Mantığa uygun efektleri ve komik hikâyesiyle izleyenleri eğlendiren Gulliver'in Gezileri, sinemaseverlere sürpriz yaparak Titanic'in batışını ilk kez üç boyutlu beyaz perdeye taşıyor...

"Hayal ile gerçeği birbirinden ayıran tek etken aşktır. Aşkı sevgiden ayıran tek etken ise zamandır."

Ozan Akarı

ozan.akari@milliyet.com.tr


Gulliver's Travels-Gulliver'in Gezileri

Bir gazetenin ofisinde çalışan Lemuel Gulliver, hoşlandığı kızın gözüne girebilmek için Bermuda'nın yolunu tutar. Amacı gizemi bir türlü çözülemeyen Bermuda Şeytan Üçgeni ile ilgili bir yazı yazmaktır. Tekneyle denize açıldığı bir gün fırtınaya yakalanan Gulliver, Liliput adında bir adaya gelir ancak bu adada normal insanlar değil minik bir halk yaşamaktadır. Minik insanlar tarafından esir alınan Gulliver başına gelenlere bir anlam vermeye çalışır...

Orijinal hikâyeye akıllı yamalar

Gulliver'in Gezileri bir komedi filminin en önemli etkeni olan kahkahaları içinde barıdırıyor.(Özellikle sarayda çıkan yangına Gulliver'in müdahalesi tek kelimeyle mükemmel.) Zaten Jack Black kısa boyu, şişko vücudu ve şapşal suratıyla yüzünüzde bir tebessüm oluşmasına neden oluyor bile... Hollywood yine yapacağını yapıyor ve akıllı yamalarla(Transformers, Star Wars, Testere ve Titanic filmlerine atıfta bulunuluyor. Beyaz Saray anlatılıyor.) izleyenler can evlerinden vuruluyor(İlk hedef kitlenin Amerikalılar olduğunu sakın unutmayın!) tıpkı animasyonlarda uygulanan teknik gibi...(Shrek serisinde Amerikan güreşi, Hollywood caddesi, Matrix dövüş sahneleri, at arabalarının park edilmesi ve trafik ışıkları günlük hayattan alınıp, kullanılıyordu. Böylece izleyenler kendilerinden bir parçayı animasyonda bulup sahipleniyor ve bu da gişeye yansıyordu.) Bakalım Hollywood'un elindeki formül bu sefer de tutacak mı?

Dijital efektler hiç sırıtmıyor!

Gulliver fırtınaya yakalanır ve bir hortumun içinden Liliput adasına geçiş yapar. Dijital efekt olan hortumdan filmin tamamını kaplayan minik insanlara kadar gözü yoran, bu sırıtmış ve olmamış diyebileceğimiz bir sahne neredeyse yok. (Sadece Gulliver'in kapalı alanlardaki tekli çekimlerinde minyatür bir tiyatro ya da sarayda olduğu hissine kapılıyorsunuz.) Yönetmen Rob Letterman elinden geldiğince her sahneyi akla ve mantığa uygun yapmaya çalışmış. Bermuda Şeytan Üçgeni'nden Liliput adasına geçiş filme büyük bir gizem katmış. (Bu üçgenin köşelerinde Bermuda, Florida'daki Miami, ve Puerto Rico'daki San Juan olduğu kabul edilmektedir. Ve hâlâ buranın gizemi bir türlü çözülememiştir.)

Titanic üç boyutlu batıyor!

Dev Gulliver ve minik Liliput adası sakinleri arasındaki fark sadece 3 boyutla bu kadar iyi verilebilirdi. (Minik saray, evler, ağaçlar...) Transformers'a benzeyen robotla Gulliver'in iki silahşör gibi kapışması görsel açıdan izleyenleri etkilese de 85 dakikalık uzunluğu biraz kısa geliyor. Kısacası tadı damağınızda kalıyor. Filmin en büyük sürprizi ise James Cameron'un daha Titanic'i 3-D olarak tekrar vizyona sokmadan Gulliver'in Gezileri'nde dolaylı yolla da olsa Titanic filminin üç boyutlu olarak ilk kez batışının gösterilmesidir. Amerika'da geçtiğimiz hafta sonu vizyona giren film iki günde 6 milyon dolar, okyanus ötesinden de 12 milyon dolar kazandı. Böylece ilk hedef kitlenin filme pek yüz vermediği de ortaya çıkmış oldu...