Hollywood’un yıldızı Türk: Mustafa Yazıcıoğlu

Türkiye’de yaptığı akademik kariyerinin sonucunda sektördeki uzmanlığı ile tanınan ve bilinen Türk besteci Mustafa Yazıcıoğlu, yer aldığı projeler ile dünyanın da önde gelen isimleri arasında anılıyor. Film müziği çalışmalarına Amerika’da başlayan ve kariyerini Los Angeles’ta sürdüren Yazıcıoğlu, ilk deneyimini 2005 yılında yönetmenliğini ‘Yüzüklerin Efendisi’ üçlemesinin yönetmeni Peter Jackson’un yaptığı ‘King Kong’ filmindeki asistanlığı ile yaşadı. Türkiye’deki ilk uzun metraj film çalışmasını, 2010 yılında yönetmenliğini Ahmet Faik Akıncı’nın yaptığı ‘Kubilay’ filmi ile gerçekleştirdi. Yazıcıoğlu, bugünlerde film müziği alanındaki en büyük projem dediği Oscarlı aktör ve film yapımcısı Forest Whitaker’in yapımcılığını, Alex Ardenti’nin de yönetmenliğini üstlendiği ‘The Driver’ filminin müziklerini besteliyor. Şimdilerde yeni single'ı M.O.N.O.L.O.G.U.E'un heyecanını yaşayan Yazıcıoğlu ile müziğe ve yeni projelerine dair konuştuk...

- Öncelikle müzik yolculuğunuz nasıl başladı?

1981 yılında Polonya’nın Varşova kentinde doğdum. 7 yaşımda ailemle birlikte Türkiye’ye geldim. Müzik eğitimime 6 yaşımda piyano dersleri ile başladım. 15 yaşıma kadar klasik piyano repertuvarı çaldım. Daha sonra Prof. Dr. Elsner Barteleo ile bestecilik, kompozisyon ve orkestrasyon çalışmaya başladım. İlk bestelerimi solo piyano için bestelemeye başladım. Lise dönemimdebir yandan Feyza Sönmezöz ile piyano çalışmaya devam ederken bir yandan da Prof. Dr. Server Acim ile kompozisyon, armoni ve orkestrasyon çalışmaya devam ettim. Onunla çalışırken kendisinin ilk tiyatro müziği çalışmalarına da tanıklık ettim. Görüntü ve müziğin büyülü dünyası beni içine almıştı. Çocukluğumun kült filmi, ‘Geleceğe Dönüş’ üçlemesindeki Alan Sylvestri imzalı filim müzikleriyle tanışmak film müziği besteleme isteğimin asıl oluşmaya başladığı ve tutkuya dönüştüğü dönem oldu.

- Hayallerinizin giderek büyümeye başladığı dönemde kariyer planlarınız nasıl değişti?

Lise bittikten sonra İstanbul Teknik Üniversitesi’ni kazandım ancak devam etmedim. 1 yıl sonra Yıldız Teknik Üniversitesi Duysal Sanatlar Kompozisyon Bölümü’nü kazandım. Üniversite hayatımın ilk yılında internet ile tanıştım. Aslında internet bana müzik kariyerim konusunda yeni kapıları aralamış oldu. Türkiye’de film müziği besteciliği konusunda yapmış olduğum araştırmalardan yeterli sonuçlar alamamıştım. Bu alanın akademik bir alan olduğunu Amerika’daki okulları araştırırken farkına vardım. Üniversitenin 3. sınıfındayken Kanada’daki bir Türk arkadaşım sayesinde Türkiye dışında bir okulda daha eğitim alabileceğimi ve Amerika’da 'Thornton School Of Music’te film scoring eğitimleri verildiğini öğrendim. ‘Film Scoring’ hakkındaki ilk bilgileri online eğitim alarak bu üniversitede aldım.

Sektörde tanınmış film müziği bestecilerinin online seminerlerine katıldım. Daha sonra Berklee College Of Music’in ‘Film Scoring’ bölümüne başvuru yaptım. Başvurum kabul edildikten sonra hayatımın asıl serüveni başlamış oldu. Sektörde yer almaya başladığım projelerde bu işin ne kadar disiplin gerektiren bir iş olduğunu anladım. Türkiye’ye döndükten sonra aynı departman kültürünü ve çalışma şeklini burada sektör içinde uygulamaya başladım ama beklediğim gibi bir gidişat olmadı. Bu doğrultuda hedefim, mesleğimin sektörel gereksinimlerini dünyanın kabul ettiği standartlarda devam ettirmek ve bunu kendi ülkemde de sağlamak.

- Amerika ve Türkiye olarak her iki ülkede de çalışmalarınızın devam edeceğini anlıyoruz. Çalışmalarınızı nasıl yürütmeyi planlıyorsunuz?

Çalışmalarım her iki ülkede de devam ediyor. Amerika'da Los Angeles / California’da stüdyom var. Türkiye’deyken de internet yoluyla Amerika’daki işlerimi yürütebiliyorum. Türkiye’de de bir stüdyo kurma hazırlıkları içerisindeyim. Stüdyo sadece bana özel bir alan olmasının yanı sıra anı zamanda diğer sanatçıların ve eğitim almak isteyen öğrencilerin de katılım gösterip ayrıcalıklı hissedebileceği bir yapı olacak.

- Sizi en doğru tanımlayan ünvan nedir? Hangi alanlarda aktif çalışmalarınız var içeriğinden bahsedebilir misiniz?

‘Film Müziği Bestecisi’ beni tam olarak anlattığına inandığım tek ünvan. Bir film, dizi, belgesel vb gibi projelere müzik yazma dışında bir sanatçıya şarkı besteleyip vermek, sanatçının kendi şarkısına aranje yapmak da diğer faaliyet alanlarım. En büyük tutkularımdan biri de özellikle Amerika'daki ‘West Coast Rap’ ve ‘Hiphop’ sektöründe yer alan sanatçılara ‘beat’ denilen alt yapıları çok yaptım ve hala en büyük tutkum...

Projelerden bağımsız kendi albüm ve single çalışmalarımı da yapıp yayınlıyorum. Yeni dönemde başta piyano olmak üzere çaldığım diğer enstrümanlarla da performans videoları çekip bunları hem albüm hem de video konser konsepti ile yayınlıyor olacağız. M.O.N.O.L.O.G.U.E adında yeni single’ım çıktı birkaç gün önce. Single, kendi dağıtım şirketimiz olan Dijitalent Records etiketiyle tüm dijital platformlarda yayınlandı. Beni çok heyecanlandıran, yine önümüzdeki günlerde imzalanacak çok önemli bir proje.

- Yaptığınız müziği nasıl tanımlıyorsunuz?

Anlatımcı, betimleyici. Bir filmde müziklendirdiğim sahnenin atmosferini müzik ile ifade etmeye çalışmak öncelikli amacım. Her film ya da her sahne özel bir melodiye ihtiyaç duymayabilir ama her filmin ya da sahnenin bir atmosferi vardır. Bu durum benim için film müziğini diğer müziklerden ayıran başlıca etmendir. İyi müzik iyi bir film müziği demek değildir.

- Sektörel anlamda buna benzer çalışmalar devam edecek mi?

Kesinlikle her zaman devam edecek üretmeye devam ettiğimiz müddetçe her zaman paylaşmalıyız zaman ayırmaya çalışmalıyız. Kendimize kattığımız en son yeniliğimiz kitabı destekleyecek tamamen Türkçe içerikli ‘film müziği’ ana başlığı ile müzik eğitimi ve stüdyo eğitimleri yaptığım bir Youtube vlog kanalı açtık.

- Bir de yayınlanmış bir kitabınız var: Film Müziği Teknikleri... Ondan da kısaca bahseder misiniz?

Kitabın yayınlanmasındaki amaç, bu alanı daha bilinir ve ulaşılabilir hale getirmekti. Bireysel amacım ise genç kuşak için rol model olmak ve sektörde bir ilk olmasıydı ve bunu gerçekleştirdim. En hoşuma giden bir tarafı da beni öğrencilerle yakınlaştırıyor. Misyonum ise gençlerin yolunu açmak, onlarla bu alanda deneyimlerimi paylaşmak. Birbirimizle etkileşimimiz çok güzel bir sinerji oluyor ve bana da daha çok itici güç oluyor.