KADIN OLMAK

Karşımdaki, sıcak güneşin altında kavrulurken haklı bir serzenişte bulundu, “ Keşke dünyaya erkek olarak gelseydim, kadın olmak çok sıkıcı, erkeklerin ne regli ne ağda derdi var”.  Kelimeler, birbirini izlerken önce katılır gibi olsam da içimden güçlü bir itiraz yükseldi. O yükselen duygu bana “ Kadın olmak” tan çok keyif aldığımı hatırlatıyordu.

Gerçekten de bu yaşamda kadın olmanın çok ayrı bir zevki var, hayatın o ince ve zarif dokusunu soluyabilmenin, yaşamla bütünleşmek için verilmiş ayrıcalıklı bir yetiye sahip olmanın deneyimlendikçe kıymeti anlaşılıyor.

Erkeklerle aramızda biyolojik çok fazla farklılık olduğunu biliyoruz, ama bilim ilerledikçe bu farklılıkların sandığımızdan da fazla olduğunu keşfettik. Örneğin, kadının gördüğü renk tonlarının erkeklerden daha fazla olduğu, bir kadının duyguların merkezi olan amigdalanın daha çocuk yaşlardan itibaren erkeklere nazaran daha fazla gelişmiş olduğu gibi… Bu kadarı bile bizim hayatın duygularını çok daha derin yaşamamızı, yaşamı çok daha renkli görmemizi sağlıyor.

İnsanın yaşama sevincini veren sanat olgusunun, belki de en güzel yapı taşları renkler ve duygulardır.  Fonksiyonel olmak hayat kurtarıyor, hissedebilmek kurtulan yaşamın anlamını veriyor.

Yine de yukarıdaki serzenişte haklı bir taraf var, belki cümleyi “bu çağda kadın olmak” diye düzeltmeliyiz. Yaşam o kadar hızlı ve gereksiz kalabalık ki duygularımızı hissedecek yeterince ne zamanımız, ne de kalbimizde yerimiz var. Zihin almış başını gidiyor, bir kelebeğin kanatlarındaki gibi yaşamın detaylarındaki incelikte hayranlık uyanacağına, detaylarda kaybolup yaşamı savaşa çeviriyor.

Çok yıllar önce kadının kutsallığı ile bilinen anaerkil yapı, yaşam koşullarının zorlaşması ile egemenlik bayrağını erkeklere devrederek ataerkil yapıya evrilmişti. Bu da bence haklı bir geçiş idi, süreç esnasında varlığın gerçek değerini, duygularını, düşüncelerini tanıyabilmesi için her iki yönde de bir yer değişikliği yaşanması oldukça gerekliydi. Bu hem kadın, hem de erkek için geçerli. Varlığı bazen, en iyi yokluk anlatır, değil mi?

Ama sanırım bir şeyler yanlış gitti. Bizim yer değişikliğimiz biraz uzun sürdüğü için mi yoksa yaşadığımız çağda ritüeller, kültürel aktarımlar azaldığı, geçmişten kopup bireyselleşme dönemine denk düştüğü için mi yolumuzu kaybettik bilmiyorum. Belki de olması gereken buydu, tümüyle yeniye, hiç yaşanmamışa, gerçek olana geçebilmek için.  

Sonuç olarak geldiğimiz yerde kendi varlığımızı “buldum” zannederken tümüyle kaybettik. Kadınlık değerini biliyorum derken, çoğumuz bir kadınlığı ataerkil toplumun değer yargılarının bir parçası olan kariyerli olma ve kutsal anne olma gibi başlıkların arasına sıkıştırıyoruz. Üzerimizde bu etiketler olmadan,  ataerkil dünya için bir şekilde fonksiyonel olmadan değerli olduğumuza inanmıyoruz.

Ama ben her zaman doğaya güvenirim, çocuklarını kendiliklerini keşfetmeleri için özgür bıraksa da içeriye her zaman ihtiyaç duyduklarında bakabilecekleri bir anahtar bıraktığını yıllar içinde mesleki olarak bizzat gözledim.

Kadınla erkek arasındaki önemli farklardan biri bizim kendimizle iletişimimizi sağlayan Serotonin maddesinin kadınlarda daha düşük salgılanıyor olması. Bu aslında kadınların çok daha kolay depresyona girmesine, ruh halinde kolay kaygı oluşmasına sebep oluyor.

Bu hormonal döngünün en güzel yanı ise doğamızdan uzaklaştığımızda alarm vermesi ve kendimizle ilişkimiz güçlü olduğu zaman ise yaşam tarzımızla yükselebiliyor olması. Aslında kendimizi depresyonda hissetmek, tükenmiş veya mutsuz hissetmek artık kendi varlığımızı hatırlamamızın zamanının geldiğini hep anlatan işaretler.

Kadının yolculuğuna gelince, yaşamın o dokusunda bulduğu anlamı önce içinde keşfetmesi gerekiyor. Sonrasında ise o dokunuşların bir yansıması olmayı… Ama işin en büyük sırrı ise, kariyer, annelik, top modellik olmadan yani ataerkil bakış açısının değerlerine mahkûm olmadan içinde kendi doğasının mucizelerini keşfedip sahip çıkması gerekiyor. İşte o zaman seçtiğimiz her şeye yansıtacağımız bir benliğimiz ve gerçek katma değerimiz olacaktır.

Diyorum ya, kadın olmak gerçekten keyifli, tadını çıkarın!

Uzm Dr Seda Ülgen

xsulgen@yahoo.com