Her şey insanın elinde bozulur

Biz insanlar olmadan da dünya vardı. Biz geldik ve her şeyi değiştirdik. Her şey daha iyiye mi gidiyor; yoksa çok daha kötüye mi? Doğa felaketleri, iklim değişiklikleri, çevre kirliliği, biz insanları varoluşumuzu sorgulamaya itiyor... Bu noktada varoluşumuzu ve kurulu düzenin oluşum sürecine odaklanmak gerekiyor. 

Devletin ortaya çıkışı çoğunlukla toplum sözleşmesi teorisiyle açıklanır. Toplumun yaptığı en bariz sözleşme nedir? Devletle yapılan sözleşme, anayasa.

İnsan kendi sonsuz iradesini, özgürlüğünü Anayasa ile sınırlandırır; doğduğu andan itibaren içinde bulunduğu devletin yasalarına göre temel hakları ve özgürlüklerine bağlı olur ve bunların limitleri de çizilidir.

Toplumsal sözleşme ile siyasi iktidarların (hükümet, parlamento rejimleri) meşruiyetlerini sağlanmaktadır ve yasama, yürütme ve yargı gibi organların şeması çizilmektedir.

Toplumsal sözleşme deyince genelde Thomas Hobbes ve Jean-Jacques Rousseau akla gelir.

Hobbes, toplumsal sözleşme olmadan insanların bir arada yaşamasının tamamen kaosa sürükleneceğini söyler. Hobbes, anayasal düzende bir devlet çatısı olmazsa insanın doğal halde kargaşa ve kaosun hüküm sürdüğü bir rejimde sürükleneceğini net bir şekilde ifade eder.  Hobbes’un dillere pelesenk olmuş lafları da bu teorisini destekler “insan insanın kurdudur” “herkesin herkesle savaşı”… 

Hobbes, Leviathan adlı eserinde insanların güven içinde yaşamalarını ve toplumun ortak faydasının hakların bir kişiye ya da kurula devredilmesi gerektiğini ve bu kurulun da devredilen hakları gözetmesi, haksızlıklara karşı cezalandırıcı görevi olmasını öngörmüştür. Hobbes’un teorisine göre insanlar haklarını ve özgürlüklerini Leviathan isimli bir ejderhaya devrederler. Bunun karşılığı olarak ise Leviathan’dan düzen ve güvenlik beklerler.

Rousseau’nun sözleşme teorisinde ise doğal durumda barış, eşitlik hakimdir. Ancak özel mülkiyetin ortaya çıkışı bu düzenin bozulmasına neden olur. Rousseau, bu durumu "Yaratıcı’nın elinden çıktığında her şey iyidir. Her şey insanların elinde bozulur" sözleriyle açıklamıştır. Rousseau’nun teorisine göre bozulan düzene karşı toplumdaki insanlar sosyal bir heyet oluşturarak ortak bir varlık meydana getirmişler ve bu varlığa da devlet adını vermişlerdir.

İkisinin farkına gelecek olursak, Doç. Dr. Ferhat Ağırman’ın bir makalesinden aynen alıntı yapmak istiyorum:

“Hobbes’un doğa durumunu bir savaş hali olarak tasvir etmesinde en temel etken, insanın doğası gereği bencil bir varlık olmasıdır. Hobbes’un aksine, Rousseau insana ilişkin daha iyimser bir tablo çizer. Bunun sonucu olarak da, doğa durumunu daha pozitif bir şekilde karakterize eder. Hobbes ve Rousseau, bu tasarımlarından hareketle devletin ortaya çıkışını ve insanları ortak bir irade altında toplanmaya iten sebepleri açıklarlar. Ancak, Hobbes bu amaca hizmet eden ve devletin gerekliliğini kanıtlayan bir doğa durumu tasviri sunarken; Rousseau’nun ortaya koyduğu iyimser tablo devletin gerekliliği konusunda soru işaretleri doğurur. Diğer bir deyişle, Hobbes’un doğa durumuna ilişkin sunduğu karamsar tablo, insanların niçin doğa durumundan siyasal bir otoriteye ve yasalara bağlı bir şekilde yaşamayı devletin ve yasaların olmadığı bir duruma tercih edeceklerini anlaşılır kılar. Sonuç olarak, insanlar bir tercihle karşı karşıyadır. Bir yanda, sürekli çatışmanın ve karmaşanın olduğu ve dolayısıyla herkesin yaşamının tehdit altında olduğu bir durum söz konusudur. Diğer yanda ise, barışın sağlandığı; fakat bazı özgürlüklerin bu uğurda mutlak bir güce teslim edildiği bir durum mevcuttur. İnsanların çıkarları doğrultusunda hareket eden varlıklar olması, kaosun hakim olduğu doğa durumundan devletin ve yasaların olduğu bir düzene geçişi kaçınılmaz kılar. Bu bağlamda, Hobbes bütün parçaların yerine oturduğu tutarlı bir resim çizer. Buna karşın, Rousseau’nun doğa durumu tasviri, devletin niçin gerekli olduğu hususunda yeterli ve doyurucu bir açıklama ortaya koymaktan uzaktır. Çünkü Hobbes’un aksine, Rousseau doğa durumunu insanların arzu edeceği bir durum olarak tasvir eder. Bu da, doğal olarak, insanların niçin bir siyasal otoriteye boyun eğmek isteyeceklerinin açıklamayı güçleştirir.”

Peki sizce insanın doğal hali kaos mudur yoksa huzurlu doğa sahiplenici insan yaklaşımıyla mı bozulmuştur?

Av. Oğuz Kara

(kara@oguzkara.av.tr)