bağlantıları, yeniden doğum ve ölüm döngüleri kurguya dahil olarak, okuyucuya gerçekten başka türlü, fantastik öğeleri ciddi manada zenginleşmiş bir dünya sunacak. Bu durumda, ilk kitapta ısınma turları dahilinde yapısallığı daha akla yatar bir noktada tuttuğumu ve sadece görünmeyen unsurları dillendirerek güçlüğü belli bir kademede tutup, kendime, seçtiğim zorlu yola alışma süresi tanıdığımı söyleyebiliriz.

- ‘Proti Adası’nın Esrarı’ bir seri olarak devam edecek anladığım kadarıyla… Serinin devamında hikayenin geçtiği ana mekan yine Kınalıada mı olacak?

Ana olay örgüsünün merkezi Kınalıada olacak gibi gözüküyor. İkinci kitapta Antares, Regulus, Sirius gibi yıldız bağlantılarını da kurguya kattım. Ama serinin şu anda kaleme aldığım üçüncü kitabında Neptün'den gelen mahir bir suikastçı takımından tutun da denizin dibinde 1300 metrelik bir uçurum olarak nitelendirebileceğimiz Çınarcık Çukuru'na, batık ada Vordonisi'ye kadar pek çok farklı noktayı da anlatıyorum. Beni ne korkutuyor, ne heyecanlandırıyor veya bana ne hayal kurdurtuyorsa onu öyküye uygun bir matematik dahilinde sokmayı seviyor.

- Kitabınızda bulunmayan ama tüm seriyi tasarlamanıza sebep olan ‘Anne’ isimli ilk öykünüzün, dünyanın son yıllarda ilgi gösterdiği kripto para birimi olan NFT teknolojisi ile satışını gerçekleştirdiniz. Üstelik 3 Ethereum’dan yani bugunki karşılığıyla yaklaşık 12.500 dolar gibi çok ciddi bir fiyata... Sanırım bu Türkiye’de ilk olan bir gelişme, bunun hikayesini ve neden böyle bir şey yaptığınızı anlatır mısınız? Dünyada bunun başka bir örneği var mı?

Dijital alandaki her türden yeniliği ve girişimi, hatta tersine mühendislik akımlarının da büyük bir kısmını merak ve ilgiyle takip ediyorum. NFT teknolojisi de bu güncel yapının bir parçası ve fiziksel bir üretinin ya da eserin blockchain (blok zinciri) altyapısıyla dijitalizasyonunu sağlayarak, eseri tek ve eşsiz olacak bir şekilde kimliklendirmeye yarıyor. NFT'ler genelde dijital sanat eserlerini satmak ve satın almak için kullanılıyor; dijital bir resim, bir müzik dosyası, fiziksel nesnelerin görüntüleri hatta tweet'ler bile bu kapsama girebiliyor. Yani bir resim koleksiyoneri NFT ile bir eser satın aldığında duvarına asacağı bir tuval edinmek yerine jpg formatında görsel alıp, ödemeyi de kağıt para yerine kripto para birimlerinden birisi olan Ethereum ile yapıyor. Ancak tüm bu anlattıklarım çok zor ve kafa karıştırcı bir uygulamaymışçasına da NFT'yi gözünüzde büyütmesin. Herkes bir NFT oluşturabilir. Bunun için bir NFT pazarına (OpenSea, Mintable, Nifty Gateway, Rarible gibi) içeriğinizi yüklemeniz, dijital bir cüzdan edinmeniz ve satışı da tamamlamak için ne türden kripto para birimlerine ihtiyacınız varsa onları almanız yeterli olacaktır.

Ben, ‘Proti Adası'nın Esrarı’nı 2019 senesinin yazının sonunda kaleme almaya başladım. Fakat tüm o macerayı anlatabilmeme sebebiyet veren, beni kitaba esinlendiren orijinal öyküm, 2016 yılının Mart ayında, bir gün düz bir kağıda karaladığım, tek sayfalık ve bu kitaba da asla katmadığım ‘Anne’ isimli hikayemdi. Kedim Gofret yani hikayedeki adıyla Mırmır'ın öz annesinden kopartılıp, bir hediye olarak Kınalıada'da ilkokul öğretmenliği yapan Şükran Hanım'a verilişi, onun o ayrılış esnasında yaşadığı korku, kaygı ve hayal kırıklığının onu annesinden çekip kopartanlar tarafından hiç umursanmaması ve maruz kaldığı tüm o yalnızlığı anlattığım o ilk öykümü yaygın kullanılan NFT pazarlarından birisi olan www.rarible.com'a yüklemeye karar verdim. Çünkü bu hikaye, kitaba dair olan ilk ve tek çalışmamdı; tanımlandırılması için Rarible sisteminin talep ettiği açıklamaları da ekledikten sonra ‘mining’i (kripto madenciliği) yapılarak, eserin ücreti belirlendi. Satışa sunmamın hemen ardından, 1 gün gibi kısa bir süre sonra da çok ciddi bir rakama alıcı buldu. Güncelliği yakalayan, ilk niteliğinde bir işe imza attığım ve edebiyat alanında dijitalizasyonun ehemmiyetini tüm Türkiye'ye vurgulayacak şekilde öncü olduğum için çok mutluyum.

Bunu yakında 42 yaşına girecek olan, X kuşağının bir mensubunun yapabilmiş olmasının da ayrı bir takdir unsuru olduğuna inanıyorum. Dünyada bunun emsali olduğundan eminim; örnekler mutlaka ki vardır ama Türkiye'nin NFT ile bu denli kısa bir zaman zarfında, böylesi ciddi bir rakama satılan ilk, tek ve biricik öyküsünün bana ait olması sebebiyle haklı bir gurur yaşıyorum, koltuklarım kabarıyor desem yeridir.