Hayat, kaybettiğimizi sandığımız şeyi yeniden bulma arayışıdır

Hayat sürekli bir dengede kalma savaşıdır ve biz insanlar çoğunlukla abartıya gitmeyi, denge merkezinden uzaklaşmayı severiz. Krizlerle öğrenir ve uçlara gittikçe, çarpa çarpa idrak ederiz. Dolayısı ile insan istenç ve arzuların yaratığıdır. Ham varoluşumuz arzu ve isteklerimizin netleşmiş, belirginleşmiş halidir. Bir kimlik oluşturmak, kabul görmek, güçlü hissetmek hatta bu uğurda akıl almaz şeyler yaparak buna akılcı bir neden yaratmak bizim için zor değildir. Ham, saflaşmamış ego sakinleştirilmesi, evcilleştirilmesi gereken bir hayvandır. Egomuz yaramazdır. Onun kendi düzeni ve istekleri vardır. Çoğu zamanda akışla ilerlemek istemez, kendi yönünü kendisi bulmak ister, içeriden. Egomuzun savaşları vardır. Savaşsız ego olmaz. Hayatta bir şeyler inşa etmek hedef gerektirir.

Kadim felsefeler ise dengeden, akıldan ve güzellikten, ve bunlara dahil olan yüksek ahlaktan, meziyetlerden bahsederler. Kurallar bir yana, evren ya da dünya sanki bir denge üzerine kurulu gibidir. Dünyada hiçbir şey sonsuza kadar kalmaz. Ölüm vardır. Her şey doğar, büyür, ölür ve bir başkasına dönüşür. Mevsimler de öyle. Hayatta sürekli bir yenilenme ve kendini gerçekleştirme hali vardır. Ancak biricik hayatımızda bu esnekliği, bu Zen kafasını yaratabilmemiz hiç kolay değildir, çoğu zamanda yaratamayız; belki bu bütünlük hissine ancak belirli sürelerle erişebiliriz. Hayat bizi bir şeyler inşa etmeye zorlar. (Satürn) Bir eksiğimiz, bir derdimiz, sıkıntımız (6. ve 12. evler) vardır. Bu dertler ve sıkıntılar bize rehber olur ve yolumuzu çizmeye başlar ve bizler de kimliklerimizi oluşturmaya başlarız. Hatta belirli yaşlarda kendimizden öylesine emin oluruz ki herkesin de kendimiz gibi olduğu yanlışına kapılır, aşırı eleştirel hatta cezalandırıcı bile olmaya başlayabiliriz.

Hayat bizi şaşırtıcı derecede oyunlarla test eder. Hayatta hep bir düzen vardır ama hayat kendini öldürüp yenilerken, bizler egomuzu öldürmekte, kendimizi yenilemekte çok zorluk çekeriz. Ölmekten korkarız, kaybetmek istemeyiz. Ancak hayat bizi öyle ya da böyle, denge oyununda tutmaya çalışır. Hayat eksiklerimizi anlama, kendimizi, bütünlüğümüzü yeniden keşfetme arayışıdır. Çoğu zaman başladığımız noktaya döneriz ve eksiğimizi yine kendi içimizde buluveririz. Bu yıllar alsa da büyük çember tamamlanır ve nihayetinde kendi merkezimize ulaşabiliriz.

Astroloji bu açıdan insanın kendini arama arayışının bir parçasıdır. Astroloji evrensel semboller içerir. Kendi kuyruğunu yiyen Uroborus, sonsuz döngüyü anlatır. Ruhumuz evrenin değirmeninde iyice incelir, saflaşır, çok değişik reaksiyonlardan geçer ve sembolik olarak, sanki bir simyasal bir süreç gibi kendi özüne döner. Doğum haritamız ruhumuzun geçirdiği bu süreç içinde sanki bir an gibidir. Ancak bu öylesine bir andır ki hem geçmişi hem de sonsuzluğa dayanan geleceği de içinde barındırır. Bu maddi dünya ruhumuzun değirmenidir ve herkese sonsuz ifade fırsatları sunar. Eğer egomuzu bilinçli bir şekilde dengeye getirebilirsek ki bu merkez noktadan tüm dünyayı daha iyi görebiliriz, o zaman kendimizi gerçekleştirmiş oluruz. Böylece sürekli bir dönüşüm içinde kaybettiklerimizi, korkularımızı daha iyi fark edebilir, aslında her şeyin zaten daha başından beri bizde olduğunu anlarız.